Şuarâ Suresine Dön

Şuarâالشعراء

197. Ayet

197Şuarâ Suresi

اَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ اٰيَةً اَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمٰٓؤُ۬ا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ

İsrâîloğulları âlimlerinin (Kur’ân’ı) tanıması, onlar için bir ayet/delil değil midir?

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

193,197. “Ey Muhammed! Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu, Cebrâil senin kalbine indirmiştir. O, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir. İsrâil oğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu?” Bu kitabı, bu haberleri göklerin ve yerin, doğuların ve bâtıların, arşın ve kürsi’nin, meleklerin ve insanların Rabb’ı, hakimi, otoritesi indirmektedir. Onu Cibril’i Emin indirdi. Bu Kur’an’ı sana Ruh’ul- Emin, Rabb’ından aldı ve senin kalbine indirdi. Sen uyarıcılardan, peygamberlerden olman için. Hem de apaçık bir Arapça ile. Herkesin anlayabileceği, insanların konuştukları bir dille indirdi. Herkes anladı Onu. Bir kadın olarak Hatice anamız anladı mü’min oldu, küçük bir çocuk olan Hz. Ali efendimiz anladı mü’min oldu, bir köle olan Hz. Zeyd anladı mü’min oldu, Bilal anladı mü’min oldu, orta yaşta bir insan olan Ebu Bekir efendimiz anladı mü’min oldu. Velid Bin Muğıre, Ebu Cehil anladı kâfir oldu. Toplumda bu Kur’an’ı anlamayan bir tek insan yoktu. Onun içindir ki Mekkeliler Ebu Bekir’in okuduğu Kur’an’a engel olmaya çalışıyorlardı. Ey Ebu Bekir, buna asla izin veremeyiz, çünkü senin okuduğun Kur’an bizim çocuklarımızın kalplerine tesir ediyor diyorlardı. Abdullah Bin Mesud Rahmân sûresini Kâbe’nin avlusunda okuyunca tüm müşrikler üzerine çullandılar ve öldüresiye dövdüler onu. Evet nasıl ki o gün bu Kur’an’ı anlamayan yoksa bugün de herkes bunu anlamak zorundadır. Herkes bu kitabı anlayabileceği cinsten okumak zorundadır. Yâni bu kitaba iman eden anlaya, anlaya iman edecek, inkâr eden de anlaya, anlaya inkâr edecektir. Bunun başka bir yolu yoktur. Değilse anlamadan okunan bir Kur’an’da, anlamadan iman edilen bir Kur’an’da hayır yoktur. Üzerinde düşünülmeden, ne dediği bilinmeden okunan bir Kur’an’a nasıl Kur’an diyebileceğiz de? Böyle reddedenler neyi reddettiklerini söyleyebilecekler de? Hayata karışmayan, kalbe etki etmeyen bir kitaba nasıl Kur’an denebilecek de? Bana konuşmayan, bana bir şeyler söylemeyen, bana ümitler vermeyen, bana korkular sunmayan, bana şunu yap, bunu yapma demeyen bir Kur’an, Kur’an değildir. Bizler de bugün tıpkı o gün Rasûlullah’ı dinleyip de iman edenler gibi iman etmek zorundayız. Çünkü bu kitap insanların bildiği, konuştuğu bir dille, apaçık Arapça bir lisanla indirilmiştir. Efendim, o zaman biz Arap değiliz, biz bir Arap anadan babadan dünyaya gelmedik, binaenaleyh bu kitabı anlayamayız şeklinde bir itiraza gelince. Meselâ bakın şu okuduğumuz Şuarâ sûresinde İbrahîm (a.s), Mûsâ (a.s), Nuh (a.s), Sâlih (a.s) ve Şuayb (a.s) lar gündeme alındı. Bu peygamberlerin toplumlarıyla olan kavgaları anlatıldı. Ve bu konular Muhammed (a.s)’a ve toplumuna örnek gösterildi. Yâni her peygamberin kavmiyle mücâdelesi anlatıldıktan sonra da denildi ki muhakkak ki işte bütün bunarda âyetler vardır, ibretler vardır. İşte bu ifade, bu âyet ortak özellik oldu. Daha önceki kitaplarda da bu kitabın geleceği müjdelenmiş, haber verilmişti. Daha önceki peygamberleri de kendilerine bu kitabın geleceğini haber vermiş olmalarına ve bu son kitaba iman etmeleri konusunda kendilerinden apaçık bir ahit almalarına rağmen şimdi bu İsrâil oğullarının âlimlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok mu? Çok delilleri var ama yine de iman etmiyorlar.