32. “Büyüklük taslayanlar, güçsüz sayılanlara: “Size doğruluk rehberi geldikten sonra ondan sizi biz mi alıkoyduk? “Hayır; zaten suçlu kimselerdiniz” derler.” Size hak geldi de, siz hakkı kabul ettiniz de sizi ondan biz mi çevirdik? Siz Müslüman oldunuz da, Müslüman olmak istediniz de biz mi engel olduk? Siz Allah’ın istediği bir hayatı yaşamaya yöneldiniz de biz mi mâni olduk? Hayır hayır bizim elimizde hiçbir güç ve kuvvet yoktu ki size engel olalım. Bilâkis siz kendiniz suçluydunuz. Evet cehennemde, ateşin içinde aynı azabı paylaşan insanların tartışmalarını, birbirlerini suçlamalarını anlatıyor burada Rabbimiz. Demek ki, bu iki grup da cehennemdedir. Demek ki, mustaz’afların, zayıfların zayıflığı onları kurtaramayacaktır. Davar sürüsü gibi idarecilerinin kanunlarına itaat etmek zorunda kalmış bu insanların, ne yapalım, biz güçsüzdük, zayıftık, gücümüz kuvvetimiz yoktu, elimizden bir şey gelmiyordu demeleri onları kurtaramayacaktır. Çünkü Allah onlara akıl vermişti, Allah onlara irade vermişti. Seçme hürriyeti vermişti Allah onlara. Bunlar hiç bir zaman böyle sürüler değildi. Berikiler onların iradelerini satın almak istedikleri zaman, boyunlarına ip takıp kendilerine kul-köle yapmaya zorladıkları zaman, hiçbir tepki göstermediler. Sanki bu işe dünden razıymış gibi boyunlarını teslim ettiler. Halbuki dünyadayken alçaklar bunlara ağam paşam diyorlardı. “Anam! Babam! Kurtar bizi!” diyorlardı. “Her şeyimizi sana borçluyuz! Sen olmasaydın biz olmazdık! Liderim! Şeyhim! Efendim! Şevketlim, biz senin dediğinden çıkmayız! Atam izindeyiz!” diyorlardı. Yâni onlar ne kadar alçaksa, berikiler de o kadar alçaklık yapıyorlardı dünyada. Bakın burada müstekbirler, yöneticiler, yönetilenlere diyorlar ki: “Ey zalimler! Ey adam olmadıklar! Ey sürüler! Ey iradesizler! Ey beyinsizler! Ey akılları bizim cebimizde olanlar! Boşuna bağırıp durmayın! Boşuna lakırdılarda bulunmayın. Zira sizin bizden bir farkınız yoktur. Yâni şimdi size hidâyet geldi de, sizler hidâyet üzere yaşamak istediniz de sizi hidâyetten biz mi kopardık? Hayır hayır! Bilâkis siz kendiniz sapıklardınız! Siz kendiniz mücrimlerdiniz! Siz dünyada bizim sizi teşvik ettiğimiz şeylere karşı ihtirasınızdan, hırsınızdan dolayı hemen kolayca bizim peşimize takıldınız. Kolayca bizim ağımıza tutuldunuz. Biz sizin vicdanlarınızı satın almaya geldiğimizde sizler buna dünden razıydınız. Bizim karşımızda en küçük bir tepkide bulunmadınız. Sizi Rabbinizin hayat tarzından koparıp demokrasiye, la-ikliğe, milliyetçiliğe, ırkçılığa, dünyaya, dünyalıklara çağırdığımız zaman mal bulmuş mağribi gibi hemen bizim dâvetimize uyuverdiniz. Karşımızda en küçük bir mücadele bile vermediniz. Çünkü sizler zaten Allah’a kulluktan bıkmış usanmıştınız. Hayatınızın her bir sahasın-da sadece Allah’ı dinlemekten, Allah’ın dediklerini yapmaktan usanmıştınız da, hayatınızın bazı bölümlerini başka Rablere, başka İlâhlara bırakarak biraz rahat nefes almayı ümit ederek bizlere tapınmaya yönelmiş kimselerdiniz. Hayatınızın her bir bölümünde Allah’ı atlatamayacağınızı, Allah’ı yönlendiremeyeceğinizi bildiğiniz için, biraz da bizim gibi atlatılabilecek, yönlendirilebilecek tanrılarımız olsun istemiştiniz. Bizi siz seçmiş ve hayatınızın bazı bölümlerine bizlerin karışmamızı siz kendiniz istemiştiniz. Allah’tan bıkıp usanan sizler kendinize öyle tanrılar istiyor-dunuz ki sizden hiçbir ahlâkî sorumluluk istemesinler. Sizden ne namaz, ne oruç, ne hac, ne tesettür, ne zekat, istemesinler. Bıkıp usandığınız Allah’ın size haram kıldığı içkiyi, kumarı, fâizi, tesettürü helâl kılıverecek, yasallaştırıverecek tanrılar istediniz kendinize. Sizi rahatlatacak, size rahat bir nefes alma imkânı verecek tanrılar istediniz. Üstelik bu tanrıların ipleri de sizin kendi ellerinizde olduğu için, yâni onları kendiniz seçtiğiniz için, siz ne isterseniz o konuda kanun yapacak, arzularınıza tabi olup yönlendirebileceğiniz tanrılar istediniz kendinize. Siz istediniz, siz seçtiniz, biz de size hükmettik. Siz sattınız vicdanlarınızı, biz de satın aldık. Alan memnun, satan memnun. Siz istediniz biz bulduk. Siz kokladınız, biz topladık. Eğer sizler vicdanlarınızı satmak istemeseydiniz, biz onu zorla sizden alamazdık. Öyleyse bizi niye kınıyorsunuz da? Üstelik belki de bizi saptıran sizlersiniz. Çünkü sizler gönül rızasıyla bize itaat ettiğiniz için, bizi büyük kabul edip bizim karşımızda boyun büktüğünüz için biz de ken-dimizi bir şey zannettik. Aslında bizi şımartanlar da sizlersiniz. Eğer sizler bize itaat edip adam yerine koymasaydınız, belki bizler de zulmedemeyecek, şımarmayacak ve kendimizi bir şey görmeye kalkışmayacaktık,” diyorlar.