5. “Göğe ve onu bina edip yapana yemin olsun ki,” Bu muazzam gökyüzünü yaratıp onu direksiz olarak bina edene de yemin olsun ki! “Gökyüzünü kudretimizle Biz kurup bina ettik. Muhakkak ki Biz geniş güç ve kudret sahibiyiz.” (Zâriyât 47) Rabbimiz burada kendi kudretine ve hikmetine yemin etmektedir. Üzerinize de sema bina etmiş Rabbiniz. Gök inşa etmiş, arzı semâ ile birlik yapılandırmıştır. Yani başınızın üstündeki şu gök kubbeyi de bu döşeği örten muhteşem bir tavan yapmıştır. Şimdi söyleyin bakalım! İnsan olup ta bu döşeğe kurulmayan var mı? İnsan olup ta bu evde oturmayan, bu binadan istifade etmeyen var mı? Allah’ın si-zin için yarattığı bu muazzam binanın yanında fakirlerin imrendiği, zenginlerin gururlandığı şu köşklerin, villaların ne önemi olabilir ki? Hepiniz aynı hanede oturan, hepiniz bir döşekte yatan bir aile değil misiniz? Öyleyse kimin evinde oturduğunuzu, kimin döşeğinde yattığınızı, kimin eşyalarını kullandığınızı düşünün! Düşünün de kime kul olmanız gerektiğini iyi anlayın! Kimin ekmeğini yiyor, kimin kılıcını sallıyoruz, Allah için bir düşünün. Rabbimiz yedi gök halinde semâyı yarattı ve onu düzenledi, bina etti. Onları yerine koydu ve her bir semâya istediğini vahyetti. Her bir semânın işlevini ona vahyetti, yahut her bir semâda o semânın muhtaç olduğu melekleri ve kendisinden başka hiç kimsenin bilemeyeceği şeyleri tertip buyurdu. Her semânın meleklerine orada cereyan edecek olayları deruhte emrini telkin buyurdu. Rabbimiz, o semayı bina ederek bozulmaktan, yıkılmaktan da korumuştur. İşte bu, Azîz ve Alîm olan, mutlak bilgi sahibi, mutlak güç ve kuvvet sahibi olan Allah’ın takdiridir. Bunu Azîz ve Alîm olan Allah’tan başka kim yapabilir? Allah semâyı bina etmiş, binasından sonra da bu binanın devamını sağlamış, kıyamete kadar da onu bozulmaktan korumuştur.