22. “Ey Muhammed! De ki: “Allah’ı bırakıp da göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip olmadığı, her ikisinde de bir ortaklığı bulunmadığı ve hiçbiri Allah’a yardımcı olmadığı halde tanrı olduklarını ileri sürdüklerinizi yardıma çağırsanıza!” Gerek daha önce anlatılan Dâvût ve Süleyman’ın (a.s), gerekse Sebe’ halkının kıssalarıyla ortaya konmuştu ki, insanların, toplumların iyi ya da kötü kaderleri Allah’ın elindedir. Kendilerine yeryüzünde güç kuvvet, mülk ve saltanat vererek Azîz eden de, sayısız lütûflarıyla kullarını izzet ve şerefe ulaştıran da, nimetlerini geri alıp helâk eden de, zillet ve meskenete mahkum eden de Allah’tır. İnsanlar ve toplumlar üzerinde egemen olan, geçerli olan yasalar Allah yasalarıdır. İşte burada da bunu bir daha hatırlatarak Rabbimiz diyor ki: Ey müşrikler, eğer bunun böyle olmadığını, fertler ve toplumlar üzerinde egemen olan Allah’tan başka varlıkların da olduğunu iddia ediyorsanız, haydi çağırın o İlâhlarınızı da, bir insanın iyi ya da kötü kaderini değiştirsinler bakalım. Çağırın da Allah’ın öldürdüğünü diriltsinler, çağırın da kaderi kötü olan birinin kaderini değiştirsinler. Allah berisinde önderler, liderler, tanrılar kabul ettikleriniz de size bir fayda ve zarar sağlasınlar. Hayır hayır, göklerde ve yerde zerre miktarı sahip oldukları bir yetkileri yoktur onların. Var mı Allah berisinde bir yetkileri? Çağırın da göstersinler bakalım güçlerini, kuvvetlerini. Desinler bakalım, bizim de sahip olduğumuz zamanlar, mekânlar vardır. Bizim de mâlik olduğumuz mülkler, yıldızlar, semâlar vardır. Var mı Allah’tan başka Melik? Bir tek zerreye mâlikiyetleri var mı onların? Bir sinek kanadı yaratmaya kadirler mi? Bir buğday tanesi yaratacak yetkileri var mı, gökten bir damla yağmur yağdırmaya güçleri yetiyor mu? Hiçbir güçleri, hiçbir yetkileri yokken nasıl oluyor da bu adamlar tanrılık taslamaya kalkışıyorlar? Nasıl bizler de İlâhız, bizler de Rabbiz, bizler de yasa belirlemeye yetkiliyiz, bizleri de dinlemek zorundasınız diyebiliyorlar? Nereden alıyorlar bu yetkiyi? Hayır hayır, onların göklerde ve yerde, göklerin ve yerin mülkiyetinde hiçbir ortaklıkları da yoktur, yetkileri de yoktur. Allah mülkünde, egemenliğinde kimseyi ortak edinmemiş, kimseye yetki vermemiştir. Kimseye yetki devrinde bulunmamıştır. Yâni hâşâ ben göklerin Rabbiyim, göklerde egemen benim, ama yerlerin egemenliğini size devrediyorum, göklerin Rabbi benim ama sizler de yerdekilerin Rabbi-siniz dememiştir. Ben namazın, orucun, haccın Rabbiyim ama sizler de hukukun, ekonominin, eğitimin, sosyal ve siyasal yapılanmaların rabbisiniz, ben yerdekilerin işlerini size devrettim, siyaseti size bıraktım dememiştir. Ben camilerin Rabbiyim ama mekteplerin Rabliğini si-ze devrettim dememiş, kimseye yetki vermemiştir Rabbimiz. Tüm egemenlik, tüm yetkiler kendi elindedir. İnsanlara verdiği geçici yetkiler de sadece bu dünyada imtihan sebebiyledir. Allah’ın asla onlardan bir yardımcısı da yoktur. Kimi işlerini düzenleme konusunda acze düşmüş de insanlardan kimilerini yardımına çağırmış değildir Allah. Hal böyleyken, bu adamlar nasıl oluyor da Allah’ın yetkilerine ortaklık iddia edebiliyorlar? Nasıl oluyor da, bu adamlar kim oluyor da egemenlik bizdedir, Allah’ın yetkileri bizdedir, biz dilediğimiz gibi hükmederiz, biz dilediğimiz gibi hayat programı yapar, dilediğimiz gibi bir hayat yaşar, asar, keseriz diyebiliyorlar? Hayır hayır eğer şunu diyorlarsa bu da yanlıştır: Biz Allah katında sevgili kullarız, biz Allah’ın yeryüzünde dostlarıyız, bizler Allah katında iyi kullarız, bizler şefaatçileriz. Eğer bize itaat ederseniz, bizim dediğimiz gibi yaşarsanız, bizi takip ederseniz yarın bizler de Allah huzurunda sizlere şefaat ederiz. Hayır, öyle de değil!