124,135. “Kardeşleri Hûd, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak âlemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.” Kendilerine elçi olarak gönderilen Hûd (a.s) onlara dedi ki, sakınmaz mısınız? Muttakiler olmaz mısınız? Allah için bir hayat yaşamaz mısınız? Allah’ı hesaba katarak bir dünya yaşamaz mısınız? Allah’ın helâl haram sınırlarına riâyet etmez misiniz? Yolunuzu Allah’la, Allah’ın diniyle bulmaz mısınız? Evet Hûd (a.s) da aynen bir önce anlatılan Nuh (a.s) gibi aynı uyarılarla onları Allah için muttaki olmaya, Allah’ın gösterdiği gibi bir hayat yaşamaya dâvet etti. Ben size Rabbiniz tarafından gönderilmiş güvenilir bir elçiyim dedi. Rabbiniz sizin hayatınıza karışmak istiyor, bunun için de beni aranızdan elçi seçmiştir dedi. Ben kendi kendime gelmiş değilim dedi. Ben sizi aldatan bir hain değilim dedi. Evet Allah’ın elçilerinin tamamı güvenilir insanlardı. Onlar ne kendilerini görevlendiren Rablerine karşı, ne de insanlara karşı, toplumlarına karşı zerre kadar bir hıyanet içinde olmamışlardır. Düşmanlarına bile ihanet etmemişlerdir. Düşmanları bile onlara en kıymetli emânetlerini teslim etmişlerdir. Hepsi de yeryüzünün en güvenilir, en emin insanları olarak hayatlarını sürdürmüşlerdir. Allah’ın bu kutlu elçisi de aynen ötekiler gibi toplumunu Allah için takvaya çağırıyordu. Gelin Allah’ı dinleyin, gelin Allah için takvalı olun, Allah’ın istediği kulluğun bilincinde olun ve bana da itaat edin, beni örnek kul bilin, takvanın modelini bende görün, benden öğrenin, beni takip edin, benim gibi bir hayat yaşayın dedi. Toplumunu Allah’a kulluğa ve bu kulluğun pratik göstergesi olan kendisine itaate çağırdı. Ve dedi ki bu işime karşılık, bu dâvetime ve bu örnekliğime karşılık ben sizden bir ücret de istemiyorum, çünkü benim ücretim âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Ben Onun görevlisiyim ve ücretimi sadece Ondan bekliyorum dedi. Öteki elçiler gibi O da bilgisini, mesaisini paraya çevirmedi. Allah vahyini para kazanma sebebi yapmadı. Mesajını, dâvâsını sömürü aracı yapmadı. Kul olmaları için, Müslüman olmaları için insanlara yalvardı, yakardı, ayaklarına gitti, kendini bu yola adadı ama bunu paraya tahvil etmedi. Hiç kimseden bir şey istemedi. İşte risâlet yolu, peygamber yolu budur. İşte bu Risâletin en güzel örneği insanları yalnız Allah’a kul-luğa çağırmak ve Resullere itaate dâvet etmek ve bu dâvetin karşı-lığında kimseden bir şey istememek ve mükâfatı sadece Allah’tan beklemektir. Bunu yaparken de sadece Allah’ı hesap ederek yeryü-zünün zalim güçlerinin hiçbirisinden çekinmemektir. Yeryüzü zalim-lerine alkış tutarak Müslümanlara hakaret etmemektir. Dini sömürü aracı yapmamaktır. Dini sömürü aracı yapanlara izin vermemektir. Bakın Allah’ın elçisinin uyarıları devam ediyor: Bu sefer uyarı bir başka yöne doğru kaydı. Önce kendisini ortaya koydu. Misyonunu anlattı. Allah tarafından görevlendirilmiş bir elçi olduğunu, güvenilir bir peygamber olduğunu ve bu uyarılarından ötürü onlardan bir ücret istemediğini, para pul peşinde olmadığını anlattıktan sonra şimdi de toplumunu yargılamaya başladı. Toplumun yanlışlarını dile getirmeye başladı. Bakın diyor ki, yoksa sizler yüksek yerlerde, yüksek tepelerde yüksek, yüksek binalar yaparak bu dünyada ölümsüzlüğü mü arıyor-sunuz? Bunlarla kendinizi ebedîleştirmeye mi çalışıyorsunuz? Yoksa sizler cenneti unuttunuz da, cenneti gündemlerinizden düşürdünüz de Onu dünyada bulma cinnetine mi kapıldınız? Dünyayı cennetleştirme kavgası içine mi girdiniz? Yoksa bu yüksek, yüksek binalarınızla, bu teknolojileriniz, bu anıtlarınız, bu piramitleriniz, bu kulelerinizle bir ömür tüketip, dünyayı mamur edip âhireti unutmaya mı çalışıyorsunuz? Kendisinizi ölümsüzleştirmeye mi çalışıyorsunuz? Öldükten sonra da insanlar üzerindeki hegemonyalarınızı sürdürmeye mi çalışıyorsunuz? Bu hedefleriniz ne böyle hiç ölmeyecekmiş gibi? Bu koşturmalarınız ne böyle hiç hesaba çekilmeyecekmişsiniz gibi? Bu ne böyle insanların alın terlerini saray diye, köşk diye, fabrika diye yerlere gömüyorsunuz? Ne hakkınız var buna? Yapıtlarınızın önünde insanların secdelere kapanmalarını mı istiyorsunuz? İnsanları Allah’a secdeden engelleyip kendi gücünüz, kendi teknolojiniz önünde mi eğmek, ezmek istiyorsunuz? Ne bu, üç günlük dünyaya verdiğiniz metanet? Dünyaya verdiğiniz önemin onda birini âhirete vermiyorsunuz. Ne kadar kalacaksınız da bu dünyada? Yakaladığınız zaman da cebbarlar gibi yakalıyorsunuz. Tuttuğunuz zaman, ceza verdiğiniz zaman da yaman ceza veriyorsunuz. Yakaladıklarınıza çok kötü azap ediyorsunuz. Sizler ey kavmim diyerek yeryüzünün en güçlü devletine, dünyanın azgın kavmine uyarıda bulunuyordu Allah’ın elçisi. Evet Hûd (a.s) böyle yapayalnız olarak, ama Allah desteğinde bir peygamber olarak dünyanın süper bir gücünün karşısında bunları söylüyor, Allah için dâvetini sürdürüyordu. Ey kavmim, Allah için takvalı olun. Allah karşısında olduğunuzu unutmadan yaşayın. Allah’a kulluğunuzun şuurunda olun. Allah’a olan sorumluluklarınızın bilincinde olun. Allah için bir hayat yaşayın. Yaptıklarınızı Allah’a lâyık yapmaya çalışın. Allah’ın istediği gibi bir takva hayatı yaşayın ve bu konuda da bana itaat edin. Takvayı, Allah’ın istediği kulluğu, Allah’ın istediği hayatı benden öğrenin. Bana bakın, ben nasıl bir kulluk yaşıyorsam sizler de öylece yaşayın di-yordu. Allah’ın elçisi tek başına siyasal ve ekonomik güze sahip insanların, devletin, toplumun karşısında İslâm’ın izzet ve şerefini yaşıyordu. Onların güç ve kuvvetleri, devlet ve saltanatları karşısında zerre kadar bir çekinme, zerre kadar bir korku duymadan dâvetini şöylece sürdürüyordu: Ey kavmim, şu bildiğiniz şeyleri size veren Rabb’ınızdan sakının. Davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Şu bedenlerinizi, şu vücutlarınızı, şu güçlerinizi, kuvvetlerinizi, şu akıllarınızı, şu hayatınızı, şu saltanatlarınızı, şu imkân ve fırsatlarınızı, şu oğullarınızı, kızlarınızı, torunlarınızı, bağlarınızı, bahçelerinizi her şeyinizi size O lütfetmiştir. Doğrusu eğer tüm bu sahip olduğunuz nimetlerin sahibi olan Rabbinize kulluğa yanaşmazsanız, Onun için bir hayat yaşamazsanız ben sizin hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum dedi. Evet büyük bir günün, size yaklaşmakta olan, kıyâmet gününün azabından sizin adınıza endişe duyuyorum. Tüm Allah elçilerinin ortak özelliği işte budur. Onların tamamı toplumlarını kıyâmet gününün, o büyük günün azabıyla uyarmışlardır. Evet insanlar, toplumlar ya o gün gelmeden evvel Allah’ın emirlerine boyun bükerler, Allah’ın istediği bir hayata yönelirler, yahut da büyük bir günün azabıyla yok olup giderler. Ve işte böyle bir günün azabından evvel, vukuundan evvel toplumlar uyarılmayıydı, onların herhangi bir mâzeret hakları kalmamalıydı ki peygamberler bu uyarıyı yapsınlar. Allah’ın elçileri böyle bir günle onları uyarsınlar ki o insanların şöyle deme hakları kalmasın. Ya Rabbi, madem ki bu hayat bâkî değildi, madem ki ölüm vardı, madem ki ölüm bir son değil bir hayatın, bir hesabın başlangıcıydı, madem ki böyle bir helâk yasan vardı, madem ki bizler Sana inanmadığımız, Senin istediğin bir hayatı yaşamadığımız taktirde bizi helâk edecektin, öyleyse bizi niye uyarmadın? Bize niye uyarıcılar göndermedin? Madem böyle bir cehennemin vardı da bizi niye ondan haberdar etmedin? Madem ki böyle bir cennetin vardı da bizi niye onunla bilgilendirmedin? deme hakları olmasın. Bizim bunlardan haberimiz yoktu diyerek mâzeretlerin arkasına saklanma imkânları kalmasın. İşte bu uyarı kıyâmete kadar devam edecektir. Dün bu uyarıyı Allah’ın elçileri yapmıştı, bugün ve yarın da bu kitabın mü’mini olan insanlar yapmaya devam edeceklerdir. Şu anda bizler de ulaşabildiğimiz tüm dünya insanlığına aynen kutlu peygamberlerimiz gibi uyarıda bulunacağız. Gelin kul olan Allah’a. Gelin teslim olun Rabbinize. Gelin şu anda sahip olduğunuz her şeyinizi size lütfeden Rabb’ınızın istediği gibi bir hayat yaşayın. Aksi taktirde iyilerin iyiliklerinin mükâfattı olarak cennete uçacakları, kötülerin de kötülüklerinin cezası olarak cehenneme akacakları büyük bir günün azabı sizi beklemektedir. Sizi büyük bir günün helâki ve azabıyla uyarıyoruz demek zorundayız ki şu insanların yarın Allah huzurunda ileri sürebilecekleri bir mâzeretleri olmasın. Bizim bütün bunlardan haberimiz yoktu diyemesinler. Bakın Allah’ın elçisinin bu samimi uyarılarına karşılık kavminin, o süper devletin cevabı şöyle oluyordu: