6. “Meryem oğlu Îsâ: “Ey İsrâiloğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat’ı doğrulayan, benden sonra gelecek ve adı Ahmet olacak bir peygamberi müjdeleyen, Allah’ın size gönderilmiş bir peygamberiyim” demişti. Ama o elçi, kendilerine belgelerle geldiği zaman: “Bu, apaçık bir sihirdir” demişlerdi.” Biliyoruz ki Kitaplar ve Peygamberler aynı kaynaktan geldikleri için birbirlerini asla nakzetmezler. Aksine bütün Kitaplar ve tüm Peygamberler birbirlerini desteklerler. Hz. Îsâ da bakın şöyle demişti: “Ey İsrâiloğulları, doğrusu ben, benden önce gelmiş Tevrat’ı tasdik etmek, doğrulamak, benden sonra gelecek ve adı da Ahmet olan bir peygamberi müjdelemek, haber vermek üzere Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberim.” 1- “Yani ben yeni, garip, türedi birisi değilim. Size duymadığınız, bilmediğiniz bir din de getirmiş değilim. Bu dini benden önce Mûsâ’da getirmişti. O halde ben, benden önceki Tevrat’ı yalanlamaya değil, tasdik etmeye geldim.” 2- “Benden önce Tevrat’ta benim geleceğime dair verilen müjde işte şimdi gerçekleşiyor. Benden önce Hz. Mûsâ’nın benimle ilgili haberi şimdi gerçekleşiyor. Tevrat’taki kayıtları ispatlamak için Rab-bim beni size gönderdi. Benim gelişimle Tevrat’ın haberi hak olmuştur.” 3- “Ben Allah’ın son elçisi olan Ahmed’in geleceğine dair Tevrat’ın verdiği müjdeyi tasdik etmek üzere dünyaya geldim. Bakın şimdi ben de onun geleceğini size müjdeliyor ve haber veriyorum.” Yani bu âyet açıkça Resul-i Ekrem’in bizzat adı da verilerek Hz. Îsâ’nın ağzıyla dünyaya geleceğine dair müjdeyi ihtiva etmektedir. Tevrat da, İncil de, Hz. Mûsâ (a.s) da, Hz. Îsâ (a.s) da Rasûlullah Efendimizi bizzat ismini zikrederek müjdelemişlerdir. Ama ne zaman ki Hz. Îsâ, yahut da Muhammed (a.s) kendilerine apaçık deliller, apaçık Beyyine’lerle gelince, “bu apaçık bir sihirdir” dediler. Îsâ’nın (a.s) müjdeleyip haber verdiği Ahmed, onlara apaçık âyetlerle geldiği zaman “bu apaçık bir sihirbazdır” deyiverdiler. Peygamberlerinin tasdik edip doğruladığı son peygambere iman edecekleri yerde reddediverdiler. “Beklediğimiz o değildir” diye Allah’a iftira ettiler. Öyleyse iş bu kadar açık ve net iken: