30,31. “Başınıza gelen herhangi bir musîbet ellerimizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder. “Yeryüzünde O’nu âciz bırakamazsınız. Allah’tan başka bir dostunuz da, yardımcınız da yoktur.” Canınıza, malınıza gelen herhangi bir musîbet, sadece sizlerin ellerinizle işlemiş olduğunuz günâhlar yüzündendir. Günâhlar sadece ellerle işlenmez. Ama genellikle fiiller, elle işlendiği için burada eller ifadesi kullanılmıştır. Evet, mallarınız ve canlarınız konusunda size ulaşan musîbetler, ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Ama sizin ellerinizle işlediklerinizden pek çoğunu Allah affetmektedir. Ellerinizle işlediklerinizden pek çoğunu Allah görmezden geldiği, ciddiye almayıp affettiği için bunların cezasını size tattırmıyor. Eğer Rabbiniz size bu kadar merhametiyle muamele etmeyip de, yaptığınız her bir günâh yüzünden hemen cezalandırılsaydınız, mutlaka hepiniz helâk olup giderdiniz. Kur’an’ın başka yerlerinde bu hususu anlatan âyetler vardır. “Eğer Allah kazandıklarıyla insanları muâheze etmiş olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı kalmazdı. Lâkin Allah onları belli bir vakte kadar erteliyor.” (Fâtır 45) “Eğer Allah zulümleri yüzünden yerdekileri hesaba çekecek olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı mahluk kalmaz-dı.” (Nahl 61) Rabbimiz bizim işlediklerimizden pek çoğunu affetmekle birlikte, bazıları yüzünden mallarımıza ve canlarımıza bir şeyler göndermektedir. Bileceğiz ki, başımıza ne gelmişse kendi işlediklerimizden dolayı gelmektedir. Yine mü'minlere gelen musîbet ve sıkıntıların, onların günâhlarına kefaret olduğunu Resul-i Ekrem Efendimizin hadislerinden öğreniyoruz. Müslümanın başına, malına ve canına gelen dert, sıkıntı, hastalık, hattâ onun ayağına batan bir diken bile onun işlemiş olduğu bir günâha kefarettir. Bunlar sadece mü'minin günâhlarının silinmesine sebep olmakla kalmayıp, aynı zamanda onun Allah katında bir derece daha yükselmesine sebep olmaktadır. Allah’ın Resûlü, Hz. Ayşe’nin rivâyet ettiği bir hadislerinde şöyle buyurur: “Kulun yeryüzünde günâhları çoğalıp onlara kefa-ret olacak bir şeyler bulunmadığı zaman, Allah onun günâhlarına kefaret olmak üzere onu bir üzüntüye uğratır. Böylece onun günâhlarını döküverir.” Kur’an-ı Kerimde pek çok âyet-i kerimesinde Rabbimiz kulları adına, mahlukatı adına rahmeti kendi nefsine yazdığını, farz kıldığını anlatır. "O Allah rahmet etmeyi nefsine yazmıştır." (En’âm 12) Allah rahmeti nefsine yazmıştır. Zira mülkün sahibi odur. Bu konuda onu kimse zorlayamaz. Kimse onu minnet altında tutamaz. Mülkün sahibi olarak kendisi öyle dilemiş dünya ve âhirette mahlukatına rahmet etmeyi kendisine yazmıştır. Rabbimizin dünya ve âhirette kullarına muamelesinin temeli işte bu rahmettir. Evet rahmet İslâm’ın ana umdesidir. Yaşadığımız bir tek saniye yoktur ki bizler Rabbimizin rahmeti altında olmayalım. Rabbimizin bizim adımıza rahmeti kendi üzerine yazdığını bildirmesi bile bir rahmet eseridir. Rabbimizin rahmeti önce insanın varlığında tecelli eder. İnsanın yoktan var edilişi, kendini bile bilmez bir varlık iken kendisine Allah bilgisinin ulaştırılması, kitap gönderilmesi ve halife yapılması, tevbe ettiği takdirde günâhlarının affedilmesi, günâhlarına misliyle ce-za verilirken sevaplarına on misliyle bazen daha fazlasıyla mukabele edilmesi, günâhlarının iyiliklerle silinmesi, rahmetiyle cennete konulması evet bunların hepsi rahmet eseridir. Sizler yeryüzünde kesinlikle Allah’ı aciz bırakamazsınız. Ne kadar tedbir alırsanız alın, kesinlikle Allah’ın size ulaştırmayı murad ettiği şeyleri kendinizden uzaklaştıramazsınız. O size ne ulaştırmayı kararlaştırmışsa, o mutlaka sizin başınıza gelecektir. Siz bu konuda Rabbinize teslim olmak zorundasınız. O’na itiraz edemez, O’na karşı gelemezsiniz. Başınıza ne gelmişse bilesiniz ki bu Allah’tandır. O’n-dan gelebilecek şeylere karşı sizi koruyacak Allah’tan başka ne bir velîniz ne de yardımcınız yoktur. O’na sığınmak, O’na teslim olmak ve O’nun takdirine razı olmak zorundasınız. Sadece O’nu velî bilmek, sadece O’nun koruması altına girmek ve sadece O’nun kararlarını uy-gulamak zorundasınız. Sadece O’nu razı etmeye çalışmak, sadece O’nun hatırını kazanmaya çalışmak, sadece O’nun razı olduğu hayat programını yaşamak zorundasınız. Çünkü göklerde ve yerde ne varsa hepsinin velîsi Allah’tır. Göklerde ve yerde O’ndan başka velî olmaya, O’ndan başka Rabb ve İlâh olmaya lâyık yoktur. İşte O’nun ye-gâne velî oluşuna, yegâne Rabb ve İlâh oluşuna bir-iki misal: