Sebe' Suresine Dön

Sebe'سبإ

9. Ayet

9Sebe' Suresi

اَفَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ اِنْ نَشَأْ نَخْسِفْ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفًا مِنَ السَّمَٓاءِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِكُلِّ عَبْدٍ مُن۪يبٍ۟

Önlerindeki ve arkalarındaki göğü ve yeri görmediler mi? Şayet dilesek, onları yerin dibine geçirir ya da göğü üzerlerine parçalar hâlinde düşürürüz. Şüphesiz ki bunda, (Allah’a çokça) yönelen her kul için (ibret alınacak) bir ayet vardır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

9. “Önlerinde ve artlarında göğü ve yeri görmezler mi? Dilesek onları yere geçirir veya göğün bir parçasını başlarına indiririz. Bunlarda, Allah’a yönelen her kul için dersler vardır.” Acaba bu adamlar gökte, yerde, önlerinde ve arkalarında olan şeyleri görmüyorlar mı? Göklerde ve yerdeki Allah’ın âyetlerini gör-müyorlar mı? Geçmişi ve geleceği düşünemiyorlar mı? Geçmiş ve ge-lecekle ilgileri kesilmiş mi bu adamların? Gök ve yer yasalarının nasıl işlediğinden haberleri yok mu? Batan bir güneşi, doğan bir ayı görmü-yorlar mı? Ölenleri, doğanları görmüyorlar mı? Kör mü bu adamlar? Zannediyorlar mı ki keyiflerine göre bir hayat yaşayacaklar ve asla ölmeyecekler? Ölenleri görmüyorlar mı? Ömürlerinin günbegün tükendiğinin farkına varmıyorlar mı ki her şeyin sahibi biziz mantığıyla bir hayat yaşıyorlar? Gökleri ve yeri, göklerde ve yerde olan her şeyi belli bir düzen, belli bir hikmetle düzenleyen Allah, elbette kendilerini başıboş bırakacak değildir. Göklerde ve yerde hak yasalar koyan Allah, elbette onları yasasız, yolsuz, yordamsız bırakmayacaktır. Göklere ve yere güç yetiren Allah elbette onların hayatlarını belirlemeye de kadir olacaktır. Bu varlıkları yoktan var eden, bu düzeni kuran, bu hayatı başlatan Allah, elbette laf olsun diye yaratmamıştır. Elbette bu hayatın sonunda bir başka hayatı yaratmaya da kadirdir. Bunu an-lamıyorlar mı bu adamlar? Eğer biz dileseydik, onları yerin dibine geçirirdik, yahut gökten onların üzerlerine parçalar indirirdik de onların işlerini bitirirdik. Allah buna kadirdir. Gökten onların üzerine büyük bir azap indirerek onların tamamını helâk etmeye kadirdir Allah. Nitekim öncekilerin üzerlerine indirmiştir. Bu adamlar kendilerinden öncekilerin başlarına gelenlere bakıp ibret almıyorlar mı? Allah’ı ve elçileri reddettikleri için, Allah vahyini reddettikleri ve Allah’la savaşa tutuştukları için kendilerinden öncekilerden nicelerinin yerin dibine geçirildiklerine bakmıyorlar mı? Gökten indirdiği bir suyla, yerden fışkırttığı bir suyla 950 yıllık ömre sahip bir Nuh toplumunu Allah’ın yok ettiğini bilmiyorlar mı? Yeryüzünün en süper gücüne sahip bir Âd toplumunu bir rüzgarla yerin dibine geçirdiğini duymadılar mı? Yeryüzünün en kuvvetli toplumlarından biri olan Semûd’un bir sayhayla defterinin dürüldüğü haberi onlara ulaşmadı mı? Onların güçlerinin, medeniyetlerinin, dünyalarının, hayatlarının, şehirlerinin sıfıra indirildiğini görmediler mi? Dağları yontup orada evler yapıp güyâ Allah’tan ve azabından saklanacaklarını zanneden bir toplumu bir titreşimle tarih sahnesinden silmedi mi Allah? İbretle bu dünyaya veda edip giden insanları, toplumları görmüyorlar mı bu kâfirler? Geçmişi görmüyorlar mı? Geleceği, ölümü, kabri, haşri, neşri, hesabı, kitabı, cenneti, cehennemi görmü-yorlar mı? Düşünmüyorlar mı? Görüyorlar elbette, biliyorlar elbette ama, hayatlarının değişeceğinden korktukları için, şu anda yaptıkları birçok pislikleri yapamayacaklarını bildikleri için görmezden geliyorlar, duymazdan geliyorlar. Âhirete inandıkları zaman elbette hayat programları değişecek ve hesap kitap endişesiyle şu anda yaptıklarının pek çoğunu yapamayacaklar, kan dökemeyecekler, zulmedemeyecekler, istedikleri gi-bi bir hayat yaşayamayacaklar, huzurları kaçacak ta onun için duy-mazdan, bilmezden geliyor hâinler. Gerçekten Allah’a yönelip, Allah’a kulluğa yönelip O’nu razı etmeye çalışan kullar için bunlarda âyetler vardır, ibretler vardır. Semâda âyetler, arzda âyetler var, âfâkta âyetler var, enfüste âyetler var, geçmişlerde âyetler var, gelecekte âyetler vardır. Gökler, Allah’ın âyetleriyle doludur. Ama tabi bütün bu âyetler, âyet görmek, âyet duy-mak düşüncesiyle bakabilenler için. Sebe’ye, Fâtır’a, Bakara’ya, Âl-i İmrân’a yönelen, Allah’ın âyetleriyle dünyayı ve âhireti değerlendirip Allah için bir hayat yaşamak isteyenler, Allah’ın bu âyetleriyle Rablerine kulluğa yönelmek isteyenler için. Ama kişi Allah’ın âyetlerine değil de başkalarına yöneliyorsa, Allah’ın kitabına değil de başkalarının kitaplarına, ya da kendi hevâ ve heveslerine yöneliyorsa, hayatı, dünyayı, âhireti Allah’ın âyetlerinden uzak kendi kendine yorumlamaya kalkışıyorsa ona ne âyet bir şey söyler, ne de hadis. O zaman bize düşen iş, “Abdün münib” olabilmekle şeref kazanmaya çalışmaktır. Şu anda insanlar ayrı ayrı yerler-de şeref arayışı içindedirler. Şunu elde edersem, şu konuma gelirsem, şunlarla beraber olursam şeref kazanacağım diyorlar. Halbuki şeref Allah’a yönelmektir, şeref Allah’ın âyetlerine yönelmektir. İşte bakın bu âyetlerden bir tanesi. Ya da Allah’a yönelmekle şeref kazanmış kullardan biri: