Saffât Suresine Dön

Saffâtالصافات

144. Ayet

144Saffât Suresi

لَلَبِثَ ف۪ي بَطْنِه۪ٓ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

139,148. “Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir. Dolu bir gemiye kaçmıştı. Gemide onlarla karşılıklı kur’a çekmişti de, yenilenlerden olmuş, bu sebeple denize atılmıştı. Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu. Eğer Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltileceği güne kadar balığın karnında kalacaktı. Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık. Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik. Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik. Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.” Şimdi de Yunus (a.s) gündeme alınıyor. Hiç şüphesiz Yunus (a.s) da peygamberlerdendi. Yunus (a.s), kitabımızın Yunus, Enbiyâ, Kalem sûrelerinde de anlatılır. Burada da onun hayatından kısa bir kesit sunuyor Rabbimiz. Kalem sûresinde Yunus’un (a.s) hayatının bir bölümü anlatıldıktan sonra Rabbimiz peygamberine buyurur ki, “ey peygamberin sakın Hûd sahibi gibi de olma.” Allah’ın elçisi görevlendirildiği toplumunu Allah’ın âyetleriyle uyarır. Toplum aldırış etmez, uyarılarına kulak vermez. Onları Allah’ın yaklaşmakta olan azabıyla tehdit eder. Toplum yine adam olmaya yanaşmayınca çok üzülür, çok canı sıkılır ve toplumunu terk eder. Çünkü kendilerine haber verdiği azap biraz gecikmiştir. Onlardan uzaklaşır. Allah’ın kendisini görmek istediği görev mahallinden uzaklaşıp dolu bir gemiye kaçar. Halbuki Rabbinden bu konuda bir hicret emri gelmedikçe, ne olursa olsun sabredip orada, görev başında kalmalıydı. Ama işte canı sıkılır ve toplumundan kaçar; bir gemiye biner. Gemide giderlerken bir fırtına çıkar ve alabora olur. Gemidekiler aralarında bir kur’a çekerler ve Yunus (a.s) mağlup olanlardan, kaybedenlerden olur. Sonra denize atılır. Derken kendini kınar olduğu halde, yaptıklarından pişmanlık duyar olduğu halde, onu bir balık yutar. Balığın karnında, karanlıklar içinde Rabbine yalvarıp yakarır. Hatasını anlayıp Allah’a istiğfarda bulunur. Rabbimiz buyurur ki, “eğer Allah’ı çokça zikredenlerden, tesbih edenlerden, gündeme alıp yüceltenlerden olmasaydı, o balığın karnında kıyamet gününe kadar kalmış gitmişti, unutulup gitmişti.” Hatasını anlayıp Rabbine: “Ya Rabbi beni affet, seni tesbih ve tenzih ederim. Ya Rabbi ben zalimlerden oldum. Ben sana, toplumuma ve kendi kendime zulmedenlerden oldum. Ben görev yerimi terk ettim. Ben kendimi senin görmek istemediğin bir konuma indirdim. Ben yapmamam gerekeni yaptım. Ama ya Rabbi, senden ve rahmetinden de ümidimi kesmiyorum. Sen yücesin, Sen noksan sıfatlardan münezzehsin, affına sığınıyorum ya Rabbi,” diye dua etti, tesbih etti. Sonunda o hasta bir durumdayken Biz onu çıplak bir yere, bir sahile atıverdik, çıkarıverdik. Üzerine sık ve geniş yapraklı, büyük yapraklı kabağa benzer bir ağaç bitirdik. Böylece onu hem gölgelendirdik, hem içecek ve yiyecek sunduk. Onu nüfusu yüz bin olan veya sayısı daha da artan bir topluluğa elçi olarak gönderdik. Sonunda on-lar ona iman ettiler ve Biz de onları bir süreye kadar yaşattık, yararlandırdık. Rabbimizin bu “gönderdik” buyurduğu yer, Yunus’un (a.s) önceki görev mahallidir. Rabbimiz onu affetti ve tarihte helâkten dönen, tevbeleri kabul edilen tek kavim olan o kavme, yine onu peygamber olarak gönderdi. Öyleyse Rabbimizin bu hadiseyi bize anlatmasındaki hikmetini kavrayıp, bizler de görev mahallerini terk edenlerden olmamalıyız. İn-sanlara kızıp, “bizi dinlemediler, bizi anlamadılar, bizim istediğimiz noktaya gelmediler,” diye onlara karşı yapmamız gereken tebliğlerimizden kaçmamalıyız. Hareketlerimizi insanların tavırlarına göre ayarlamamalıyız. Onlar dinlemeseler de, anlamasalar da, yaptığımızı Allah için yapmanın bilinci içinde sabırla görevimize devam edelim. Sonucu Allah’a bırakalım. Sürekli Rabbimize dua edelim. En kötü şartlar altında bile olsak, içinde bulunduğumuz toplumun günâhkâr ve isyankar karnı bizi yutmuş bile olsa, yine Rabbimizden ümidimizi kes-meyelim. Sürekli Rabbimizi tesbih edelim, yüceltelim.