16. “Allah'ın çağrısına icabet eden bulunduktan sonra, O’nun hakkında tartışmaya girişenlerin delilleri Rabbleri katında hükümsüzdür. Onlara bir gazap vardır, çetin bir azab da onlar içindir.” Anlayabildiğimiz kadarıyla âyet-i kerîme iki hususu anlatır. 1. Din yerleşmiş, yeryüzünde hüsnü kabul görmüş, Mekke’de yerleşmiş ve hattâ Medine’ye kadar ulaşmaya ve yayılmaya başlamışken, bugün için söylersek, din yeryüzünün tamamına yayılıp milyarlarca insan bu dine iman edip, hüsnü kabul göstermişken, artık insanların kalkıp da bu din konusunda, Allah konusunda tartışmaları, “din var mıdır, yok mudur? Allah var mıdır, yok mudur?” tartışmalarına girmesinin anlamı kalmamıştır. Meselâ oruç diyorsunuz, adam bunu tartışmaya kalkışıyor. “Efendim bu devirde kesinlikle sabahtan akşama kadar bir şey yenip içilmeden durulamaz,” demeye çalışıyor. Ya işte milyarlarca insan tutuyor bu orucu. Veya içkisiz bir sofra, televizyonsuz bir hayat diyorsunuz, adam kesinlikle bunu kabul edemiyor. Ya işte milyarlarca insan var bu şekilde yaşayan. Bunun varlığı kesin bir gerçek olduktan sonra artık bu konular üzerinde tartışanların tartışmaları, getirdikleri delilleri, Rabbleri katında hükümsüzdür. 2. Bir de o dönemde, iman etmiş kimselerin peşine takılarak onları imanlarından sonra dinlerinden döndürmek için çalışanlar vardı. Allah’ın dâvetine icabet edip çağrısına uyan, Allah’ın dinine giren müslümanları dinlerinden çıkarmak, inandıkları Allah’ın kendilerinden istediği bir hayatı yaşamaktan onları engellemek, onların Rabblerine kulluk yollarının üzerine barikatlar koyarak onların kulluklarını engellemek için Allah konusunda, Allah’ın dini konusunda tartışamaya girenler, mücâdeleye tutuşanlar var ya, işte onların bu konuda ki delilleri Allah katında bâtıldır.