Şuarâ Suresine Dön

Şuarâالشعراء

214. Ayet

214Şuarâ Suresi
Mushafta Aç

وَاَنْذِرْ عَش۪يرَتَكَ الْاَقْرَب۪ينَۙ

Yakın akrabaların olan aşiretini uyararak (işe başla).

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

214. “Önce en yakın hısımlarını uyar.” Ey peygamberim, sen yakın akrabalarını, yakın kavmini, aşiretini, çevrendekileri uyar. Onları uyarına devam et. Sizler de ey peygamber yolunun yolcuları en yakın akrabalarınızdan başlayarak çevrenizdeki Müslümanları uyarın. Çevrenizdeki Allah kullarını Allah’ın âyetleriyle, Allah’ın kitabıyla uyarın. Allah’ın cenneti ve cehennemiyle uyarın. Allah’a kulluğa çağırın. Herkes duysun bu uyarıyı. Herkes ha-berdar olsun bu hakikatten. Herkes nasibini alsın bu uyarıdan. Herkes bilsin bu gerçeği de inanan bir bilgiyle inansın, inkâr eden de bir bilgiyle reddetsin. Hiç kimse ben bunu bilmiyordum, ben bunu duymamıştım, benim bundan haberim yoktu diyemesin. Herkesi uyarın. Ama bu uyarınızı yaparken, bu uyarınıza devam ederken de: 15,216. “Sana uyan mü'minleri kanatlarının altına al. Sana baş kaldırırlarsa: “Yaptıklarınızdan uzağım” de.” Uyarını yaparken rahmet ve şefkat kanatlarını da sana tabi olan, uyarına müspet tavır alan mü’minlerden de esirgeme. Onlar üzerine şefkat ve merhamet kanatlarını da geriver. Şefkat kanatlarını gererek onları o kanatlarının altına alıver. Şefkat ve merhametle muamele et onlara. Sana ve dâvetine teslimiyetini bildiren, iman ettiğini bildiren Müslümanlara merhametini gündeme getir. Eğer sana isyan ederlerse, dâvetine kayıtsız kalırlarsa uyarına müspet cevap vermez-lerse onlara de ki ben sizin yaptıklarınızdan beriyim deyiver. Benim sizinle hiçbir ilgim, alâkam yoktur deyiver. 217,220. “Ey Muhammed! Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.” Ve onlar karşısında Azîz olan, şerefli olan, yüce olan, Rahîm olan ve her an seni görüp gözeten, her an sana desteğini sürdüren, senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğundan haberdar olan Allah’a güvenip dayan. Allah’a tevekkül et. İşini Ona havale et. Sırtını Ona daya. Başarıyı sadece ondan bekle. Onun istediği şekilde hareket et. Unutma ki O Allah her şeyi işitir ve her şeyi bilir. Nasıl ki O Allah senden önce kendisine teslim olan Nuh, Hûd, Sâlih, İbrahîm gibi elçilerini başarılı kılmışsa Rabbin seni de başarılı kılacaktır. Çünkü O Azîzdir, güçlüdür, yenilmezdir ve her şeyi işiten ve bilendir. Şu anda seni de görmekte, seni de işitmektedir. Kıyamını görmektedir, secdenden haberdardır. Rabb’ının emirlerini uygulama derdinde olan müminlerle birlikte dönüp dolaştığını da biliyor O Allah. Allah yolunda müminlerle birlikte kavganı, insanları uyarmanı, insanları kendi yoluna dâvetini görüyor. Müslümanlara karşı şefkat ve merhamet kanatlarını gerdiğini, Rabbin için secdelere kapandığını görüyor Allah. 221,223. “Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi" de. Onlar, günâhkâr iftiracıların hepsine iner. Bunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar.” Ey peygamberim şeytanların kime indiğini sana, size haber vereyim mi? Anlatayım mı şeytanlar kimlere inerler? Kimlere vahiy getirirler? Kimlere vahy ederler? Kimleri etkileri altına alırlar? Artık bu vahiy Kur’an’ın, Allah vahyinin dışındaki bir vahiydir. Şeytan vahyidir. Şeytanın fısıldaması, şeytanın iğvası ve yol göstermesidir. Kime mi bu? Her bir günâhkâr, her bir günâha giren iftiracılara iner şeytan. Bunlar günâhkâr olan, günâhtan yana olan, mayın tarlasında geziyormuş gibi günâhlara dalan, günâha düşkün ve de iftira eden, işi gücü yalan dolan olan kimselere şeytanlar çokça giderler ve onları daha da azgınlaştırırlar. Gece gündüz onları şaşkın bir hale getirirler. İşte şeytanların beraber olduğu, işbirliği içinde olduğu insanlar bunlardır. Bunlar şeytanların vahiylerine kulak verirler. Rablerinin vahyine kulak vermeyen bu insanlar gece gündüz şeytan vahiylerini dinlerler. Şeytanların Allah’a, peygambere, İslâm’a, Kur’an’a ve Müslümanlara karşı yalan ve düşmanlık vahy ederler. Kendi yalan yanlış bilgilerini doğru olarak empoze ederler. O yalancı, o günâhkâr, o Rablerinin vahyinden habersiz olan insanların İslâm’la ve Müslümanlarla mücâdele etmesini emrederler. Zaten onların pek çoğu da yalancıdırlar. Şeytanlar yalancı, cinler yalancı, kahinler yalancı, onları dinleyenler, onlara tabi olanlar yalancıdırlar. Ama Muhammed (a.s) da yalan yoktur. Allah ve Resûlünün vaadinden dönmesi söz konusu değildir. Peygamber (a.s) ve onun yolunun yolcusu olan Müslümanlarda yalan, dolan, günâh, isyan yok ki şeytanlar onlara gelebilsinler. İşte şeytanlar ancak böylelerine yaklaşabilirler. Peygambere yaklaşmaları mümkün değildir. 224,226. “Şairlere ancak azgınlar uyar. Onların her vadide şaşkın, şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?” Ve bir de şuarâ, şairler var ya, gerçekten o şairlere de azgın ve sapık kimseler tabi olur. Bir de Allah’ı ve peygamberi bir kenara bırakıp, Allah’ın kitabını ve Resûlünün sünnetini bir kenara bırakıp kendi hevâ ve heveslerini putlaştırıp insanları kandırabilecek özellikte şiir söyleyenler şairler var. Bunların sözlerinde ne hak var, ne hakikat var, ne vahiy var, ne âhiret var, ne ölüm ötesi hayatın gündemi ve hazırlığı var, ne cennet bilinci, ne cehennem korkusu, ne kitap ve peygamber zikri var. Sanki böyle akla hayale gelmedik bir dünyada yaşarlar. Görmüyor musun işte bu şairler her bir vadide dolaşıp dururlar. Bir bakarsın gökyüzünde, bir bakarsın yeryüzündeler. Ne dedikleri, ne söyledikleri belli değil. Yaptıkları tek şey akla hayale gel-medik sözlerle, hayallerle insanları oyalarlar. Dengesiz bir hayatın yaldızlı sözlerini ortaya korlar. Onların bu tumturaklı sözlerinin etki-sinde günler aylar geçer de insanlar Allah’tan peygamberden, Al-lah’ın kitabından ve peygamberin sözlerinden uzak yaşadıklarının farkına bile varamazlar. Geceleri gündüzleri şiirin, sözlerin içine dalıp gitmişlerdir. Ve onlar, o şairler yapmadıklarını söylerler. Yapmadıklarıyla övünürler, amelin konusu olmayan hayal âleminde gezerler. Çok kötülerler, hicvederler, hakaret ederler, övdükleri haksız ve aşırı överler, hicvettiklerini aşırı yererler. Çok büyük iddialarda bulunurlar, çok güzel şeyler söylerler ama bunların hiçbirisini yapmazlar. Hayatları ayrı, düşünceleri ayrıdır. Sözleri ayrı bir vadide amelleri ayrı bir vadidedir. İşte böyle şairlerle de şeytanlar beraberdir. Şeytanlar böylelerine de inmekte, böylelerini de etkileri altına almaktadırlar. Sürekli şeytanlar böylelerine de kötülükleri vahy etmektedirler. Kötülüğün eğitimini bunlarla beraber uygularlar. Ama şairlerin içinde sözün güzelini, sözün hakkını söyleyenler, Müslümanca bir hayatın, Allah’a kulluk hayatının sözcülüğünü yapanlar da vardır elbette. Hassan Bin Sabit gibi, Abdullah Bin Revaha gibi Müslümanlar da vardır. Kıyâmete kadar aynı yolu izleyenler de vardır. Allah’ın sözcülüğünü yapan şairler kıyâmete kadar varlıklarını sürdüreceklerdir. Yâni Allah’ın kitabından ve Rasûlullah’ın sözlerinden bilgilenip o sözleri kâfir ve müşrik dünyaya karşı en güzel bir şekilde ifade edebilecek, İslâm’ın savunuculuğunu yapacak, kendi inancının kavgasını verebilecek şairlerde elbette olacaktır yeryüzünde. Bunlar: 227. “Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır.” İman eden ve imanlarını pratik hayata aktaranlar, imanlarını hayatlarında görüntüleyen, iman kaynaklı bir hayat yaşayanlardır. Ve Allah’ı çok zikreden, Allah’ı gündemlerine alan, gece gündüz Allah’ı gündemlerinde tutan ve Allah’ın âyetlerini ve Resûlünün sünnetini dünya insanlığının gündemine getiren kimselerdir bunlar. Ve Allah yolunda, Allah’a kulluk yolunda zulme uğradıktan sonra da birbirlerine yardımcı olan kimselerdir bunlar. Ve Allah’ın yardımıyla zalimlerden, İslâm düşmanlarından öçlerini alanlardır onlar. İşte yanlış yolda yürüyenlerin yanında, şeytanla anlaşarak şeytan vahiylerinin savunuculuğunu yapanların yanında işte böyle hak yolda yürüyen kimseler de bu dünyada eksik olmayacaktır. Hayat bu ikisiyle beraber olacaktır. Ve sonunda gerek şiirleriyle, gerek kalemleriyle bu kavgada yerini alan Müslümanlar sonunda Allah’ın yardımıyla galip geleceklerdir. Ve onların bu başarılarıyla zalimler de nasıl bir devrimle, nasıl bir inkılapla devrileceklerini bilecekler ve görecekler. Evet samimiyetle Allah ve Resûlüne inanan, samimiyetle Al-lah ve Resûlü için bir hayat yaşayan, Allah ve Resûlünün istediği şekilde mü’min olan, Resûlün pratik hayatını aynıyla benimseyen, Allah’ı zikreden, Allah’ı yücelten, Allah’ın kitabıyla yücelen, Resûlün sünnetiyle şeref kazanan ve zulme uğradıkları zaman da o zulmü ortadan kaldırıp zalimlerin boynunu kırmak için birbirleriyle yardımlaşan, mazlum kardeşlerinin yardımına koşan, birbirleriyle kenetlenen Müslümanlar olduğu sürece zafer onların, kayıp zalimlerin olacaktır. Allah karşıtı bir dünya yaşayanlar nasıl bir inkılapla devrildiklerini görecekler ve Allah’la savaşmanın ne anlama geldiğini bilecekler ve anlayacaklar. İşte dünya bu iki kavganın at başı yürüdüğü bir dünyadır. Bir tarafta Allah ve Resûlüne inanmış Müslümanlar, diğer tarafta da karşıt güçler. Yakında kimin galip, kimin mağlup olacağını göreceğiz. Yakında kimin cehenneme aktığını, kimin cennete uçtuğunu göreceğiz inşallah. Rabbim istediği gibi Müslüman olanlardan eylesin bizi.