33. “Güçsüz sayılanlar da büyüklük taslayanlara: “Hayır gece gündüz hile kuruyor ve bize Allah’ı inkâr etmemizi, O’na ortaklar koşmamızı emrediyordunuz” derler. Azabı gördüklerinde, ettiklerine içleri yanar. İnkâr edenlerin bo-yunlarına demir halkalar vururuz. Yaptıklarından başka bir şeyin mi cezasını çekerler?” Mustaz’aflar, yönetilenler, ezilenler yine diyorlar ki, “ey müs-tekbirler, sizler gece-gündüz hileler kuruyor, komplolar hazırlıyor bizi küfre zorluyordunuz. Bizi saptırmak, bizi Allah’a kulluktan koparıp kendinize kul köle edinmek için, bizi Allah yasalarına itaatten çıkarıp kendi yasalarınıza boyun büktürmek için gece-gündüz dolaplar çeviriyordunuz. Kendi müşrik eğitimlerinizi bize empoze ederek bizi zorla Allah’a şirk koşmaya zorluyordunuz. Eğitim yasalarınızla, ekonomik düzenlemelerinizle, hukuk yapılanmalarınızla, sosyal ve siyasal anlayışlarınızla, kılık-kıyafet dayatmalarınızla bizi Allah ve Resûlüyle çatışmaya sevk ediyor, zorluyordunuz. Bizi pis bir hayatın mahkûmu et-tiniz. Bizim önümüze isyan yolları açtınız, bizi saptırdınız.” Ama azabı gördüklerinde hepsi pişman olacaklar; müstekbir-leri de, onlara tabi olan mustaz’afları da, saptıranları da saptırılanları da hepsi perişan olacaklar. Biz de onların boyunlarına boyunduruklar, kelepçeler geçiririz. Onlar söyledi, berikiler konuştu ve nihâyet hepsinin suçlu olduğu açığa çıktı. Ancak az önce ifade ettiğimiz gibi herkes, tüm insanlar kendi yaptıklarının karşılığını görüyorlar. Herkes yaşadığı hayatın sonucuyla karşı karşıya geliyor. Değilse hiç kimseye asla fazladan bir ceza vermiyor. Onlar kendi cehennemlerini kendileri hazırlıyor. İster siyasal önderler olsun, isterse dini önderler olsunlar eğer insanlar araştırmadan, tahkik etmeden bunlara tabi olurlar ve “efendim ne yapalım işte bunlar bizim siyasal büyüklerimiz, bunlar bizim ekonomi uzmanlarımız, bunlar bizim din önderlerimiz, onlar en güzelini, en doğrusunu bilirler. Hayat diye, hukuk diye, ekonomi diye, kılık-kıyafet diye, din diye bize ne sunmuşlarsa biz onu doğru kabul etmek zorundayız. Bu konuda bizim herhangi bir suçumuz yoktur. Eğer bir suç varsa bir suçlu varsa, gerçek suçlu onlardır” demeye kimsenin hakkı yoktur. Din böyle basite indirgenemez ki! Başka şeye benzemez, bu dindir, hayattır. “Efendim filan hoca dedi, ben de yaptım. Falan zât öyle buyurdu, ben de uyguladım” demek yarın bizi kurtarmayacaktır. Dinimizi kendimiz öğrenmek zorundayız. Allah bize de akıl vermiştir. Allah’ın bize verdiği bu akıllarımızı birilerinin cebine sokmaya ve körü körüne onların peşine takılmaya hakkımız yoktur. İşte dinin temel kaynakları kitap ve sünnet ortadadır ve herkesin ona ulaşma imkânı da mevcuttur.