84,89. “Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetlerine vâris olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların di-riltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.” Ya Rabbi benim için sonraki nesillerde sadâkat lisanı kıl. Yâni benim için, benim hakkımda sonraki nesillerde sadâkati konu edinen, sıdkı gündeme getiren, tasdiki gündemde tutan, hep tasdiki konuşan lisan lütfeyle ya Rabbi. Hep ben konuşulunca, ben gündeme gelince hep sadâkat gündeme gelsin, tasdik gündemde olsun. Veya ya Rabbi sadâkati konuşanlar beni de gündeme getirsinler, beni de hatırlasınlar. Ne büyük şeref değil mi? Bulunduğumuz makamda, bulunduğumuz konumda haktan, sadâkatten konuşulunca siz konuşulmuş olacak, siz gündeme gelmiş olacaksınız. Hakla, hakikatle siz özdeş hale geleceksiniz. Veya hakkı, hakikati hatırlatma, gündeme getirme görevi sizin olacak. Hak gündeme gelince o hakkın savunucusu, tebliğ edicisi, öğreticisi, yaşayıcısı olarak insanlar ana zarında hep siz çağrıştırılacaksınız. İnsanlar sizinle hep hakkı hatırlayacaklar, siz akıllarına gelince hep güzel şeyler hatırlayacaklar. Evet siz hatırlanınca yalan dolan, şaklabanlıklar, ukalalıklar, lüzumsuzluklar, haksızlıklar, günâhlar, isyanlar değil sadece güzel şeyler akla gelecek. İstemez misiniz bunu? Kim istemez ki bunu? İşte atamız da bunu istiyordu Allah’tan. Ya Rabbi beni kötü şeyler yapan, kötü şeyler konuşan, kötülükler peşine düşen ve gerek insanlar arasında yaşarken hatırlandığında, gerekse ölüp giderken kötü birisi olarak hatırlanan, çevresine, ailesine, çoluk çocuğuna çok kötü yollar, çok kötü çığırlar, çok kötü usuller bırakarak çekip giden birisi yapma ya Rabbi. Bana hayatımda öyle güzel ameller, öyle güzel tavırlar nasip et ki, öyle güzel bir Müslümanlık yaşamama imkân ver ki bu benim arkamdan gelecek çocuklarım için de örnek olsun ya Rabbi. Bir de beni naim cennetlerinin varislerinden kıl ya Rabbi. Naim cennetlerine, nimet cennetlerine girenlerden eyle beni ya Rabbi. Nimetlere gark olan ortamın insanlarından eyle beni. vâris olmak, yâni birisi öldü de onun yerine, onun mülküne vâris olmak değildir. Buraya aslında falan falan kişiler gelecekti, ama onlar iman yerine küfrü ve şirki tercih ettiklerinden, iradelerini cennete değil de cehenneme kullandıklarından, buraları hak edemediklerinden cehenneme gittiler, alın buralar sizin olsun denecek mü’minlere ve işte böylece kâfirlerin cennete boş kalan yerlerine Müslümanlar vâris olacaklar anlıyoruz. Evet atamız İbrahîm (a.s) hem ya Rabbi beni cenneti hak edenlerden eyle derken hem de oraya vâris olanlardan eyle diye dua ediyor. Babam sapıklardandır ya Rabbi, onu da lütfunla mağfiret edip yarlığayıver, bağışlayıver, huysuzluğunu, hatalarını örtüver, görmeyiver, hesaba katmayıver ya Rabbi. Evet kitabımızın değişik yerlerinde değişik ifadelerle anlatılan atamız İbrahîm (a.s) in böyle bir duası var. Ama biz biliyoruz ki böyle kâfir, müşrik bir babaya istiğfar etmek caiz değildir âyeti gelip de Rabb’imiz kendisini uyarınca atamız babası hakkında bu tür istiğfardan vazgeçiverdi. İbrahîm (a.s) in müşrik olan babası hakkındaki bu istiğfarı babası hayatta iken, henüz dönme, tevbe etme fırsatı varken bağışlanma ile ilgili olduğunu, bağışlanmanın da imanla ilgili olduğunu bildiği için hayatta iken ya Rabbi sen onun aklını başına getir de iman etmesini sağla, iman nimetini ona bahşet şeklinde yorumlamışlar. Yâni henüz hayattaysa buna iman yolunu göster, hidâyet yolunu göster, gidişini değiştir diye dua etmek caizdir. Ama kâfir olarak, müşrik olarak öldüğü belli olduktan sonra artık böyle bir insan için dua etmek de, istiğfar etmek de caiz değildir. Bazıları da demişler ki, işte İbrahîm (a.s) babasının kendisine yaptığı zulümleri karşısında ülkesini terk edip hicret ederken ona şöyle demişti: “İbrahîm şöyle cevap verdi: “Sana selâm olsun. Senin için Rabbımdan mağfiret dileyeceğim, çünkü O, bana karşı çok lütufkârdır.” (Meryem 47) Baba, sana selâm olsun. Ben senin için esenlik diliyorum. Rabb’ım sana selâmet versin, hidâyet lütfetsin. Ben babam olarak sana karşı asla bir düşmanlık düşünmüyorum. Benden sana hiç bir kötülük gelmeyecek. Seni üzecek bir davranışta bulanmayacağım. Sadece senin hidâyetin için Rabb’ıma dua ve istiğfar edeceğim. Rab-b’ımdan seni mağfiret etmesini, günâhlarını bağışlamasını ve seni hidâyetine ulaştırmasını dileyeceğim. Çünkü Rabb’ım bana karşı çok lütufkardır. Şimdiye kadar benim dualarımı kabul buyurmuştur dedi ve ona verdiği bu sözden ötürü de: “Rabb’imiz! Hesap görülecek günde, beni, anamı babamı ve inananları bağışla.” (İbrahîm 41) Demiş, ama arkasından bir mü’minin kâfir olarak öldüğü zâhir olan bir kimseye babası bile olsa istiğfar etmesinin caiz olmadığını anlar anlamaz hemen bundan vazgeçti demişler. Nitekim Rasûlullah efendimiz de amcası için istiğfar etmişti de sonradan bunun caiz olmadığını anlar anlamaz vazgeçivermiştir. Evet İbrahîm atamızın duası devam ediyor: Bir de; ba’s gününde, kıyâmet gününde, diriliş gününde ki: Allah'a temiz bir kalple gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği o günde beni rezil rüsva etme, beni perişan etme ya Rabbi. Yâni babası kâfir olarak bir kimse olarak, kâfir bir babanın oğlu olarak, bir kâfirin evlâdı olarak ben o gün rezil rüsva olacağım. Ya Rabbi, ne olur beni böyle rezil rüsva bir konumda tutma! şeklinde tefsir edenler olmuşsa da mânâ pek öyle değil gibi, bun-dan genel bir mânânın olduğunu anlıyorum ben. Bundan daha genel bir mânâ ile, ya Rabbi beni o diriliş gününde günâhları çok olup, sevabı az olup cenneti hak edemeyen reziller içinde eyleme beni ya Rabbi diye dua etmiş olabilecektir İbrahîm (a.s). Ve o ba’s gününü, diriliş gününü tarif ediyor İbrahîm (a.s). O gün ne malın faydası var, ne de evlâdın. Mal da evlâd-u ayal da beş para etmez o gün. O gün ne ananın faydası var, ne de babanın. O gün ancak faydası olacak olan selim bir kalp, teslim bir kalp, Müslüman bir kalptir. Allah’a böyle teslim bir kalple gelenler ancak fayda göreceklerdir o gün. İşte kişi ancak böyle bir kalpten fayda görecektir. Geri kalan ana, baba, evlât, kavim, mal, mülk hiçbir şey ifade etmeyecek, hiç bir fayda sağlamayacak insana. Ben evlât olarak peygamber olmuşum, ama babam kâfirmiş İbrahîm gibi. Benim ona hiçbir faydam olmayacaktır. Ya da onun bana hiçbir zararı dokunmayacaktır, ben ona karşı görevimi yapmışsam. Öyleyse selim bir kalple, Allah’a, Allah’ın dinine, Allah’ın kitabına ve elçisinin sünnetine teslim olmuş bir kalple Allah’ın huzuruna gitmekten başka çaremiz yoktur. Efendim filanların Allah’la arası iyidir, eğer ben de onlarla aramı iyileştirebilirsem kurtulurum, onların bana faydası dokunur düşünmeyelim. Sadece Allah’la aramızı düzeltmeden yana, Allah’a teslim olmadan yana tavır alalım, Allah yardımcımız olsun.