Şûrâ Suresine Dön

Şûrâالشورى

34. Ayet

34Şûrâ Suresi

اَوْ يُوبِقْهُنَّ بِمَا كَسَبُوا وَيَعْفُ عَنْ كَث۪يرٍۘ

Veya (gemide olanları) işledikleri (günahlar) nedeniyle helak eder. Birçoğunu da affeder (helak olmaktan kurtarır).

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

32,33,34. “Denizde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi O’nun varlığının delillerindendir. O, dilerse rüzgarı durdurur, yelkenle giden gemiler o zaman denizin yü-zünde durakalır. Bunlarda, sabırlı olan ve çok şükreden kimseler için deliller vardır. Yahut yaptıklarına karşılık onları ortadan kaldırır, bir çoğunu da bağışlar.” Sizin durumunuz da Allah’ın yeryüzünde koyduğu yasalarına boyun eğen bu gemilerden farklı değildir. O gemileri hareket ettiren, yürüten Allah’tır. Suya kaldırma ve gemileri yürütme yasasını koyan Allah’tır. Onları hareket ettiren rüzgarları gönderen Allah’tır. Allah dilerse, o gemileri hareket ettiren gücü durduruverir, yasaları kaldırıverir. O zaman onlar denizin üzerinde kalakalırlar. Veyahut da o gemileri yürüten rüzgarları fırtınaya çeviriverir de, o geminin içindekileri, kazandıkları günâhlar yüzünden denizin karına indiriverir. Ya da o geminin içindekileri kazanıp geldikleri ticaret mallarıyla birlikte denize gömüverir. Ama bununla birlikte bilesiniz ki, işlediklerinizden pek çoğunu Allah affetmektedir. Denizdekilerin durumu böyle de, karadakilerin durumu faklı mı sanki? Gemileri hareket ettiren gücü alıverdiği gibi, sizi de hareket ettiren ruhlarınızı alıverdi mi, sizler de bir kadavra yığını gibi toprağın kahrına yuvarlanıverirsiniz. Veya şu anda sizin altınızdaki gemiyi de, yâni sizin altınızda, sizin emrinize Allah tarafından boyun büktürülüp sizin için uysallaştırılmış, zelûl kılınmış şu arz gemisini sallayıverir de, siz de onun kahrına gömülüverirsiniz. Yâni şu anda yaşıyorsanız, bunu kendinizden zannetmeyin. Şu anda altınızdaki yeryüzü sizi üzerinden atmıyorsa, bunu kendinizden sanmayın. Size bunu sağlayan Allah’tır, bunu asla unutmayın. Allah’ın bu tür âyetlerini sürekli gündemimizde tutmak zorundayız. Ama maalesef hiç kimse bu âyeti görmek istemiyor. Bu âyet üzerinde düşünen kimse kalmamış. İnsanlar gemilerden haberdardır; gemiler, firkateynler yapmışlar, füzeler, yeni yeni arabalar icat etmişlerdir. Ama şunu niye kabullenmek istemiyor, niye gündeme getirmek istemiyorlar? Bunların suyun üzerinde durabilme imkânını, suyun üzerinde batmadan durabilme yasasını Rabbim takdir etmemiş midir? Eğer onların istifade ettikleri bu yasayı Rabbim tespit etmese, her şeyi alabora ediverse, bu kanunları tepe taklak getiriverse, “artık suyun üzerinde hiç bir şey durmayacak!” deyiverse, bu insanlar ne yapabileceklerdir? Bunu hiç düşünmüyorlar mı? O zaman bu yaptıkları gemilerle nasıl övünebileceklerdi? Nasıl hava atabileceklerdi? Üstelik bu gemileri yapma ameliyesinin ilki de Rabbimize aittir. Gemilerin ilk planı, ilk projesi de Rabbimize aitti. Rabbimiz, “bizim gözetimimizde yap bu işi,” diyordu Hz. Nuh’a. Şu anda imal ettikleri füzeleriyle, arabalarıyla, uçaklarıyla, füzeleriyle, gemileriyle öğünen insanlar, Rabbimizin bir emriyle bütün yer altındaki petroller su haline gelse, ne hale gelir yaptıkları şeyler? Bunu hiç düşünmüyorlar mı? Düşünmeyecekler mi? O zaman bu yaptıkları şerler içinde, tavukların bile yaşayamayacağı şeyler haline gelecektir. Peki o zaman insanlar niye Allah’ın bu âyetlerinin bilincine ermek iste-miyorlar? Kendi yaptıklarıyla öğünen bu insanlar, niye bütün bu yaptıklarını Allah’ın yasalarına bağımlı olarak yaptıklarını anlamaya ya-naşmıyorlar? Demir olmasaydı, benzin olmasaydı, suya Allah tarafından bu kaldırma yasası, havaya sesi iletme gücü verilmeseydi ne anlama gelecekti bütün bu yaptıkları? Suyun üzerinde gemilerin yürüme yasasını, bu konudaki âyetleri zikretmiyorlar, gündeme getirmiyorlar da, kendi yapmış oldukları putların önünde secdeye kapanıp onlarla öğünmeye çalışıyorlar. “Efendim, insanlık artık bilgisayar çağına geçmiştir, robot çağına fırlamıştır, insanlar kendilerinden daha hızlı düşünebilecek çağa ulaşmıştır,” diyerek kendi kendilerini, kendi yaptıklarını putlaştırmaya, “en büyük benim! En büyük biziz! Benden başka, bizden başka büyük yoktur!” diyerek kendi kendilerine secde etmeye, kendi kendilerinin tanrılıklarını ilân etmeye başlamışlardır. “Ama bütün bu âyetlerimizde sabreden ve şükreden kullarımız için ibretler vardır. Bütün bu âyetlerimizden ancak sabreden ve şükreden kullarımız ibret alır,” diyor Rabb’ımız. Dikkat ederseniz, âyet-i kerîmede sabırla şükür birlikte zikredilmektedir. Bundan şunu anlıyo-ruz: Kişi kötü gününde sabretmeli, iyi gününde de şükretmelidir. Yâni yukarda Allah tarafından insanın malına ve canına bir şeyler gönderileceği anlatılmıştı ya, işte kişinin malına ve canına bir musîbet geldiği zaman bunun kendi günâhları yüzünden geldiğini bilmeli, sabretmeli, isyan etmemeli ve Allah’a kulluğuna devam etmelidir. Hasta yatağında yatan bir sahâbenin yanına gelenler, onun bu haline üzüldüklerini beyan edince o sahâbenin: "Ben bu halime üzülmüyorum, zira bu benim yaptıklarımın karşılığıdır ve dünyada böylece beni onların cezasından kurtardığı, onu âhirete bırakmadığı için Rabbime hamd ediyo-rum" dediğini de biliyoruz. Öyleyse böyle durumlarda sabredeceğiz. Bizler bir zafere ulaştığımız veya kendimize Allah tarafından iyi şeyler gönderildiği zaman da Allah’a şükretmeliyiz. “Bunlar bizden değil, sendendir ya Rab-bi!” diyerek O’na kulluğumuzu artırmaya ve teşekkür etmeye çalışacağız.