4,5. “Allah’ın, inanıp yararlı iş işleyenlere -ki onlar için mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır- ve âyetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara -ki onlara iğrenç ve can yakıcı azap vardır- işlerinin karşılığını vermesi için kıyamet saati gelecektir.” İman eden ve sâlih amel işleyenlere, Allah’a Allah’ın istediği biçimde iman edip bu imanlarını amele dönüştürenlere, imanlarını gündeme getirme savaşı verenlere, hayatlarını imanlarıyla düzenleyenlere, iman kaynaklı bir hayat yaşayanlara, imanlarının hayatlarında görüntülenmesinden yana olanlara Rablerinden bir mağfiret, bir bağışlama ve çok cömertçe verilmiş rızıklar verilsin diye. Çünkü onlar esfel-i sâfilîne, cehenneme gitmekten kurtulmuşlardır. Çünkü bunlar, Allah’a Allah’ın istediği biçimde iman etmişler ve bu imanlarını sadece söz planında bırakmayıp amele dönüştürmüşlerdir. İmanlarını hayatlarına geçirmişler, hayatlarını iman kaynaklı yaşamışlardır. Çünkü bunlar fıtratlarını bozmamışlar, Allah’ın yarattığı ahsen-i takvîm oluş özelliklerini hayatlarının sonuna kadar muhafaza etmişler ve bu fıtratlarına uygun ameller işlemişlerdir. Sâlih amel, fıtrata uygun amel demektir. Sâlih amel, Allah’ın razı olduğu, sevdiği ve emrettiği ameldir. Sâlih amel, Rasûlullah Efendimizin hayatında, sünnette yeri olan ve Allah için yapılmış amel demektir. Sâlih amel, sâlih bir imandan kaynaklanan ameldir. Rabbimizin âyetleriyle sürekli beraber olacağız, Rabbimiz kitabıyla, peygamberinin hayatıyla bize ulaştıracak, Rabbimiz bilgisini bize aktaracak. Bizler bu bilgiyle bilgileneceğiz, bu bilgi bizi imana sevk edecek, Rabbimizin istediği gibi iman edeceğiz, bu imanlarımızı amele dönüştüreceğiz, hayatımızı bu imanla düzenleyeceğiz ve böylece sonunda Rabbimizin bizim için hazırladığı cennet nimetlerine ko-şacağız inşallah. İşte bu âyetlerden anlıyoruz ki, Rabbimizin hayatı ve ölümü yaratmasının, insanları var etmesinin, öldürmesinin, tekrar diril-tip hesaba çekmesinin sebebi budur. İman edenleri, sâlih amel işleyenleri mükâfatlandırmak içindir. Onlar için mağfiret var, kerim bir rı-zık var. Kerim olan Allah’ın ikramı var, cennet nimetleri var, bağışlar var. Ama: Âyetlerimizi aciz bırakmak üzere, âyetlerimizle savaşmak üzere sa’y edenlere, koşanlara, çırpınanlara gelince, âyetlerimizi yeryüzünde silmeye çalışanlara, âyetlerimizi örtüp örtbas etmeye çalışanlara, onları gündemden düşürüp hem kendi gözlerinden, gönüllerinden, hem de insanların dikkatlerinden kaçırmak için çalışanlara, bizim gücümüzü kudretimizi, egemenliğimizi, dinimizi, yasalarımızı aciz bırak-mak ve bizi aciz bırakarak yeryüzünde silmeye çalışanlara, yeryüzünde bize hayat hakkı tanımamaya, kendi yasalarının uygulanması adına bizim yasalarımızı ilga etmeye çalışanlara, yâni bizimle savaşa tutuşan kâfirlere gelince, onlar için de elîm bir azap, acıklı, dayanıl-maz bir azap, iğrenç, rezil edici bir azap vardır. Mü’minlere rızkun kerim, kâfirlere de çok acı bir azap vermek için Biz insanları ölümlerinden sonra tekrar dirilteceğiz diyor Rab-bimiz. İşte adâlet budur; adâlet bunu gerektirir. Elbette adâlet bu dünyada bu dünyanın sahibinin istediği gibi iman edip sâlih ameller işleyenlerin, iyilik sahiplerinin mükâfatlandırılması, kâfirlerin de, kötülük sahiplerinin de cezalandırılmalarıdır. Değilse iyilik sahiplerinin de kötülük sahiplerinin de sonunda denk tutulması adâlete ters olduğu gibi, yaşadığımız bu dünyayı da çok anlamsız kılacak bir durumdur.