Şuarâ Suresine Dön

Şuarâالشعراء

113. Ayet

113Şuarâ Suresi

اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلٰى رَبّ۪ي لَوْ تَشْعُرُونَۚ

“Şayet bilinçli insanlarsanız, onların hesabını görmek Rabbime aittir (bunu bilmelisiniz).”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

112,115. “Nuh: “Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesapları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.” Nuh (a.s) dedi ki, onların amellerinin hepsi onlara aittir. O sizin sefih kabul ettiğiniz mü’minlerin yaptıkları ameller kendilerine aittir. O benim bileceğim bir şey değildir, benim onunla bir ilgim alâkam yoktur. Yâni eğer biraz ciddiyetiniz varsa, anlamak istiyorsanız, yâni ilim ve amel düzeyine eriştirebilecekseniz benim dediklerimi, düşünün isterseniz ama onların hesabı Allah’a ait, ben onların ne yaptıklarını, ne yapacaklarını, ciddi mi yaptıklarını, yoksa rezil mi olduklarını, rüsva mı olacaklarını bilmem. Rabbim bana böyle bir din göndermiş, ben de onu insanlara ulaştırıyorum. Ona iman edenleri, onu yaşayanları da kabul etmek zorundayım, başka yapacak bir şeyim yok benim. Dün kâfirlerin, dün Nuh kavminin inanmayanlarının, dün Mekke müşriklerinin istediklerini maalesef bugün Müslümanlar istiyorlar. Şu rezilleri, şu pespaye takımı, şu ayak takımını, şu adi, şu parasız pulsuz, şu işsiz aşsız insanları yanından kovarsan ne ala dediler. Şu talebeleri yanına sokmazsan geliriz. Bu böyle beş parasız, diplomasız, işsiz-güçsüz, sosyal hayatı bilmeyen, aktüaliteden habersiz, veya sosyetenin bilmem nerede hangi yemeği yediğini? Köpeğini nerede nasıl sünnet ettirdiğini bilmeyen insanlarla oturup kalkmayı bırakırsan o zaman biz senin yanına gelebiliriz diyen insanların da biz bugün Müslüman insanlar olduğunu görüyoruz. Dedi ki Peygamber: Ben bunları kovacak değilim, kovamam, mümkün değil! Peygamberimizden de istediler bunu. Peygamberimiz bir an meyletti buna. Sebep neydi? Çünkü çok zayıf anında yakaladılar peygamberimizi. Peygamberimiz merhametlidir, şefkatlidir, insanların ateşe gitmelerine mümkün değil tahammül edemez. İnsanların cehenneme gidişlerini bir an durduruvermek bile sanki onun için büyük sevinç kaynağıdır. Böyle bir özelliği vardı Rasûlullah’ın. Dediler ki tamam, biz de inanalım sana, amma bir şartla. Biz gelince onlar olmasın, onlar varken de biz gelmeyelim! Yâni onları kov bile demediler güya, dediler onlara ayrı anlat, bize ayrı anlat. Cenâb-ı Hak buna bile izin vermedi, hemen işi kapattı: “Onları huzurundan kovduğun takdirde zalimlerden olursun." (En’âm 52) Allah Peygamberine diyordu ki sakın o garibanları yanından kovma! Eğer bunlar garibandır diye onları yanından kovarsan o zaman sen zalimlerden olursun! Evet garibanları etrafımızdan kovmamalıyız. Zira Rabbimiz buyurur ki onların hesabından siz sorumlu değilsiniz. Onlar da sizin hesabınızdan sorumlu değildir. Bakın yine Kehf sûresinde Rabbimiz şöyle buyurur: "Peygamberim! Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek ona yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz işinde aşırı giderek kendi hevasına uyan kimseye uyma." (Kehf 28) Evet görüyor musunuz Rabbimizin uyarısını? Bu uyarının gelişinden sonra Allah’ın Resûlü çok korkmuştur. Hattâ sahâbe-i kiramın ifadelerinden anlıyoruz ki bu âyetin gelişinden sonra Allah’ın Resûlü biz kendisinin yanından ayrılmadıkça bizim yanımızdan ayrılamıyordu diyorlar. Kılıçlarına kendi kılıçları, paralarına kendi paraları, evlerine kendi evleri bakabilme özellikleri onları öyle bir kardeş yapmıştı ki aralarında ne sosyal sınıf farkları, ne de üstünlük alçaklık anlayışları kalmıştır. Hepsi yıkılıp gitmiştir. Hattâ bu âyetten sonra peygamberimiz işi bile olsa ashabının yanından kalkamazmış, sabırsız olmayayım, onları darıltmayayım diye. Sahâbe diyor ki biz sezerdik onun bir işinin olduğunu da biz ondan önce kalkardık, Hz. peygamber de kendine yol bulurdu. Bu kadar beraber olurdu onlarla. Yâni zengin olanı, hoca olanı, fabrikası olanı, diploması olanı, makamı olanı, mevkisi olanı farklı karşılarken, eğer fakiri, eğer hamalı, garibanı, tezgahtarı, işçiyi, çırağı farklı karşılıyor-sak, ya da hocayı kucakladığımız gibi talebeyle kucaklaşamıyorsak vay bizim halimize! Evet bu âyetlerden anlıyoruz ki tebliğ edeceğimiz insanların sıralamasını biz kendi kendimize yapmayacağız. Karşımızdaki insanları şu şekilde gruplamamız güzel olacaktır. Karşımızdaki insan ya Müslümanlığının farkında olmayan birisidir, ona İslâm’ı ulaştıralım belki bizim uyarımız ona fayda verecek ve adam olacaktır. Ya da mü'min-dir, bizim anlatmamız sonucunda hayatına biraz daha çekidüzen verecektir. Öyleyse biz neticeyi düşünmeyeceğiz. Çünkü bakın Allah âyet-i kerîmesinde belki diyor. Belki yola gelirler, belki adam olurlar. İnzar edeceğiz ama kovmayacağız. Uyaracağız ama azarlamayacağız. İnzarımız onları kovma ve azarlama mânâsına gelmeyecek, aksine onlara acıma mânâsına gelecektir. İnsanların her zaman bize ulaşabilmeleri için imkân hazırlayacağız. İnsanlardan uzaklaşıp, fildişi kulelerimize çekilmeyeceğiz. Allah korusun da bugün kimi hocaların evine insanlar gündüz saat ondan önce, gece de saat ondan sonra girememektedirler. Neden? efendim zatı alileri istirahat buyuracaklarmış. Bu gerçekten çok ayıp bir şeydir. Allah’ın Resûlünü az evvel anlattım, onun hayatında böyle bir şey kesinlikle yoktur. İnsanlar her an ona ulaşma imkânına sahiptiler. Gerçekten mü'minlerin ihtiyaçları varsa gelebilmeliler, girebilmeliler, bulabilmeliler bizi. Allah hepimizin yardımcısı olsun. Evet tüm peygamberler böyle yapmışlar, bunu demişlerdir. Çünkü benim görevim apaçık bir uyarıdır. Sadece böyle bir görevim var benim, ben başka bir görev de bilmiyorum. Yâni ben sizi neden uyardığımı size hissettirmekle sorumluyum. Değilse anlamıyor adam. Kur’an oku, nasıl okuyacak? Ne yapacak okuyunca? Bunları bilemiyor adam. Nerden başlayacak? Nasıl okuyacak? Ne edecek? anlayamıyor adam. Bir de bu insanlar böyle kendi kendilerine Kur’an dedi diye yapmaktan çok birileri dedi diye yapmaktan yanalar ya, öyleyse insanlara böyle genel tavsiyelerden ziyade Nezir-i Mübîn, belâğ-ı Mübîn yapacağız. İnzarımız açık olacak, yâni adam ne yapacağını bilecek, şaşırıp kalmayacak.