Sebe' Suresine Dön

Sebe'سبإ

1. Ayet

1Sebe' Suresi

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْاٰخِرَةِۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ

Hamd Allah’adır. O (Allah) ki göklerde ve yerde olanların tümü O’na aittir. Ahirette de hamd O’nadır. O, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm ve (her şeyden haberdar olan) El-Habîr’dir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

1. “Hamd, göklerde olanlar ve yerde bulunanlar kendisinin olan Allah’a mahsustur. Hamd, âhirette de O’na mahsustur. O, Hakîmdir, her şeyden haberdardır.” Hamd, övgü, senâ, kulluk Allah’a aittir. Kitabımızın sûrelerinin bir kısmı böyle Rabbimize hamd ile başlar. Fâtihâ elhamdü lillah’la başlar, En’âm elhamdü lillah’la başlar, Kehf elhamdü lillah’la başlar, Fâtır ve Sebe’ sûreleri elhamdü lillah’la başlar. Hamd sadece Allah’ın hakkıdır. Hamd edilmeye, övülmeye, kendisine kulluk edilmeye lâyık sadece Allah’tır. Çünkü göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Göklerde ve yerde canlı-cansız, bildiğimiz-bilmediğimiz ne varsa hepsi mülktür, Mâlik de O’dur. Elhamdülillah ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin sahibi Allah’tır. İşte böyle mülke sahip olan bir Allah hamd edilmeye lâyıktır. Hamd sadece O’na yapılır. Övülmeye lâyık, sevilmeye, şükredilmeye, kulluk edilmeye lâyık, teslim olunmaya, itaat edilmeye, sözü dinlenmeye, arzuları, yasaları uygulanmaya lâyık olan sadece Allah’tır. O’n-dan başka hiçbir kimsenin hamde, şükre, övgüye, kulluğa hakkı yoktur. Hamd, Allah bilgisine, Allah kitabına müracaat ederek bir hayat yaşamaktır. Mülkün sahibi olarak bu dünyada hamd sadece O’na ait olduğu gibi, âhirette de sadece O’na aittir. Dünyada da ukbâda da övgü sadece O’nun hakkıdır. Bu dünyada Allah’a hamd edenler, Allah’ı övenler, Allah’ın istediği bir hayatı övenler, Allah’a Allah’ın istediği gibi kulluk yaparak Allah’ın övdüklerini övenler, Allah’ın övdüklerine sahip çıkanlar, yarın âhirette de O’na hamd edecekler. Dünyada Allah’ı mül-kün sahibi, kendilerinin sahibi bilerek O’nun istediği bir hayatı yaşayanlar, âhirette de sadece Rablerini yüceltmeye devam edecekler. Bu dünyada Rablerini yüceltmelerinin, Rablerinin istediği kulluğu gerçekleştirmelerinin karşılığı olarak cennette kendilerinin de şanlarının, şe-reflerinin yüceltilmesine şahit olacaklar. Rableri tarafından dünyadaki hamdlerine karşılık cennetin ve nimetlerin ayaklarının altına serilmesine, akla hayale gelmedik nimetlerin kendilerine sunulmasına şahit olacaklar ve orada da bu mülkü kendilerine lütfeden Rablerine hamd edecekler. A’râf sûresi onların oradaki bu hamdlerini şöyle anlatıyor: “Bizi buraya eriştiren Allah’a hamd olsun. Eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydi, biz doğru yolu bulamazdık” derler.” (A’râf 43) Evet bütün bu nimetlere ulaştığını, ulaştırıldığını gören mü’-minin diyeceği söz budur. Bütün bu nimetleri bize veren, bizi bu nimetlere ulaştıran, bizi cennete ulaştıran, bize cennet yolunu gösteren, bize cennete ulaştırıcı ameller işlemeyi nasip eden Rabbimize hamd olsun. Eğer Allah bize hidâyet etmeseydi, bize yol göstermeseydi, dünyada bize kitap ve Peygamberler göndermek sûretiyle cennet yo-lunu tanıtmasaydı, bize cennet yollarını açmasaydı, hiçbir zaman biz bu cenneti bulamazdık, hiçbir zaman biz bu nimetleri elde edemezdik. İşte mü’minin karakteri… Mü’min bir nimete ulaştığı zaman bunu kendisinden değil Allah’tan bilir. Bunu bana Rabbim verdi der ve sürekli Rabbine şükreder, hamd eder. Gerçekten de Rabbimiz insana akıl veriyor, idrak veriyor, hakkı bâtılı, iyiyi kötüyü ayırt etme gücü veriyor, sonra hakkı bâtılı anlatan kitaplar gönderiyor, ne olur ne olmaz belki de bu kitapların içindekileri anlayamazlar, yanlış anlamaya kalkarlar diye o kitapların nasıl anlaşılması gerektiğini, nasıl uygulanıp yaşanılacağını anlatmak ve göstermek üzere Peygamberler gönderiyor. Hakikaten Rabbimiz bizim cennete gidebilmemiz için, bizim cennetimiz için, sürekli bizi cennet yolunda tutmak hidâyet yolunda tutmak için bize bu kadar imkânlar hazırlamaktadır. Eğer Rabbimiz bütün bu imkânları hazırlamasaydı, bize hayat vermeseydi, bize bu mülkünü vermeseydi, bu hayatı nasıl değerlendireceğimiz konusunda bize kitap göndermeseydi, bize elçilerini göndermeseydi, bize cennet yollarını net ve açık bir şekilde beyan etmeseydi, mümkün değil biz bu cenneti bulamazdık, bu cennete ulaşamazdık. İşte bu cennet Rabbimizin bize ikramıdır, lütfudur. Burada bugün bunu anlayıp Rablerine hamd etmeye çalışan, Rablerinin kendileri adına seçtiklerinden razı olup öylece bir hayat yaşamaya çalışan mü’minler orada da bu hamdlerini devam ettiriyorlar. Bütün bu nimetlerin kendilerinden değil, Rablerinden olduğunu burada itiraf eden mü’minler bu imanlarını orada da itiraf ediyorlar. Ama beri tarafta dünyada Rablerine hamd etmeyenler, Rablerini yüceltmeyenler, Rablerinin istediği hayatı yaşamayanlar, Rablerine kafa tutanlar yarın yine Allah’a hamd etmeyeceklerdir. O Allah Hakîmdir, Habîrdir. Takdiri güzel olandır, yaratması hikmetli olandır, yaratıklarına hakim olandır, gökleri ve yeri, göktekileri ve yerdekileri yaratması boş olmayandır, dünyayı ve âhireti, hayatı ve ölümü hikmet ilkesine göre yaratandır, yaratıklarını hikmetle yönetendir, yaptığı her işi, verdiği her hükmü hikmetle verendir, yaratıklarının her birinin nasıl bir hayat yaşaması gerektiğini bilen ve yaşadıkları hayata göre onların her birini nasıl bir âkıbetin beklediğini bilen ve bu konuda taktirde bulunandır. Allah, her şeyden haberdar olandır. Onun içindir ki böyle Habîr ve Hakîm bir Allah’la beraber olanlar, böyle Habîr ve Hakîm olan bir Allah’a dünyada hamdedenler, O’nun istediği gibi bir hayatı yaşayanlar bu dünyada kesinlikle hikmete ulaşacaklar, Habîr olan Allah’ın haberleriyle, Allah’ın vahyiyle beraber olanlar, Allah haberlerinden haberdar olanlar, kitabı ve sünneti tanıyanlar, dünyada da ukbada da Azîz ve şerefli bir hayata kavuşacaklardır.