53,56. “Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.” Müslümanların ülkeyi terk ettiklerini haber alan Firavun, hemen ülkesine toplayıcılar gönderir, askerler getirilir, ordular toplanır ve derler ki, bunlar, bu Müslümanlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır. Bunlar ayaklarımızın altında ezip geçeceğimiz, tanklarımızla çiğneyip geçeceğimiz derme çatma az bir topluluktur. Bunların işini çok çabuk bitiririz dediler. Biz ise onlara karşı derlitoplu, disiplinli bir orduyuz. Biz güçlüyüz. Bizim topumuz tankımız var dediler. Evet Müslümanlar zulümden kaçmıştı. Müslümanlar özgürlük arayışına çıkmıştı. Ve bunu duyan Mısır Firavun devleti şaşkına dönmüştü. Biz onları çabucak ayağımızın altında ezeriz derken aslında buna kendileri de inanmıyorlardı. Çünkü daha önce o meydanda iki kişi karşısında yenilmişlerdi. Hattâ Mûsâ’yı sarayına ilk girdiği ve karşısında ilk gördüğü gün aslında Firavun her şeyinin bittiğini anlamıştı. Sihirbazları toplayışındaki korkusu, tedirginliği bundandı. Şimdi de şehirlere toplayıcılar göndererek ordular toplaması da bundandı. Ve şimdi artık karşısında sadece iki kişi değil bir toplum vardı. Ama takip etmek zorundaydı o Müslümanları. Takibe almak zorundaydı. Çünkü onun elinin altından kaçıp kurtulan o köleler yalnız bırakıldıkları zaman Mûsâ (a.s) rehberliğinde hürriyeti anlayıp tekrar Firavunun üzerine gelebilecekler ve işini bitireceklerdi. Çünkü hizmetçileri kaybetmişti Firavun. Kime gördürecekti bu kadar işlerini? Kimin kanını emecekti? Kimin sırtına binecekti? Onlarsız ne yapardı Firavun? Onlarsız kim yapardı piramitleri? Onlarsız kim öderdi vergiyi? Onlarsız kim yükseltirdi ülkeyi? Onun için onları yakın takibe almalıydı. Kendi başlarına buyruk bırakmamalıydı onları. Şu anda da işte görüyoruz tüm dünya Müslümanları, kendilerine en yakın kâfirler ve zalimler tarafından yakın takibe alınıyorlar. Aman ne olur ne olmaz? Bunları kendi hallerine bırakırsak günün birinde uyanıp bize kafa tutacak bir noktaya gelebilirler diye. Tabii bir de Allah’ın bir hesabı vardı. Ve bakın Rabb’imiz buyuruyor ki: