Şems Suresine Dön

Şemsالشمس

10. Ayet

10Şems Suresi

وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ

Onu (küfür ve masiyetle) örtüp gizleyen de kesinlikle zarar etmiştir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

10. “Kendini fenalıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır.” Önceki kişinin tamamen tersine vahiyle tanışmayarak, Allah’ın hayat programından habersiz bir hayat yaşayarak kendini kirletip pisliklerin içine gömen kişi de kaybetmiştir, ziyan etmiştir. “Dessa, tedessi,” bastırmak, örtmek, saptırmak anlamlarına gelmektedir. Allah’ın nefislerine koyduğu iyilik, hayır ve takva özelliklerini bastıranlar, fıtratlarını, fıtrî özelliklerini örtenler, fıtratlarının seslerine kulak vermeyenler, takvalarını örterek fısk ve fücurlarına imkân verenler, itaat duygularını bastırıp isyanlarına destek verenler kaybetmişlerdir. Allah’la diyalog kurmayanlar kaybetmişlerdir. Allah’ın ki-tabı, Allah’ın yasaları yerine kendi hevâ ve hevesini putlaştırıp tanrı edinen, hevâsı istikâmetinde bir hayat yaşayan kişi kaybetmiştir. Allah’ı unutmuş, Allah’tan gelen basiretlerle ilgi kurarak kendisini arındırmaya çalışmamış, Allah’ın kitabından ve peygamberin sün-netinden habersiz olduğu için, Allah’ın kendisi adına belirlediği kulluk programına teslim olmak yerine kendi bilgisine, kendi hevâ ve heveslerine teslim olmuş, ya da başkalarının hevâlarına teslim olmuş, başkaları için yaşamayı, tâğutlar için yaşamayı, moda için, çevre için, â-detler için yaşamayı, başkalarına kulluk etmeyi alışkanlık edinmiş kişi kendi kendisini pisliğin, günâhların, isyanların içine düşürmüş, hem dünyada ve hem de âhirette ziyana uğramış, kendi kendisini kötüye harcamış insandır. Dünyaya dalmış, dünyayı ve dünyalıkları kıble edinmiş, tapınırcasına dünyaya sarılmış ve bu yüzden de günahlara batmış kişi kendi kendini mahvetmiştir. Bakın Allah’ın Resûlü bu hususu bir hadislerinde şöyle haber verir: “Suda yürüyüp de ayakları ıslanmayan var mı? Dünya perest de böyledir. Günahlardan uzak kalamaz.” Hadis son derece açık ve net. Bir defasında bir hadis üzerinde sesli düşünmeye ve düşündüklerimi etrafımdakilerle paylaşmaya çalışıyordum. Dinleyenlerden birisi Allah kendisinden razı olsun, oldu mu dedi? Yâni Allah’ın Resûlünün sözü apaçıktı, sen onu kapalı zannettin ve anlatmaya başladın. Ne olacaktı, niye lafı uzattın dedi. Yâni işte peygamberimizin dediği kapalı değil ki, açığın açığı. Kimi âyet ve hadisler için bu söz gerçekten çok değerlidir. Ama nedense insanlardan çoğu anlat diyorlar, biz de anlatıyoruz. Halbuki bakın apaçık bir söz. Suda yürüyüp de ayakları ıslanmayan var mı? Önce böyle soruyor Al-lah’ın Resûlü. Suda yürüyeceğim ve ıslanmayacağım. Zemin su ve ben yürüyorum, ayaklarım ıslanmayacak. Efendim, ben ayaklarıma naylon poşet geçirdim, ondan dolayı ıslanmadım. Ayaklarıma çizmeler giydim, ondan dolayı ıslanmadım. Öyle değil mesele. Anlatılan bir insan ayakları çıplak suda yürüyecek ve ıslanmayacak, olur mu bu? Mümkün değildir değil mi? Aynen bu işin ciddiyeti, vehameti gibi düşünün, dünya perest de böyledir diyor peygamberimiz. Yân, dünyaya sevdalı, dünya benim olsun sevdasında, aman ben dünyanın olayım sevdasında olan bir kişi de böyledir, o da günahlardan uzak kalamaz. Ben hem dünyayı severim, hem dünyaya sevdalıyım, hem dünyaya taparcasına dünya benim olsun derdindeyim, hem de hiçbir günaha bulaşmadan dünyayı kucaklamaya, dünyayı içmeye, dünya tarafından içilmeye çalışıyorum demsi de mümkün olmayacaktır. Mutlaka o kişi günahlara dalacak, günahlara batacak, günahlarla beraber olacaktır. Fıtratını örtmüş, Allah’ın kendisine verdiği melekelerini kullanmama konusunda ısrarlı davranmış kişi kendisini insanlıktan çıkarıp hayvanlardan da aşağıya inmiş insandır. Gözünü, kulağını, aklını, kal-bini Allah’ın âyetlerine kapamış ve böylece kör, sağır, akılsız, duygusuz hale gelmiştir. Artık ona ne derseniz deyin, ne kadar âyet gösterirseniz gösterin hiçbir şey duymayacak ve hiçbir şey anlayamayacaktır. Her şey boş olacaktır onun için. Artık ne Allah, ne peygamber, ne kitap, ne gökler, ne yerler, ne cennet, ne cehennem, ne hesap, ne ki-tap onun kalbini harekete geçiremeyecektir. Hiçbir şey onun için etkili olmayacaktır. Allah’tan gelen basiretlerle ilgi kurup Allah’ın hidâyetine tabi olmayan bir adamın yol bulması da kesinlikle mümkün değildir. Bu tür insanlar, arzularını, heveslerini putlaştırmış insanlardır. Canları ne isterse onu yapmaktan çekinmezler. Zevkleri, nefisleri neyi hoş görürse onu yaparlar. Hiçbir kayıt altına girmek istemezler. Ne Allah, ne peygamber, ne kitap, ne din, ne haram, ne helâl tanımazlar. Aslında bir tek Allah’a kulluktan, bir tek Allah’ın yasalarına tabi olmaktan kaçarlar ama pek çok İlâhlara kulluk ederler. Bir tek Allah’a kulluktan kaçacağız derken pek çok İlâha tapınırlar. Bir tek Allah’tan ka-çacağız derken pek çok İlâhın kucağına düşerler. Nefislerinin, arzularının, tutkularının, şeytanların, tâğutların kucağına düşerler. Böylece kendilerini en şerefli makamdan indirip en kötü konuma düşürür, ken-dilerini kirletip ziyan ederler. Evet, demek ki Yüce Allah, insanı bu dünyaya akıl ve irade ve-rerek imtihan etmek için getirmiştir. Bu imtihan âleminde şerrin bulun-maması, dünyanın ve içindeki insanın yaratılış hikmetine aykırı düşerdi. Allah bu âlemde insanlara, içlerinden peygamberler gönderecek doğru yolu göstermiştir: "Biz ona (insana) iki yol gösterdik" (Be-led, 90-10) Ve sizleri şer ve hayır (yolları) ile imtihan etmek için deniyoruz ve sonunda bize döndürüleceksiniz" (Enbiya, 35). Üstelik insanın ruhuna şerden sakınmanın ve şerri tanımanın bilgilerini koymuş ve ilham etmiştir: "Her bir nefse (insan ruhuna) ve onu düzenleyene, sonra da ona kötülüğün (ne olduğunu) ve bundan sakınmayı ilham edene and olsun ki onu (nefsini = ruhunu günah ve şerden) temizleyen felaha ermiştir” Rabbimiz kendilerini vahiyle arındıranların hem dünyada hem de âhirette kurtulduklarını, vahiyden habersiz bir hayat yaşayarak kendilerini pisliğe gömenlerin de hem dünyada, hem de âhirette kaybettiklerini yeminle gündeme getirdikten sonra şimdi de buna tarihten bir örnek verecek. Bakın Allah’la, Allah’ın vahyiyle, Allah’ın elçisiyle savaşa tutuşarak kendilerini ziyan eden Semûd’un durumu nasıl olmuş?
Şems Suresi 10. Ayet | Tevhid Meali