Sebe' Suresine Dön

Sebe'سبإ

11. Ayet

11Sebe' Suresi

اَنِ اعْمَلْ سَابِغَاتٍ وَقَدِّرْ فِي السَّرْدِ وَاعْمَلُوا صَالِحًاۜ اِنّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ

(Ona dedik ki:) “Geniş, tüm bedeni kaplayan zırhlar üret, (zırhı) düzenli ve sağlam yap. (Siz de) salih ameller yapın. Şüphesiz ki ben, yaptıklarınızı görenim.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

10-11. “Dâvût’a katımızdan nimetler verdik. Ey dağlar ve kuşlar! Dâvût tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayın” diyerek andolsun ki, ona katımızdan lütufta bulunduk; “Geniş zırhlar yap, dokumasını sağlam tut” diye ona demiri yumuşak kıldık. Ey İnsanlar! Yararlı iş işleyin; doğrusu Ben yaptıklarınızı görenim.” Dâvût’a nimetler verdik, üstünlük verdik katımızdan. Kitabımızın beyanına göre, Dâvût (a.s) insanlık tarihinin başlangıcından itibaren Yusuf’tan (a.s) sonra yeryüzünde hiç kimseye verilmeyen devlete, saltanata ve hikmete ulaştırılan bir peygamberdir. İşte Allah’ın elçisi Dâvût’a (a.s) verilen bu mülk ve saltanat, kendisine lütfedilen bu muhteşem hayat bizim için büyük bir örnek olacaktır. Acaba bu örnek bugüne kadar gözümüzün önünde kaç defa canlandı? Devlet başkanlarını değerlendirenlerimiz, devlet başkanlarını kıssa edenlerimiz acaba bugüne kadar Davut’u (a.s) hiç gündeme getirdiler mi? Hiç anlattılar mı Dâvût’u (a.s)? Acaba O Dâvût (a.s) gibi bir melik, bir hükümdar gelip geçmiş mi bu dünyadan? Var mı onun gibi birisi? Hiç böyle bir hükümdar menkıbesi duydunuz mu şimdiye kadar? Mûcizelerin, harikulâdeliklerin, dağlara, kuşlara kurtlara egemen olmanın saltanatını hiç duydunuz mu? Sizler yeryüzünde Allah’ın elçisi Dâvût’un (a.s) imanının, dininin, sisteminin, kulluğunun pratiğini uyguladığınız zaman kesinlikle onun ulaştığı bir saltanata, onun ulaştığı bir izzet ve şerefe sizin de ulaşabileceğinizi hiç düşündünüz mü? Ya da şöyle sorayım: Allah’ın elçisi Davut’tan (a.s), onun hayatından, onun teslimiyet ve kulluğundan sorumlu olup olmadığınızı hiç düşündünüz mü? Onun gibi olmak, onun gibi inanmak, onun gibi yaşamak zorunda olduğunuzu hiç hesaba kattınız mı? Acaba bugüne kadar kendi tarihimiz dediğiniz, atalarımızın tarihi dediğiniz, yahut genel tarih dediğiniz şu tarih yutturma-calarının dışına çıkarak bir melikle, bir peygamberle karşı karşıya gelebildiniz mi? Yâni bugüne kadar gündeminize alabildiniz mi Dâvût’u (a.s)? Öyle bir melik, öyle bir peygamber ki: Dağlara diyor ki Rabbimiz, “Ey dağlar! Onunla birlikte zikre, tesbihe katılın. Kuşlar! Sizler de öyle yapın. Dâvût’un zikrine, Dâvût’un tesbihine, Dâvût’un Rabbi yüceltmesine, Zebûr okumasına, vahyi terennüm etmesine, Allah’ı gündeme almasına sizler de katılın, sizler de Ona eşlik edin.” Evet, görüyor musunuz devleti? Görüyor musunuz saltanatı? Yeryüzünde mülkünü, saltanatını, devletini, gücünü, kuvvetini, imkânını, fırsatını onları kendisine lütfeden Allah’ın emrine veren, yeryüzünde hakkı hakim kılan, Allah yasasından başka yasa bilmeyen, Allah’ın halifesi olarak O’nun razı olacağı bir hayatı yaşayan bir peygamberin zikrine, tesbihine dağlar ve kuşlar da eşlik ediyor. Sonra: Demiri de ona yumuşattık diyor Rabbimiz. Allah elçisine demiri de yumuşatıveriyor. Çok sert olan, çok güçlü olan demir, onun elinde çok yumuşak bir hale getiriliyor. Onun elinde demir tıpkı bir kadının elindeki hamur gibi yumuşak oluyor. Dâvût (a.s) demire elinde istediği gibi şekil veriyor. Demir onun elinde yumuşak bir tel, bir hamur haline geliyor da Allah buyuruyor ki elçisine, haydi ey Dâvût onunla zırhlar yap, dokumasını sağlam tut, dokumasını sağlamlaştır, zırhlara hareket kabiliyeti ver ve sâlih ameller işleyin. O zırhlarla yeryüzünde Allah egemenliğini gerçekleştirip o egemenliğinizi sâlih amellere dönüştürüp Allah’ın rızasını kazanmaya yönelin. Kendisi için yumuşatılmış demirle zırhlar yapacak Allah’ın elçisi ve sâlih ameller gerçekleştirecek. O zırhların içinde Allah’ın istediği en sâlih amel olan Allah dininin yayılması adına cihad edecek. Bu zırh yapma işini de vahiyle yapacaktı. Tıpkı Nuh’un (a.s) Allah gözetiminde, vahyin kontrolünde gemi yaptığı gibi… Dâvût’un (a.s) o güne kadar Allah gözetiminde gerçekleştirdiği bir zırhı hiç kimse yapamamıştı. Allah’ın izniyle Dâvût’un (a.s) elinde demir iç içe geçecek, vücudu rahat bir şekilde hareketli tutabilecek ve böylece savaşlarda Allah’ın dininin hakim kılınmasında araç olarak kullanılacaktı. İşte böyle bir melik, böyle bir peygamberdi Dâvût (a.s)... Bakara’da ve Enbiyâ sûresinde de Dâvût ve Süleyman (a.s) anlatılır. Bakara’daki âyetlere göre daha çocuk yaşında Dâvût (a.s) Talût’un ordusu içinde yeryüzünün en süper ordusunun komutanı Allah düşmanı Ca-lut’u öldürür; hem de elindeki bir sapan taşıyla. Şu anda Dâvûtların kanını içmeye bir türlü doymayan Yahudilerin ellerindeki sapan taşlarıyla karşılarına dikilen Filistinli Müslüman çocuklardan niye bu kadar korktuklarını biliyor musunuz? Çünkü biliyorlar ki Dâvût (a.s) Müslümanların peygamberidir. Yahudiler de önceleri Müslüman’dılar. Ama şu anda Yahudiler Dâvût’u (a.s) da, Süleyman’ı (a.s) da Allah’ın tanıttığı gibi tanımıyorlar. Dâvût ve Süleyman’a (a.s) şu anda Allah’ın istediği gibi inananlar, Allah’ın istediği gibi kabul edenler Müslümanlardır. Yahudiler, Dâvût’un (a.s) Calut’u elindeki bir sapan taşıyla öldürdüğünü biliyorlar. Yine kesin biliyorlar ki, şu anda Müslümanlara karşı Calut rolü oynayan bu Yahudiler Filistinli Müslümanları Dâvût (a.s) makamında görüyorlar. Onun içindir ki ellerinde sadece sapan taşı bulunan, Rabbimiz Allah demelerinin dışında, Müslüman olmalarının dışında hiçbir suçları olmayan, hiçbir kimseye zararları olmayan o gençlerin, o çocukların ellerindeki taşlar onlara atom bombasından daha büyük geliyor ve ödleri kopuyor. Kesin biliyorlar ki o çocukların ellerindeki taşlar bir gün tüm Calutları öldürecektir. Kesinlikle biliyorlar ki, o taşlar bir gün zalimleri ortadan kaldıracaktır. Bunu çok iyi biliyorlar. Gözlerinin önünde hep Dâvûtlar duruyor ve o hayat hakkı tanımadıkları bu Dâvûtların elinde gerçekleşecek helâklerinin çok yakın olduğunun farkındalar. Ama tabii bizler de şunu anlamalıyız ki, eğer Dâvût’un benzeri olmak istiyorsak kesinlikle tüm Calutlarla savaş vermeye hazır olmalıyız. Kıyamete kadar tüm Calutların korkulu rüyası olmaya hazır olmalıyız. Dâvûd’ların olduğu bir dünyada Calut’ların asla olmayacağını bilmek zorundayız. Dâvût olmaya hazır olmayanların bulundukları bir dünyada da kesinlikle Calutların egemenliği sürüp gidecektir, bunu unutmayalım. Şimdi de Süleyman (a.s) gündeme getiriliyor. Müslümanların din önderleri, siyaset önderleri, yazarları, çizerleri acaba bugüne kadar Neml’de, Sad’da ve Sebe’de anlatılan Süleyman’ı (a.s) hiç gündeme getirdiler mi? Bu konuda iki satırlık bir makale yazıp çizdiler mi? Müslümanların devlet başkanı işte şöyle olmalıdır diye acaba bir kerecik Allah’ın hayatını onayladığı Süleyman’la (a.s) ilgi kurdular mı? Bakın Allah onu şöyle anlatıyor: