4. “Biz dilesek onlara gökten bir mûcize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.” Çünkü senin endişen ne ey Resûlüm? Derdin ne senin? Eğer insanların Müslüman olmalarıysa derdin, yâni hakkın galip gelmesini gözlerinle görmekse endişen, bak bu çok basit: Eğer biz isteseydik bir âyet indirirdik semadan da onların hepsi boyun eğerlerdi mecburen. İsteseler de istemeseler de onlar boyun eğerler teslim olurlar, Müslüman olurlardı. Ama bu istenen bir şey değil ki. Ben onların böyle iman etmelerini istemiyorum ki. Bak böyle iman eden meleklerim var benim. Halbuki ben onları melek değil insan olarak yarattım. Eğer ben isteseydim melekler gibi onların da boyunlarındaki kulluk iplerinin ucunu doğuştan elime alır serbest bırakmazdım. Ama ben irade verdim onlara, iradeleriyle iman etmelerini istiyorum onların diyor Allah. Yâni ey peygamberim, onların seni dinlememeleri, sana karşı gelmeleri, âyetlerimize karşı kulak vermemeleri, emirlerimize boyun eğmemeleri, adam olmaya yanaşmamaları eğer senin ağırına gidiyorsa, sen takma kafana! Biz öyle bir âyet göndeririz ki bu göze yönelik bir âyet de olabilir, kulağa yönelik bir âyet de olabilir o zaman mecbur iman ederlerdi. Meselâ ne gibi bir âyet? Tufan gibi, sayha gibi, racfe gibi, melekler gibi bir âyet göndeririz de o zaman hepsi iman ederler onların. Ama ne faydası olacak da bu imanın? Hattâ pişmanlıkları bile Firavun örneğinde olduğu gibi hiç bir fayda vermeyecektir onlara. Yâni Allah için bütün kâfirlerin teslim olup boyun bükecekleri bir âyet göndermek hiç de zor değildir. Allah’ın böyle bir âyet göndermemesi Allah’ın hâşâ âciz olduğu anlamına gelmez de, zorla kabul edilen bir imanın Allah katında makbul bir iman olmadığı anlamına gelir. Eğer Allah insanları iman ve itaate zorlama yöntemini benimsemiş olsaydı o zaman insanlardaki iradenin de imtihanın da mânâsı kalmazdı. Üstelik bu amaçla âyetler göndermeye de gerek kalmazdı. Bunun yerine insanı doğuştan melekler gibi günâh işlemeyen bir varlık olarak yaratır ve biterdi. Ama murad-ı İlâhî bu değildir.