Şûrâ Suresine Dön

Şûrâالشورى

21. Ayet

21Şûrâ Suresi
Mushafta Aç

اَمْ لَهُمْ شُرَكٰٓؤُ۬ا شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدّ۪ينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللّٰهُۜ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

Yoksa, Allah’ın izin vermediği şeyleri, kendilerine dinden şeriat kılan/kanun yapan ortakları mı var? Şayet (azaplarının kıyamete erteleneceğine dair) kesin bir söz olmasaydı elbette, aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz ki zalimlere can yakıcı bir azap vardır.

Dipnot

Allah’ın (cc) izin vermediği şeyleri şeriat hâline getiren, haram helal, yasak serbest şeklinde kanunlaştıranlar, Allah’a (cc) şirk koşulan ortaklardır. Çünkü kanun yapma, şeriat belirleme ve yasama Allah’ın (cc) en belirgin sıfatlarındandır. (bk. 12/Yûsuf, 40; 18/Kehf, 26)

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

21. “Yoksa, Allah’ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer kesin yargı bulunmayacak olsaydı aralarında hemen hükmedilirdi. Doğrusu, zalimlere can yakıcı azab vardır.” İnsanlar kendilerine Allah’la beraber ya da Allah berisinde, Allah’ın kendilerine izin vermediği konularda onlara din koyacak, şeriat belirleyecek ortaklar mı bulmuşlar? Onların Allah berisinde, Allah’ın dışında hüküm koymada, kanun koymada, din belirlemede, şeriat vaz etmede, hayat programı belirlemede Allah’a ortak kabul ettikleri bir kı-sım varlıklar mı vardır ki, onların koydukları kanunlara itaat etmeye çalışıyor, onların belirlediği yasaları uygulamaya çalışıyorlar? Allah-tan başka onların Allah’a ortak koştukları bir kısım şerikleri, şürekâları mı vardır ki onların ortaya attıkları akidelere, nazariyelere iman ederek onlara riâyet etmeye çalışıyorlar? İnsanların böyle din koyan, yasa belirleyen şerikleri mi var ki kişisel ve toplumsal hayatlarını düzenlemede onların dinlerine, şeriatlarına, yasalarına müracaat ediyorlar? Hukukta, eğitimde, siyasette, yönetimde, mahkemelerde hep onların kanunlarını esas almaya çalışıyorlar. Bakın âyet-i kerîmede bunların ortaya atıp insanlara empoze ettikleri kanunlarına, yasalarına, sistemlerine ve hayat programlarına da Rabbimiz din diyor. Onlar Allah dini dururken size din mi koyuyorlar? Dikkat ederseniz önceki âyetlerde Rabbimiz kulları için şeriat belirlediğini anlatmıştı. Kur’an’daki emir ve yasaklarının pratik hayatta uygulanması adına, kullarına şeriat belirlediğini ve bu konuda sadece kendisinin yetkili olduğunu, kendisinden başka hiç kimsenin şeriat belirlemeye, din belirlemeye ve yasa koymaya hak sahibi olmadığını anlatmıştı. Burada da kendisinden başka şeriat belirleyen, kanun koyan, yasa koyan kimseleri ve bunların koydukları dinlerine, bunların ortaya attıkları şeriatlerine tabi olan müşrikleri anlatıyor Rabbimiz. Yâni bu insanların Allah’tan başka Rableri mi var ki onlara din belirlemeye kalkışıyorlar? Onlar adına hayat programı tespit etmeye kalkışıyorlar. Allah’ın izin vermediği şeyleri onlara meşru mu kılmaya çalışıyorlar? Allah’ın kulları adına tanzim buyurduğu kanunları bırakarak, diledikleri gibi insanlara, Allah kullarına kanun yapmaya kalkışıyorlar öyle mi? Allah’ın haram kıldığı şeyleri helâl kılarak, Allah’ın helâllerini de haram kılarak şeriat koyuyorlar öyle mi? Kendilerini şâri görüyor, teşrî hakkının kendilerinde olduğunu mu iddia etmeye kalkışıyorlar? Hâkimiyet bizdedir diyorlar, öyle mi? “Ey kullarım! Şunu hiç bir zaman hatırınızdan çıkarmayın ki, böyle yaparak, Allah’ın izni olmadığı halde Allah’ın kanunlarını, Allah’ın şeriatını görmezden gelerek yeryüzünde şeriat belirlemeye, kanun koymaya çalışan bu tür tâğutların şeriatlerini, onların kanunlarını uygulamaya çalışanlar, gerçek Rabbleri olan beni bırakıp, benim dinimden çıkıp, bu şeraitleri ortaya koyanları Rabb ve sanki benim ortaklarımmış gibi kabul edip bunlara kulluk etmeye çalışan kimselerdir.” Evet, insanların ortaya attığı tüm sistemler, kanunlar, şeriatler, hayat programları, bilesiniz ki Allah’ın dininin karşısında ortaya atılmış birer yeni dindir. Onlar nasıl ki Allah’ın izni olmadan, Allah’ın dinine rağmen bu dinleri ortaya koyarak küfretmişlerse, Allah’ın izni olmadan onlara uyanlar da, onların bu hayat programlarını uygulayanlar da, aynen onların dinlerine uymuş ve şirke düşmüş kimselerdir. Âyet çok açık ve net bir biçimde bize bunu anlatır. Kanun koyanlar, şeriat belirleyenler, Allah dinini, Allah şeriatını bırakıp da insanların belirledikleri bu şeriatleri uygulamaya çalışanlar için de bu öyle büyük bir suç ki, eğer fasıl kelimesi olmasaydı, onların tamamının defterini dürerdi Allah. Fasıl kelimesi; yâni azabın belli bir süreye kadar ertelenmesi sözü. Allah tarafından bu söz ezelde verilmeseydi, onların işi bitikti. Yani eğer Allah sevap ve cezanın âhiret günü açıklanacağına, her şeyi kıyamet günü açıklayıp ortaya dökeceğine, haklıyı ve haksızı, hak yolda olanı ve bâtıl yolda gideni kıyamet günü açıklayıp ara-larında kesin hükmünü o gün vereceğine dair söz vermemiş olsaydı, bu kâfirlerin defterlerini dünyada dürüp, mü'minlerin de haklılığını dünyada ilân edip mükâfatlarını dünyada verseydi, o zaman araları kesinlikle ayrılacaktı. Hakla bâtılın arası, haklıyla haksızın arası ayrılacak, her şey ortaya dökülecekti. Ama Allah böyle murad etmemiştir. Bu dünyada değil, öbür tarafta olacağı için, bu müşrikler şu anda bu şirklerine rağmen yaşama imkânı bulabilmektedirler. Şimdi yaşasınlar bakalım, pek yakında: