69. “Ey Muhammed! Onlara İbrahîm'in kıssasını anlat.” Peygamberim, onlara İbrahîm’in haberini de oku, İbrahîm’in haberini de tilavet et. İbrahîm’in haberinden de haberdar et onları. İnsan yaratılıştan taşıdığı bir özellikle haberdar olmaya meyyaldir. Yaratılıştan bir merak vardır insanda. Ama tabii insanın kendisine lazım olanların yanında, kendisine hiç de lazım olmayacak bir yığın haberlerin peşine takıldığını da görüyoruz. Rabb’imiz yarattığı bu insanın yaratılıştan getirdiği bu özelliğini göz ardı etmeden onun haberdar olma ihtiyacını gidermek için bakın işte kitabında haberler göndermiş. Zaten bu mânâda Kur’an’ın tümüne haberler de diyoruz. Çünkü Rabb’imiz Sâd sûresinin başında: “De ki bu Kur’an çok büyük bir haberdir” Buyurmaktadır. Evet Kur’an, azım bir haberdir, en büyük haberdir. Herkesin durun dinlemesi gereken, herkesin önünde saygıyla eğilmesi gereken bir haberdir bu Kur’an. Yine meselâ Yusuf sûresinde Yusuf (a.s) un kıssası anlatıldıktan sonra: “İşte bunlar gayb haberleridir ki biz onu sana vahy ediyoruz, haber veriyoruz” Buyurulur. Evet işte şu anda en büyük haber olan kitabımızın en büyük haberlerinden birisiyle karşı karşıyayız. “En Nebe’” kelimesi insanı dehşete düşüren çok büyük, çok azametli bir haber demektir. Yâni böyle sıradan her gün duyduğumuz, karşılaştığımız bir haberden öte insanı sarsan müthiş bir haber demektir. İbrahîm (a.s) in haberi de öyleymiş demek ki bizim için. Çünkü İbrahîm (a.s) bizim babamızdır. Analarımızın kocaları olan babalarımızdan bize daha yakın bir babamız. Peki sorayım o zaman şimdi: Size öz babalarınızdan daha yakın olan, daha lazım olan İbrahîm babanızı ne kadar tanıyabildiniz? İbrahîm babanızın haberiyle ne kadar ilgilenebildiniz? Ne kadar gündeme alabildiniz Onu? Bakın kitabının bu bölümünde Rabb’imiz babanızın şu haberlerini gündeme getiriyor. Tabi kitabımızın sadece bu bölümünde verilen kadarıyla tanımaya çalışacağız babamızı. Değilse Kur’an’ın tamamında anlatılan İbrahîm (a.s) haberleri bu kadar değil elbette. Başka yerlerde anlatılan başka birimler de var. Böyle kesit, kesit sunulmuş peygamberler. Bir peygamberi öğrenmek demek aslında o peygamber şahsında örneklenen hayat programını, kulluk programını kişinin kendi hayatına aksettirmesi demektir. Değilse, meselâ araba kullanabilmek için gazı, direksiyonu, vitesi, fireni bilmek yetmez. Bunların adını bilmek de yetmez. Bunları eyleme indirmek zorundayız ya, işte aynen bunun gibi bu peygamberlerin sadece isimlerini bilmek, babalarının isimlerini bilmek yerine onların şahsında örneklenen hayat programlarını hayatımıza indirgemek zorundayız.