155,157. “Sâlih: “İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi. Onlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular.” İşte bir deve. Buyurun âyet istiyordunuz. Peygamber oluşuma delil bir âyet talep ediyordunuz. İşte Allah’tan bir âyet dedi. Rabbimizin âyeti bir deveydi. Önceki sûrelerde uzun uzun açıklamalarda bulunduk. Rabbimizin onlara gönderdiği bu deve âyeti onların uğraşları cinsindendi. Onlar yeryüzünde, ovalarda evler yontuyorlar, saraylar, köşkler yapıyorlardı. Böyle bir yola girmelerinin sebebi de anlayabildiğimiz kadarıyla kendilerinden önceki Nuh kavmi bir tufanla, Âd kavmi de bir rüzgarla helâk olmuşlar ve işte onlardan sonra gelen Semûd toplumu her ikisini de düşünmüş olsalar gerek ki hem tufana hem de rüzgara karşı dayanıklı olsun diye böyle sağlam ve muhkem meskenler yapmaya çalışıyorlardı. Dağları, kayalıkları yontup evler yapıyorlardı. Ne sudan, ne rüzgardan etkilenmeyeceklerdi. İşte böyle güya kendilerini sağlama almışlığın şımarıklığı içinde Sâlih (a.s)’a diyorlardı ki eğer sâdıklardansan haydi bize bir âyet getir de görelim. Allah ta onlara bir deve âyeti gönderdi. Kitabımızın başka sûrelerinde anlatıldığı gibi bir gün kuyuların suyunu deve içecek ikinci gün kavim içecekti. Ve mahza hayır olan bu deve bir önceki gün içtiği suyu süt olarak kavme ikram edecek, tüm kavmi doyuracaktı. Evet onlar âyet istemişlerdi Allah ta böyle istedi. Elbette her âyetin bir sorumluluğu vardı. Ve bu Allah âyeti olan deve onlara karşı Sâlih (a.s) in destekçisi olacaktı. Deve Sâlih (a.s) safında yer alacak ve zalim toplumun sömürü düzenlerine dur diyecekti. Su içme nöbeti o deveye geldiği zaman onlar buna izin vermeyecekler, onun hakkına karşı çıkacaklar, ama onun sütünden de istifade etmeye çalışacaklardı. Deveye hayat hakkı tanımayacaklardı ama onun ürettiğini de yiyip içmeye çalışacaklardı. Tıpkı şu anda hayat hakkı tanımadıkları Müslüman halkın sırtından geçinmeye çalışan kâfirler gibi. Eğer bu ülkede su varsa bu suyun yarısı deve vasıtasıyla halka ulaştırılacaktı. Bu deve sayesinde yöneticiler suya tamimiyle egemen olamayacaklardı. Bir ülkedeki altın, gümüş, petrol, orman, deniz ürünleri aslında mutlak anlamda halkın ortak malıdır. Ama topluma egemen olan güçler yöneticiler insanları, halkı bunlardan alıkoyuyorlar, bunlara kendileri sahiplenmeye çalışıyorlar. İşte Sâlih (a.s) in mûcizesi olan bu deve zalimlerin bu sömürülerine dur diyordu. Evet sömürülerine dur diyen bu deveyi öldürdüler. Ama bu yaptıklarından pişman da oldular. Çünkü Sâlih (a.s) in devesi öteki develere benzemiyordu. Farklı bir görüntüsü ve misyonu vardı. Allah’ın bir âyeti, bir mûcizesi olduğu için diğer develer ona yaklaşamı-yordu. Toplum Allah’ın bu âyetine dayanamayıp onu öldürünce Allah’ın elçisi Sâlih (a.s) onlara üç gün mühlet verdi. Dedi ki bekleyin üç gün ülkenizde. Bu yaptığınıza karşılık Allah’ın azabı size gelecek di-yordu. Bu arada Sâlih (a.s)’ı da öldürmeye teşebbüs ediyorlardı da: