Sebe' Suresine Dön

Sebe'سبإ

19. Ayet

19Sebe' Suresi

فَقَالُوا رَبَّنَا بَاعِدْ بَيْنَ اَسْفَارِنَا وَظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَجَعَلْنَاهُمْ اَحَاد۪يثَ وَمَزَّقْنَاهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ

Onlar: “Rabbimiz! Yolculuklarımızın arasını aç.” dediler ve nefislerine zulmetmiş oldular. Onları (insanların akıbetlerini konuştuğu) masal hâline getirdik ve onları paramparça ettik. Şüphesiz ki bunda, çokça sabreden ve çokça şükreden herkes için ayetler vardır.

Dipnot

Allah’ın (cc) yolculuğu kolaylaştırdığı bir çok kavim, geçmişe özlem duyarak, nimete nankörlük etmişlerdir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

19. “Ama onlar: “Rabbimiz! Yolculuklarımızın mesafesini uzak kıl” deyip kendilerine yazık ettiler. Biz de onları efsane yapıverdik, darmadağın ettik. Doğrusu bunlarda, pek sabreden ve çok şükreden kimseler için dersler vardır.” Dediler ki, ey bizim Rabbimiz, şu seferlerimizin arasını uzat. Biz birdenbire gideceğimiz yere ulaşıveriyoruz. Yâni bu yolculuklarımızda macera yok, meşakkât yok, yolculuk sıkıntısı yok. Biz biraz macera yaşamak istiyoruz. Şu şehirlerimizin arasını biraz aç ta bu ni-metlere biraz meşakkâtli ulaşalım da, biraz macera yaşayalım diyor-lar. Ukâlâlar, Allah’ın kendilerine lütfettiği nimetlere şükredecekleri yerde nankörlük ediyorlar, zorluk istiyorlar, meşakkât istiyorlar, macera istiyorlar, Rablerine isyan ediyorlar. Dilleriyle bunu söylemeseler de, Allah’ın nimetleri içinde yüzdükleri halde Rablerine kulluktan çıkanlar, küfran-ı nimette bulunuyorlar demektir. Nimet vericiden, nimet vericinin hayat programından habersiz, küfür içinde, şirk içinde bir ha-yat yaşayan insanlar bu halleriyle sanki Rablerine şunu demeye çalışıyorlar: “Ya Rabbi bize lütfettiğin tüm bu nimetlerini bizden geri al. Biz bunların hiçbirisine lâyık değiliz” demektedirler. Onlar böylece kendi kendilerine zulmettiler. Kendi kendilerini Allah’a şükür ortamından, kulluk ortamından uzaklaştırıp küfür ve nankörlük ortamına götürerek Allah’a karşı zulmettiler. Allah’ın kendilerine lütfettiği bunca kolaylık nimetlerine, emniyet nimetlerine karşılık nefislerine zulmettiler de, biz de onları efsane yapıverdik, darmadağın ediverdik. Doğrusu bunlarda pek sabreden ve çok şükreden kimseler için dersler vardır. Yâni bu nankörlüklerinin karşılığı olarak biz de onları sözler, masallar, efsaneler, mitolojiler haline getirip yok ediverdik diyor Rab-bimiz. Onlar sadece masallarda kaldılar. Dilden dile dolaşan bir masal oluverdiler. Onları darmadağın ettik, ezdik, bitirdik işlerini. İşte böylece bir varmış bir yokmuş olarak Sebe’ halkı parça parça helâk edildi. Rabbimizin bu beyanlarından anlıyoruz ki, Sebe’ halkı Nuh, Hûd, Sâlih, Lût, Şuayb ve Mûsâ’nın (a.s) toplumları gibi toptan helâk edilmediler. İlk önce barajları yıkıldı, sulamaları, sulama tesisleri yıkılıp tarlaları perişan oldu, sonra yerleri yurtları yıkıldı, ülkelerini terk edip başka yurtlara hicret ettiler, Arabistan yarımadasının her bir bölgesine dağıldılar ve garip, yersiz-yurtsuz, evsiz-barksız hale geldiler. Rezil ve perişan bir hayatın mahkûmu oldular. Ama bunun suçlusu kendileriydi. Allah’a kulluktan çıkmaları, Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük etmeleri sebebiyle Allah onların üzerlerinden nimetlerini alıverdi ve onları öyle bir perişan etti ki, öyle derbeder etti ki, dillere destan oldular, masalların konusu haline geliverdiler. Onların durumunu dillere destan yapıverdi Rabbimiz. Öyle ki o bölgede insanlar birbirlerine, “sakın Sebe’ halkı gibi olmayın” der oldu. Tüm dünyada onlar bir darb-ı mesel haline geldiler. Şu anda bile böyle korkunç bir âkıbetle paramparça olmuş bir toplumdan söz ederken, Araplar Sebe’ halkını örnek göstermektedirler. Allah’a isyan sonucunda cennet gibi bir yurt bir anda cehenneme dönüverdi. İnsanlar her şeylerini terk edip, yurtlarından ayrılıp her biri bir tarafa dağılıp zillet içinde, dilencilik içinde bir hayatın mahkûmu oldular, millet olma özelliğini kaybettiler, bir efsane oldular. İşte gördünüz Allah’a karşı nankörlüğün sonucunu. Allah’a kulluktan, Allah’a şükürden kopmanın sonucunu hep beraber gördük. Burada kendi kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Acaba şu anda hangi ülke insanı, hangi şehir insanı böyle bir azapla, böyle bir gazapla karşı karşıya gelmeme konusunda emindir? Kim böyle bir emniyet duyabilir? Kim güvence hissedebilir? Evini, barkını, ticaretini, gücünü, kuvvetini, şehrini, vatanını, her şeyini kaybetmeme konusunda kim emin olabilir? Hangi toplum, barajlarının yıkılmayacağından emin olabilir? Hiç kimse bu konuda bir emniyet içinde olamaz. Allah’a karşı nankörlük içine giren her insan, her toplum Allah dilediği zaman yıkımla karşı karşıya gelecektir. Bu Allah’ın yeryüzünde değişmeyen bir yasasıdır. Allah diyor ki: Sabreden, şükreden kullarımız için bunda çok büyük dersler, ibretler, âyetler vardır. Allah kendilerine çok çok nimetler verdiği zaman, güç kuvvet, devlet, iktidar verdiği zaman, imkân verdiği zaman şımarmayan, nimetlerin sahibine kafa tutmaya kalkışmayan, nankörlük yapmayan, kulluktan çıkmayan, dengesini kaybetmeyen, tıpkı önceki âyetlerde anlatıldığı gibi Dâvût ve Süleyman (a.s) gibi Allah’ın verdiklerini yine Allah yolunda kullanmaya çalışan insanlar için bunda çok büyük ibretler vardır diyor Rabbimiz.
Sebe' Suresi 19. Ayet | Tevhid Meali