Şuarâ Suresine Dön

Şuarâالشعراء

20. Ayet

20Şuarâ Suresi

قَالَ فَعَلْتُهَٓا اِذًا وَاَنَا۬ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۜ

(Mûsâ) dedi ki: “Ben o işi yaptığım zaman (henüz Allah’tan vahiy almayan) bir bilgisizdim.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

20,22. “Mûsâ: "O işi kasten yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabb’ım bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrâil oğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.” Evet öyle bir şey yaptım. Mısırda daha önce bir adam öldürmüştüm. Ama ben yolumu yitirmiştim. Bilmiyordum. 1- Yâni ben gerçekten onun öleceğini bilmiyordum, öldürmek üzere vurmamıştım ona, ama istemediğim halde ölüverdi işte. Yâni bu benim yaptığım bilerek amden öldürme değil, kazaen olmuş bir öldürmedir. Yâni tarafımdan böyle bir cinâyet işlenmişse de ölüme yol açan bir silahla da işlenmemiştir. Ben onu öldürmek için hiç bir silah kullanmadım. Öldürme niyetiyle de vurmadım. Ama bir yumrukla ölüverdi adam. 2- Ya da bunun bir ikinci mânâsı: O adam öldükten sonra ne yapacağımı bilmiyordum. Şaşkın ve ne yapacağını bilmez bir durumdaydım. Yâni ben öldürmek niyetinde değildim. Öldürmek için vurmadım ki. Bir de ne yapaydım yâni? Orda bana göre bir haksızlık vardı. O ölen kıpti bir İsrâil oğulluya zulmediyordu. Ben de o haksızlığı önlemek istemiştim de onun için yumruk vurmuştum. Senin yasaların bu tür haksızlıkları önleyecek bir özelliğe sahip değildi ki bırakayım sen halledesin. Senin yasaların toplumun bir kesiminin öteki kesimini ezmesini emrediyordu. Senin yasaların toplumu ezenler ezilenler, idare edenler, idare edilenler, sömürenler sömürülenler diye ikiye ayırmıştı. Efendiler, köleler diye toplumu bölüyordu senin yasaların. Ne yapayım gördüğüm bir haksızlığı kendim önlemek istemiştim. Bir yumruk vurdum, o da ölüverdi. İrademin, kastımın dışında o adam ölünce Mısırdan, senin ülkenden kaçtım. Bunun sebebine gelince: Senden, sizden, sisteminden korktum da kaçtım. Belânızdan korktum. Zulmünüzden korktum. Ne yapayım adâletiniz yoktu ki ona baş vurayım. Âdil yasalarınız yoktu ki ona müracaat edeyim. Âdil bir mahkemeniz yoktu ki ona başvurayım. Yâni siz benim o olayda öldürme niyetimin olmadığını, haksızlık etmediğimi bilebilecek bir anlayışa, bir adâlete sahip olsaydınız ben de kaçmazdım. Âdil bir mahkemeniz olsaydı niye kaçayım? Birileri haksız da olsa haklı, birileri de haklı da olsa haksızdır diye peşin bir hükmünüz olmasaydı, yâni bizler toplum içinde potansiyel suçlu görülmeseydik niye kaçayım? Ya da sizin kanunlarınıza göre öyle ezenler, ezilenler, idare edenler, edilenler, burjuva proletarya diye bir ayırım olmasaydı ne gerek vardı kaçmaya? Elbette o zaman ben de kaçmazdım adâlet yerini bulurdu. Si-ze ve zulüm yasalarınıza güvensizliğim kaçmamı gerektirdiği için kaçtım. Kaçtıktan sonra da Rabb’ım bana hüküm, hikmet verdi. Bana Rabb’ım hâkimiyet verdi de beni Peygamberlerden etti. Rabb’ım bana peygamberlik verdi ama yâni bu benim isteğim, arzum veya zorla bulduğum bir şey değil ki! Rabb’ım öyle takdir etti. Sonra şu bana karşı lütuf dediğin, şu başıma kakıp durduğun nimete gelince: Senin nimetlerinin içinde, senin sarayında, senin imkânlarında büyüme nimetine gelince, senin okullarında okuma, senin eğitim kurumlarından eğitilip istifade etmem nimetine gelince, senin diplomalarını alarak onunla karın doyurduğum konusuna, senin bordrona imza atmam nimetine gelince, şu benim başıma kaktığın nimetlere gelince; bunun sebebi sen İsrâil oğullarını köleleştirdin de ondan! Sen benim toplumumu köleleştirdin. Erkek çocuklarını öldürdün, kızlarını hayasızlaştırdın. Öyle yapmasaydın da ben de anamın evinde büyüseydim! Ne yapalım senin korkundan anam beni kucağında büyütemedi ki! Sen öldüreceksin diye beni doğuran anam korkusundan bir sepetin içine koyup beni Nil’e bıraktı da ondan. Şu dediğin lafa bak. Senin sarayında büyümüşüm, senin kucağında büyümüşüm. Kendi isteğimle mi senin sarayında büyüdüm ben? Kendi isteğimle mi gittim senin sarayına? Salıverseydin herkesi de, herkes kendi evinde büyüseydi! Bırakıverseydin de herkes kendi anasının kucağında büyüseydi. Niye yakalıyordun? Niye bulduğunu öldürüyordun? Salıverseydin de herkes kendi evinde büyüseydi. Senin barbarlığın yüzünden annem beni evinde, kucağında büyütmedi. Salıverseydin de herkes kendi okulunu kurup çocuklarını istediği biçimde eğitseydi! Kapattın medreselerimizi, kuruttun ilim yuvalarımızı biz de zorla senin okullarında okuduk. Buna izin vermedin, gayri resmi medreseleri kapattın, İmam Hatipleri kapattın, Kur’an kurslarını kapattın, bulduğun yerde öldürdün, illa da benim kucağımda büyüyeceksiniz, illa da benim okullarımda okuyacaksınız diye zorladın, eh ben de isteyerek değil zorla oralarda okumuşsam, bunun neresi nimet ki; başa kakıyorsun? Yâni Firavun karşısında Hz. Mûsâ: İşte ben o zaman yol yordam bilmiyordum. Peygamber değildim yâni henüz. O dönemimle be-ni sorgulama! O dönem bir şey bilmiyordum, senin eğitimin ancak bu kadar insan çıkarırmış ne yapayım, bir şey bilmiyordum! Bilseydim bir şeyler, şu anda Rabb’ımın beni eğitip Peygamber yaptığı gibi o zaman da bir şeyler bilseydim niye senin sarayında, senin kontrolün al-tında büyümeyi kabul edeyim de? Ama Allah öyle istemiş, öyle olmuş. Yâni dün vahiyle tanışmadığım için senin yanında, senin mahiyetinde, senin okullarında, senin programın altında bir hayata razı olmuştum. Çünkü bilmiyordum, ama şimdi vahiyle tanıştım, gerçek Rabb’ımı öğrendim ve karşına dikildim. Beni dünkü dönemimle yargılamaya hakkın yok diyordu. Hz.Mûsâ’nın bu korkusuz tavrı karşısında Firavun bitiyor. Yapacağı bir şey kalmıyor. Çaresiz sözü saptırmak istiyor. Lafı başka tarafa çekmeye çalışıyor, demagoji yapmaya çalışıyor bakın: