43. “Âyetlerimiz onlara açık olarak okunduğu zaman: “Bu sizi babalarınızın taptıklarından alıkoymaktan başka bir şey istemiyor” derlerdi. “Bu Kur’an düpedüz bir uydurmadan başka bir şey değildir” derlerdi. Hak, inkâr edenlere geldiğinde, onun için: “Bu apaçık bir büyüdür" demişlerdi.” Onlara apaçık âyetlerimiz okunduğu zaman, apaçık âyetlerimiz gündeme getirildiği zaman, duyurulduğu zaman, kendilerine apaçık âyetlerimizi sunan elçilerimiz geldiği zaman diyorlardı ki, bu sizi atalarınızın ibadet ettiği bir dinden, bir anlayıştan, bir sistemden, bir yoldan, bir hayat tarzından uzaklaştırmak isteyen bir kimsedir. İşte kâfirlerin peygambere karşı tavırları buydu, peygamberi değerlendirmeleri buydu. Bu adam sizi atalarınızın dininden, atalarınızın yolundan koparmak istiyor diyorlar ve de peygamberin getirdiği Kur’an’a da düpedüz bir uydurmadan başka bir şey değildir diyorlar. Uydurulmuş bir sözdür diyorlar. Demek ki Allah’ın kendilerine gönderdiği elçilerine karşı kâfirlerin iki hücumları vardı: Birincisi, biz atalarımızın bize bıraktığı bir dini, bir sistemi, bir yolu asla bırakmayız. Kimse bizi atalarımızın, dedelerimizin yolundan koparamaz. İkincisi, ey peygamber, senin getirdiğin bu Kur’an uydurmadan başka bir şey değildir, diyorlar. Biz bu uydurma bir kitabı asla kabul edemeyiz diyorlar. Bu apaçık bir büyüdür, apaçık bir sihirdir diyorlar. Biz atalarımızdan böyle bir şey görmedik. Atalarımızdan böyle bir şey duymadık. Eğer böyle bir şey olsaydı atalarımız en iyisini bilirler, en iyisini yaparlardı diyorlar, arkasından da Kur’an’a bu uydurmadan başka bir şey değildir diyorlar ve peygambere de o bir sihirbazdır, diyorlar.