37. “Ey İnsanlar! Sizi Bana yaklaştıracak olan ne mallarınız ve ne de çocuklarınızdır; yalnız, inanıp yararlı iş işleyen kimselerin, işte onların yaptıklarına karşılık mükâfatları kat kattır; işte onlar, yüksek derecelerde, güven içindedirler.” Ne mallarınız, ne evlâtlarınız sizi bize yaklaştıramaz. Sizin Allah’a yakınlık kazanmanız mallarınız ve evlâtlarınızla olmayacak. Ne ekonomik gücünüz, ne siyasal ve askerî varlığınız sizin Allah’a yakınlığınız konusunda bir değer ifade edecek değildir. Allah’a yakınlığı sağlayan, sadece insanların imanları ve bu imanlarına bağımlı olarak işledikleri sâlih amelleridir. Kim Allah’ın istediği şekilde iman eder, kim Allah’ın razı olacağı biçimde mü’min olur ve Resûlünün pratikte örneklediği bir hayatı yaşarsa, işte ancak Allah’a yaklaştıracak, Allah’ı hoşnut edecek olan odur. Değilse Allah’ın bu dünyada bir imtihan konusu olarak verdiği mallar, evlâtlar, güçler, kuvvetler hiçbir zaman Allah’a yaklaşma unsurları değildir. Çünkü onları zaten Allah veriyor. Kimilerine bolca verip, kimilerini mahrum ettikten sonra kalkıp ta çok verdiklerim az verdiklerimden üstündür diye bir yasa koyması zulüm olmaz mı Allah için? Öyle değil mi, bu üstünlük ve yakınlık sebebi saydıklarımızı biz kendimiz bulmadık ki. Bunları bize veren Allah’tır. Aksini söyleyebilir misiniz? Meselâ tüm dünya birleşse bir adamı bir tek evlâda ulaştırabilir mi? Çocuğu olmayan birini çocuk sahibi yapabilir mi? Tüm dünya birleşse, Allah’ın takdir etmediği bir tek kuruşa, bir tek rızka ulaşamazlar. Tüm dünya birleşse, gökten bir tek yağmur tanesi indiremezler, yerden bir tek buğday tanesi bitiremezler. Öyleyse nasıl oluyor da malını ve evlâdını kendisine Allah verdiği halde bir adam çıkıp, benim Allah’a yakınlığım malımın ve evlâdımın çokluğuyla doğru orantılıdır diyebiliyor? Yâni o zaman Allah’ın kendilerine mal ve evlât vermeyerek imtihan ettiği kimseler şunu demeye hak kazanmayacaklar mı? Ya Rabbi, sen bize oğul vermedin, mal mülk vermedin ve bir yasa koydun ki malı, mülkü, evlâdı çok olanlar, ekonomik ve siyasî gücü çok olanlar hayırlıdır, üstündür, onlar cennete gideceklerdir dedin. Böyle şey olur mu ya Rabbi? Bizim suçumuz ne, demeye hakları olmaz mı? Halbuki Rabbimiz değer yargısını mala, mülke, evlâda göre değil, imana ve sâlih amele vermiştir. Allah’a yakınlığı olanlar Allah’ın istediği iman eden ve bu imana dayalı bir hayat yaşayanlardır. İşte onların yaptıklarına karşılık mükâfatları kat kattır ve onlar yüksek derecelerde, güven içindedirler. Mükemmel saray odaları içinde emin olarak hayatlarını yaşayacaklardır. Ama: