6. “Kendilerine ilim verilenler, sana Rabbinden indirilenin hak olduğunu, güçlü ve hamde lâyık olanın yolunu gösterdiğini bilirler.” Kendilerine ilim verilenler görürler ve bilirler ki Rabbinin katından sana indirilenler haktır. Evet ilimden nasibi olanlar, vahyi tanıyanlar onu, Rabbinden gelen bu kitabı, bu vahyi hak bilirler, hukuk bilirler, haklı, doğru görürler, yegâne hukuk bilirler. Allah’tan gelen bu hak vahyin dışında, bu hak kitabın dışında hukuk tanımazlar, hayat programı bilmezler. Sana Rabbinden gelen bu kitabın Azîz ve Hamîd olan Allah’ın dosdoğru yoluna hidâyet edici olduğunu bilirler onlar. Kendilerine ilim verilenler, kendilerine Rablerinden kitap verilenler, Allah kitaplarıyla beraber olanlar, kitaptan haberdar olanlar, kitap doğrultusunda hareket edenler, kitap kaynaklı hayat yaşayanlar, vahiyle âlim olanlar, kesinlikle görürler ve inanırlar ki, Allah’tan gelenler haktır. Daha önce Tevrat’ı bilenler, daha önce İncil, Zebur bilgisine sahip olanlar, Allah’ın vahiy göndererek, kitap ve elçi göndererek hayata karıştığının, yeryüzünü vahiysiz bırakmadığının bilincinde olanlar kesinlikle bilirler ki, Allah’tan son elçiye gönderilen bu kitap haktır. Bu kitabın hak olduğunu, hak olarak, haklı olarak indirildiğini, hakkın bu kitapla açığa çıktığını, yeryüzünde hakkı hakim kılmanın ancak bu kitapla mümkün olduğunu, tüm hakları bu kitabın belirlediğini kesin olarak bilirler. Evet o mü’minler bilirler ki, insanlık problemlerinin tümünü hakça çözüme kavuşturmak ancak bu kitapla mümkündür. Çünkü bu kitap Allah’ın hak çözümlerini ihtiva etmektedir. Çünkü bu kitap, Azîz ve Hakîm olan Allah’tan gelmekte ve insanlığı Azîz ve Hakîm olan Al-lah’ın yoluna iletmektedir. Evet Allah ilmiyle âlim olanlar yeryüzünde Azîz olabilmenin ancak Azîz olan Allah’ın bu kitabının yoluna girmekle mümkün olabileceğini bilirler. Kitaptan nasipleri kadar şeref sahibi olduklarını, kitaptan haberdar oldukları kadar ilim ve izzet sahibi olduklarını bilirler. Kendilerinde ilim olan bu insanların kitaba bakışları, vahye bakışları onların gerçekten âlim oluşlarının tescilidir. Kesinlikle biliyor ve inanıyoruz ki dün de, bugün de, yarın da yeryüzünün en âlim insanları Müslümanlardır. Bu kitabı bilenler âlimdir, bu kitapla beraber olanlar bilgindir, bu kitaptan haberdar olanlar hikmet sahibidirler. Kur’an-ı Kerîm’deki bu tür âyetlerin anlamı budur. Yâni bunu bilenler âlimdir, bundan haberdar olanlar fâkihdir, hikmet sahibidir. Çünkü Kur’an’ın başka âyetlerinden öğreniyoruz ki gerçek bilgi vahiydir, gerçek bilgi Allah’ın bildirdiği bilgidir. Allah bilgisine sahip olan, vahiy bilgisinden haberdar olan kişi âlimdir. Yâni ilim Müslümana aittir. Kur’an’ı ve sünneti tanıyan kişi, vahiyden haberdar olan kişi, dünyanın en âlim kişisidir. Vahiyden habersiz yaşayan insanlar cahildirler, bilgisizdirler ve hem dünyalarını hem de âhiretlerini berbat etmiş insanlardır. Öyleyse bizler de âlim olmak istiyorsak, Hakîm olan Allah’ın hikmet dolu âyetlerine kulak vermek zorundayız. Tüm hayatımızda bu kitabı hareket noktası kabul etmek zorundayız. Sürekli bu kitapla diyalogumuzu sürdürmek, sürekli bu kitabı elimizin ve dilimizin altında bulundurmak zorundayız. Her an bu kitaptan bilgilenmemizi sürdürerek ilim sahibi olmak zorundayız. Çünkü bunun dışında âlim, hakim, bilgin olabilmek için baş vuracağımız başka bir yol, başka bir usûl yoktur. Bakın işte bu âyetinde Rabbimiz böyle yapanlara âlim diyor. Kur’an ile bilgilenen, peygamber yoluna giren, insanları bu yola çağıran kimselerdir âlimler. Ama kim ki bu kitabın dışında başka kitaplarda bilgi arayışı içine girerse, Allah hidâyetinin, Allah bilgisinin, Allah sisteminin dışında başka sistem arayışı içine girerse o da kesin cahildir. İşte bakın mü’minler Allah kitabıyla, peygamber yoluyla ilme, izzet ve şerefe ulaşırlarken, cehalet ve karanlıklar içinde bocalayan cahiller, kâfirler de şöyle diyorlar: