18. “Ona inanmayanlar, acele olmasını beklerler; inananlar ise korku ile titrerler ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.” Ona inanmayanlar, âhiret günü konusunda şüphe içinde olanlar, “hani nerede kaldı bu ya? Niye gelmiyor bu âhiret? Bu sözünü ettiğiniz hesap kitap günü ne zaman olacak?” diye alay ederek onun çabucak gelmesini arzu ederler. Âhirete inanmayan kâfirlerin, âhireti acele istemeleri söz ve tavırlarıyla oluyordu. Dilleriyle inanmadıkları âhiret günü konusunda diyorlardı ki, “bu dediğiniz şey gerçekse, gerçekten bir hesap kitap günü varsa, o halde hadi ne zaman gelecekse gelsin de görelim.” Yâsîn sûresinde de bu kâfirlerin bu tür alayları ve onu acele istedikleri anlatılır: “Doğru sözlü iseniz söyleyin bu vaat ne zamandır?” derler.” (Yâsîn 29) Haydi sadıklarsanız söyleyin o vaad ne zaman? Eğer iddialarınızı eyleme dönüştürme imkânınız varsa söyleyin bakalım kıyamet ne zaman? Ne zaman bu kıyamet, ne zaman bu hesap kitap? Ne za-man bu sorgulama, ne zaman bu azap? Ey Muhammed, şu bize vaad edip durduğun, bizi kendisiyle korkutup durduğun kıyamet ne zaman? Ne zaman olacak bu iş? Ne zaman toplayacak Rabbin bizi huzurunda? Ne zaman hükmedecek aramızda? Yıllardır vaat ettiğin halde ha-ni niye başımıza bir şeyler gelmiyor, niye aleyhimize hüküm verilmi-yor? Diyerek alay ediyorlar. İşte böyle dilleriyle alay ederek onu acilen istemeye çalıştıkları gibi, yaşantılarıyla, hayatlarıyla onu acele istediklerini ortaya koyuyorlardı. İşledikleri küfürleriyle, zulümleriyle, haksızlıklarıyla, yeryüzünde işledikleri günâhlarıyla dengeyi, adâleti, âlemin nizamını bozarak, yer-yüzünde Allah’ın koyduğu yasaları ihlâl ederek fiilen kıyametin kopmasını ve bir an evvel tıraşlarının önlerine inmesini, hak ettikleri azabı boylamayı istemekteydiler. Onlar inanmadıkları kıyametin bir an evvel gelmesini beklerlerken, onların tamamen aksine kıyamet gününe ve o günün dehşetine iman eden mü'minler ise, o kıyamet gününden korku içinde tir tir titremekte, ondan korkup sakınmaktadırlar. Kıyamet gününün dehşetinden ve o günde rezil ve perişan bir duruma düşmekten Rabblerine sığınmaktadırlar. Çünkü onlar yakînen biliyorlar ki, kıyamet günü mutlaka gelecektir. Kıyamet mutlak bir haktır. Kıyamet günü, hak olan Allah’ın, hak olan kitabında bildirdiği inkârı mümkün olmayan bir haktır. Mü'minler onun geleceğine kesin bir biçimde inanır ve o konuda korku içinde yaşarlar. Kıyamet gününü iki kaşlarının arasında bilir ve hayat programlarını o günün inancına bina ederler. Bir adım atarken, “yarın ben bundan hesaba çekileceğim”, bir söz söylerlerken, “yarın bu konuda benim karşıma bir dosya çıkacak” diye düşünecek, bir eylemde bulunurken, birini severken, birisine küserken, alırken, verirken, yatarken kalkarken hep onun bilinci içinde yaşayacaklardır. Tüm amellerinin, tüm sözlerinin ve tüm tavırlarının üzerine âhiretin mührünü basarlar. Her an o gün konusunda haşyet içindedirler. O gün amellerinin hafif gelmesinden korkarlar. “Ya Rabbim bu amellerimi beğenmez de gazabına maruz kalırsam… Ya cenneti kaybeder, cehenneme yuvarlanırsam…” diye sürekli bir korku içinde yaşarlar ve o gün için hazırlık yapmaya çalışırlar. İmanlarını ve amellerini güzelleştirmeye çalışırlar. O gün gelmeden sâlih amellerini çoğaltmaya çalışırlar. Razı olacağı sâlih amellerin peşinde koşarak, Rabblerini kendilerinden razı etmeye ve O’nun razı olacağı bir hayatı yaşamaya çalışırlar. Ama kıyamet saati konusunda şüphede olanlar ve o konuda şüphe uyandırmaya çalışanlar uzak bir sapıklık içindedirler. Onun içindir ki onların hayat programlarında âhiret, cehennem endişesi yoktur. Uzak bir sapıklık içinde haktan uzaklaşmışlar ve Allah’ın rahmetini kaybetmişlerdir.