9. “Putperestler istemese de, dinini bütün dinlerden üstün kılmak için, peygamberini, doğruluk rehberi Kur’-an ve gerçek dinle gönderen O’dur.” Allah, peygamberini hidâyetle, hidâyeti gösteren bir kitapla ve hak bir dinle gönderendir. Müşrikler istemese de, kâfirler hoşlanmasalar da, Allah dinini, bu peygamberiyle gönderdiği hak olan İslâm dinini bütün dinlere karşı üstün kılacak, galip getirecektir. Peygamber, Allah’ın kendisine hidâyet ettiği ve aynı zamanda Allah’ın izniyle insanları hidâyete ulaştıran, insanları küfür ve şirk bataklıklarından, isyan ve itaatsizlik bâdirelerinden, karanlıklardan nûra, hidâyete ve aydınlığa çıkarandır. Peygamber, insanlara yol gösteren mihmandardır. İnsanları dünyada en doğruya, en güzele, en doğru bir hayata, âhirette de ebedî kurtuluş ve cennete çağırandır. Allah tarafından seçilmiş, Allah tarafından eğitilmiş ve hayatı da yine Allah tarafından yasallaştırılıp onaylanmış olarak bize sunulmuş bir hidâyet rehberidir. Bizim örneğimiz, önderimiz, imamımızdır. Kendisini örnek alıp hayatını yaşadığımız zaman, kendisini taklit ettiğimiz zaman kesinlikle hata etmeyeceğimiz mükemmel bir örnektir. Öyleyse bizler kendimiz için sadece onu örnek bilmek, imam bilmek zorunda olduğumuz gibi, insanları da Allah’ın bu örnek insanına çağırmak zorundayız. “Müşrikler istemeseler de, kâfirler razı olmasalar da Allah onunla gönderdiği İslâm dinini tüm dinlere galip getirip onların üzerine çıkaracaktır.” Din, takip edilen, gidilen yol demektir. Din, bir hayat programı, yaşam biçimidir. Din, insanın, insanların uyguladıkları hayat programıdır. Bir ferdin, bir toplumun uymak zorunda olduğu kanunlar, yasalar manzumesidir. Kişinin kendisiyle, Rabbi ile ve insanlarla, çevresiyle münâsebetlerinin tümünü düzenleyen kanunlar ve kurallar mecmuasıdır. Tüm bunları düzenlemek için kişi neye ve kime müracaat ediyorsa, kişi onun dininde demektir. Bu mânâda komünizm de, kapitalizm de, sosyalizm de, demokrasi de bir dindir. Bunlar da insanların ortaya attıkları bâtıl dinler ve sistemlerdir. Herkesin, her toplumun mutlaka bir dini, hayat programı, yaşam biçimi vardır. Kâfirin de bir dini, kâfirin de bir hayat programı vardır. Elbette yeryüzünde dinsiz, yani kanunsuz, kuralsız, yolsuz, sistemsiz bir toplum düşünmek mümkün değildir. Şu anda dünyada pek çok yol, pek çok din, pek çok hayat programı, pek çok yaşam biçimi, sistem vardır. İşte Rabbimiz kendi dinini, İslâm dinini, teslimiyet dinini tüm diğer dinlere karşı galip getirecek, tüm diğer dinlerin, tüm diğer sistemlerin üstüne çıkaracaktır. Çünkü Rabbimizin kabul edip razı olduğu bir tek din, bir tek yol vardır, o da teslimiyet dini olan İslâm dinidir. Allah katında tek bir hayat tarzı vardır, o da Müslümanlıktır. Allah bu dinin dışında hiçbir dini, bu dinin dışında hiçbir sistemi, hiçbir hayat programını kabul etmez. Çünkü bunların hiçbirisi müntesiplerini hidâyete ulaştırmıyor. Bunların hiçbirisi müntesiplerini hidâyete ulaştırmıyor, cennete götür-müyor. Bunların hiçbirisi bağlılarının aklını, kalbini, duyularını doyura-maz. Hiçbirisi kullarının, evini, ailesini, ülkesini mutluluğa ulaştıramaz. İşte görüyoruz, Allah dininin dışındaki dinler, Allah sisteminin, Allah programının dışındaki sistemler ve programların hiçbirisi insanları huzura kavuşturamıyor. Allah, dinini tüm dinlere üstün getirecektir. İşte bunun içindir ki Müslümanlar da din yalnız Allah’ın oluncaya kadar Allah yolunda savaşmakla mükelleftirler. Yeryüzünün tümünde, hayatın her alanında Allah’ın arzularının, Allah’ın buyruklarının egemen olacağı ana kadar Allah’ın bu müjdesi altında, Allah desteğinde Müslümanlar kavga ver-mek zorundadırlar. Bakın bundan sonraki âyetinde de Rabbimiz Müslümanların bu sorumluluklarını şöylece gündeme getiriyor: