10,11. Rabb’ın Mûsâ'ya: "Haksızlık eden millete, Firavunun milletine git" diye nida etmişti. Haksızlıktan sakınmazlar mı? Hani Rabb’ın nida etmişti Mûsâ ya. Hatırlasana! Peki nasıl hatırlanır bu? Hani A’râf 172 deki: “Ben sizin Rabb’ınız değil miyim” Hani Adem oğullarından ve onların sırtlarından bütün zürriyetleri çıkarılıp kendi nefislerine şahit tutarak şöyle demiştik: Ben sizin Rabb’ınız değil miyim? Onlar da demişlerdi ki: Belâ ya Rabbi! Biz şahit olduk. Bakın bu konu anlatılır Araf sûresinde. Evet ey kullarım, daha önce, sizleri yaratmadan, ya da cisimlerinizi yaratmadan önce sizden böyle bir mîsak almıştık, o mîsakı hatırlayın diyor Rabb’imiz. Bana verdiğiniz o sözlerinizi hatırlayın da hayatınızı bu mîsaka göre yaşayın. Gündeme getirin. Hayatınızı bununla düzenlemek üzere bu mîsakı gündeminize alın. Kendi kendinizin şahitleri olarak: Evet ya Rabbi! Sen bizim Rabb’imizsın, biz buna şahit olduk demiştiniz. Bizim hayat programımızı, bizim yaşam biçimimizi belirleyen, bizim hayatımıza kulluk maddesi alan, boyunlarımızdaki kulluk iplerinin ucu elinde olan, seçimini seçim kabul edeceğimiz, çektiği yere gideceğimiz, yasalarını uygulayacağımız Rabb’imiz sensin ya Rabbi. Bizler senden başkalarını Rab tanımayacağız, senden başkalarının hayat programlarını uygulayıp onlara kulluk etmeyeceğiz, senden başkalarının hatırına hareket etmeyeceğiz diyerek bana bu konuda söz vermiştiniz. Hatırlasanıza! Peki hani bunu hatırlayan var mı içimizde? Bunu hatırlamamak böyle bir olayın olmadığı anlamına gelmez. Çünkü meselâ şu anda bizler çocukluğumuzda yaptığımız pek çok şeyleri de hatırlayamıyoruz ama onları hatırlamayışımız onları yapmadığımız anlamına gelmediği gibi; âkıl bâliğ olduğumuz dönemden itibaren yaptıklarımız-dan sorumlu olmadığımız anlamına da gelmemektedir. Bizler o dö-nemlerde yaptıklarımızı hatırlamasak da anamız babamız tarafından işte sen çocukken şöyle yapardın, böyle yapardın gibi bizim hakkı-mızdaki sözlerinden, beyan ve şahadetlerinden bunu anlıyoruz. İşte aynen bunun gibi biz Rabb’imizla gerçekleştirdiğimiz bu ahdi hatırlamıyor olsak da Rabb’imizin haber vermesinden bunu an-lıyoruz. Veya fıtrattan, fıtratımızdan anlıyoruz bunu. İnsan olarak bizim fıtratımız ortaya koyuyor ki Rabb’imizla aramızda böyle bir sözleşme gerçekleşmiştir. Nasıl? Meselâ bakın darda kaldığımız zaman, zorda kaldığımız zaman, çok ciddi bir tehlike anında ister mü'min olsun ister kâfir herkes Allah’a yalvarmaktadır. Bundan anlıyoruz ki tüm insanlarda fıtrat tevhiddir, öz cevher tevhiddir, şirk ise sonradan ona arız olmuş bir kabuktur. İşte böyle çok ciddi bir tehlike anında insan fıtratı açığa çıkmaktadır. Fıtratın üzerini örtmüş olan kabuk o anda dökülüveriyor ve insanın fıtratı açığa çıkıveriyor. Evet fıtratımız da ispat ediyor ki biz Rabb’imizla böyle bir sözleşme gerçekleştirmişiz. Zaten Allah bize kitap göndermekle, kitabından bundan söz etmekle bizden ahit almaktadır. Ne zaman dedi bunu bana Rabb’ım? Elbette ben Kur’an okumaya başladıktan sonra dedi. Ondan önce dedi mi, demedi mi bilmiyorum. Peki daha önce bunu demiş de ben unutmuşsam bundan da sorumlu muyum? Elbette. Nitekim yirmi yıl önce yaptıklarımı bugün hatırlamasam da onlardan sorumluyum. Evet bakın tarihteki konuyu şöylece anlatmaya başlıyor Rab-b’ımız: Rabb’ın Mûsâ’ya şöyle seslendi: Şu zalim kavme, Firavunun kavmine git! Hz. Mûsâ burada, Kur’an’ın bu bölümünde Firavun kavmine görevlendirilir. Bir başka âyette Firavuna, Hâmân’a, Karun’a görevlendirilir. Bir başka yerde de İsrâil oğulları ve Firavun oğulları anlamına o bölgedeki bütün insanlara görevlendirilir. Görevinin temel konusu da şudur: Diyecekti ki: Korunmuyor musunuz? Korkmuyorlar mı? diye Allah görevlendiriyor. Korunmuyorlar mı? Korunmayacaklar mı? Sakınmak ve korunmak türünde, korkmak türünde bir tarif aslında takvanın, takva kavramının katlidir. Takva aslında pozitif bir eylemdir. Yâni sadece bir şeylerden sakınılmaz, bir şeylerden korkulup uzak durulmaz takvalı olmak için. Aynı zamanda bir şeyler yapılır takvalı olmak için. Bir şeylerden kaçınılınca, bir şeylerden sakınılınca takvalı olunur değil. Bizim toplumda nedense takva, hep korkmak, korunmak, geri durmak, çekinmek, sakınmak, atılmamak, yâni negatif bir eylemi gerçekleştirmek olarak algılanmış. Oysa ki içkiden uzak durmak, zinadan kaçınmak takva olduğu gibi aynı zamanda namazı dosdoğru kılmak, zekâtı vermek, infak etmek, bu imanı icra etmek, gündemde tutmak, Kur’an ile, Peygamberle sürekli diyalog halinde olmak, âhireti, âhirete olan imanı gündemde tutabilmek de takvadır. Takva esasen yol bulmak, yol bulabilmek demektir. Allah’a sorarak, Allah’a danışarak yol bulabilmektir. Yâni sanki yapılmayan, yapılmaması gereken şeyler toplamı olarak takvanın anlatılması yanlıştır. Yâni sadece haram işlemeyen kişi muttaki değil, bununla beraber pozitif amelleri de işleyen kişi muttakidir. Hz. Ömer İbni Abbas'a sorar: Takva nedir ey ibni Abbas? İbni Abbas der ki: Sen hiç dikenli bir yoldan geçmedin mi ey Ömer? Dikenli yolda yürüyen bir adam ne yapar? Paçalarını sıvayıp dikenlerden kendini korumaya çalışır değil mi? İşte takva da budur. Kulluk yolunda yürürken dikkatli davranmaktır. Tamam etekleri sıvamak da bir harekettir ama, esas mesele o yolda yürümektir yâni. Yürürken dikkatli davranmaktır, ya da düzgün yolda, müstakim yolda yürüyebilmektir takva. Öyleyse: Yolunuzu Allah’la bulmaz mısınız? Yolunuzu Allah’ın kitabına, peygamberin sünnetine sorarak bulmaz mısınız? Allah’ın istediği bir yola girmez misiniz? Allah’ın istediği hayatı yaşamaya yönelmez misiniz? Tüm Peygamberlerin derdidir bu: Ama Peygamberlerin bunun arkasında bir ekleri daha var: Takvalı olun! Muttaki olun! Yolunuzu Allah’la bulun! Yolunuzu Allah’a sorarak bulun! Hayatınızı Allah için yaşayın! Hayatınızı Allah’ın belirlediği yasalar istikâmetinde yaşayın! Yapacağınızı, yaptığınızı, Allah yap dedi diye yapın! Yapmayıp terk ettiklerinizi de; Allah yasakladı diye terk edin! Yolunuzu O’nunla bulun! Allah dedi diye yapın! Allah dedi diye terk edin! Her şeyde O’nun rızasını gözetin! Tüm yapacaklarınızı yapmadan önce O’na sorun! O’nun kitabına sorun! O’nun izin verdiklerini O’nun izin verdiği gibi O’na lâyık biçimde yapın! O’ndan müsaade alamadıklarınızdan da kaçının! Hâsılı Allah’ı görüyormuşçasına kulluk yapın! Her an O’nun kontrolünde olduğunuzu unutmadan bir hayat yaşayın! Rabb’ınıza muhalefet edip, O’nun kitabını, O’nun hayat programını görmezden gelip, O’nun gazabına maruz kalmayın! Ama: ¬–YQ[¬0Ï!«: bu konuda örneğiniz de ben olayım. Allah’a kulluk yapın ama bu kulluğun modelini de benden alın. Bana itaat edin. Kulluk yolunuz benden geçsin. Onu benden öğrenin. Kulluk modelini benden alın. Kulluğunuzu Allah’a sorun, ama Allah’a sorarken de benimle sorun. Rabb’ınıza benimle müracaat edin. Kılık kıyafetiniz, yemeniz içmeniz, kazanmanız harcamanız, mala bakışınız, infakınız, hukukunuz, eğitim anlayışınız, gece hayatınız, gündüz hayatınız, zikriniz, fikriniz, namazınız, orucunuz, tıraşınız bana benzesin diyor Allah’ın elçisi. Evet demek ki kulluk sadece Allah’a yapılır ve kulluk sadece peygamberden öğrenilir. Bilelim ki Allah’tan başka kulluk yapılacak hiçbir varlık, hiçbir makam olmadığı gibi, kıyâmete kadar da kulluk öğretecek başka hiçbir makam yoktur. Bunu hiç bir zaman hatırımızdan çıkarmayalım. Esasen bugün Kullukta örnek arayanlar, örnek insan arayanlar, unutmayalım ki peygamberleri tanıma zahmetinden kaçan insanlardır. Halbuki peygamber kullukta model insandır, motif insandır. Peygamber form dilekçedir. Hani karşısındakilere ders anlatan bir öğretmen tahtaya bir şekil çizer ve çocuklar işte şekilde görüldüğü gibi der; işte Rabb’imiz da bizden istediği kulluğu anlatır, anlatır sonra da buyurur ki işte şekilde görüldüğü gibi. Bakın peygamberime ve sizden istediğim kulluğu anlayın buyurarak peygamberlerini örnek olarak sunar bize. Meselâ İblisle mücâdelede, tevbede, dönüşte Adem gibi olun, tâğutla mücâdelede Hz. Mûsâ gibi davranın, kadın karşısında Yusuf gibi, cinsel sapıklıklar karşısında Lût (a.s) gibi, ekonomik bozukluklar karşısında Sâlih (a.s) gibi, sâlihlerin putlaştırılması karşısında Nuh (a.s) gibi davranın diye bize kulluk örnekleri sunulmuştur. İşte bizim için en mükemmel imamlar, en mükemmel örnekler peygamberlerdir. Hayatlarında kesinlikle falso olmayan ve bizim kendilerini örnek alıp hayatlarını yaşadığımız zaman kendilerini taklit ettiğimiz zaman kesinlikle hata etmeyeceğimiz mükemmel örnekler. Hayatları Allah tarafından kesinlikle onaylanmış insanlar. Ama biz onları bırakıp da birbirimizi ya da içimizden birilerini örnek aldığımız zaman, Allah’ın onaylamadığı bir hayat sahibi bizim için örnek olamaz. Bundan dolayıdır ki toplumun kendilerini örnek kabul ettikleri, önder kabul ettikleri insanlar, hacılar, hocalar, mürşidler, şeyhler daima kendilerine bir görev olarak şunu çok iyi bilmeliler: İnsanlara gelin peygamberlerle beraber olalım. Gelin hayatları Allah tarafından onaylanmış elçilere benzeyelim, gelin kitabın dediği gibi olalım demeliyiz. Kesinlikle insanları kendimize veya kendimiz gibilere çağırmayalım. Gelin bizim gibi olun, gelin bizim gibi yaşayın, bizi örnek alın, biz nasıl yaşıyorsak siz de öyle yaşayın demeyelim. Evet takvalı davranmadaki örneği, modeli benden alın! diyorlar Allah elçileri. Yâni Allah’a kul olun! ama bu kulluğun modelini de benden öğrenin! diyorlar. İşte Hz. Mûsâ Allah’tan böyle bir emir alır. Ey peygamberim Fi-ravun ve toplumuna git ve onları bana kulluğa ve bu kullukta seni örnek almaya çağır emrini alır. Rabb’ından aldığı bu emir karşısında Hz. Mûsâ elbette itiraz edecek değildi. Ya Rabbi çok erken oldu bu iş, şu anda yapamam, şu anda ben buna hazır değilim, şu anda gidemem, biraz bir hazırlık filan yapayım da ondan sonra gideyim diyecek değildi elbette. Gidecekti ama; bakın durumunu Allah’a şöyle arz etti: