Şûrâ Suresine Dön

Şûrâالشورى

37. Ayet

37Şûrâ Suresi

وَالَّذ۪ينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٓائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ وَاِذَا مَا غَضِبُوا هُمْ يَغْفِرُونَۚ

Onlar ki büyük günahlardan ve fuhşiyattan kaçınır, kızdıkları zaman da bağışlarlar.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

37. “Ve büyük günâhlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar.” Rabbimizin hazırladığı o cennete lâyık olarak zikrettiği kullarının özellikleri sayılmaya devam ediliyor. Onlar kebair’den sakınanlardır. Günâhların büyüklerinden kenar olanlar, kenara çekilenler, onlara yakın durmayanlardır. İçtinap kelimesinde böyle bir anlam vardır. İşte mü’minlerin, cennetliklerin özelliklerden birisi de büyük günâhlardan sakınmaktır. Büyük günâhlar, işleyenlere kitap ve sünnette tehditler söz konusu olan günâhlar veya şer’i cezalar gerektiren veya Allah ve Resûlü tarafından açıkça günâh olarak beyan edilip, yasaklanan günâhlardır. Rabbimiz bu âyet-i kerîmesinde büyük günâhlardan sakınanların cennete gideceklerini müjdelemektedir. Yine Nesâi’de İbni Hib-ban’dan Rasulullah Efendimizin şöyle buyurduğu rivâyet edilmektedir: “Bir kul beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, malının zekatını verir ve yedi büyük haramdan da sakınırsa, ona cennetin bütün kapıları açılır ve o kul dilediği kapıdan girer.” Bu yedi büyük günâhla alâkalı olarak da şunlar sayılır: Zina, içki, sihir, iffetli bir mü’mine zina iftirası, haksız yere bir Müslümanı öldürmek, fâiz yemek, savaşta düşman karşısından kaçmak. Tabi büyük günâhlar bunlarla sınırlı değildir, başka hadislerde başkalarının da sayıldığını biliyoruz. Kimileri buna karşı gelmekte ve itiraz etmektedir. “Efendim, Allah’a karşı işlenen günâhın büyüğü küçüğü olmaz, günâhın kime karşı işlendiği önemlidir,” filan demeye çalışıyorlarsa da, hadislerde geçtiği için böyle diyoruz. Bakın Nisâ sûresinde de Rabbimiz büyük günâhları gündeme getirerek şöyle buyurur: “Eğer sizler size yasak edilen (kebâir’den) büyük günâhlardan kaçınırsanız, seyyiâtınızı (kusurlarınızı) örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz.” (Nisâ 31) Günâhların en büyüğü küfür ve şirktir. Kişinin kendisini yaratan Rabbine karşı kulluk makamından çıkarıp gerek kendisine, gerek şeytanlara ve tâğutlara kulluk makamına indirgemesi günâhların en büyüğüdür. Allah’ın emir ve yasaklarına karşı kafa tutarcasına, Allah’a isyan bayrağı çekercesine hukukunu çiğneyen, Allah’la ilişkilerini kesen kişi büyük günâh işliyor demektir. Cennete gidenlerden olmak istiyorsak günâhlardan kaçacağız. “Bir de onlar fahşadan, fuhuştan sakınanlardır,” diyor Rabbi-miz. Fahşa; fuhuş, aşırılık, haddi aşmak demektir. Hangi konuda? Maddî, manevî her konuda. Meselâ eşya, mal, rızık talebinde aşırılık, bilgi toplama, mesken konusunda aşırılık, sevgi saygı konusunda insanları putlaştıracak biçimde aşırılık, on kişiyle devlet kurma hayallerine kapılarak hedefte aşırılık. Babaya, anaya karşı ya onların meşru isteklerini dinlememe hususunda aşırılıklar, ya da onların Allah’la çatışan her arzularını yerine getirerek onların putlaşmalarına imkân hazırlamak türünde çizgiyi aşma aşırılıkları. Veya rızık konusunda Allah’a güvenmeyerek çocukları öldürme aşırılıkları ya da kadın-erkek ilişkilerinde zina dediğimiz aşırılıklar. Rabbimiz, “bu aşırılıkların tümünden sakınanlar cennetliktirler,” diyor. Bilhassa kadın-erkek ilişkileri konusunda çok yanlışlarımız var. Meselâ bizim toplumda şu anda bu aşırılıkları kadınlar yaptığı zaman, onlara “fahişe” denirken, aynı şeyleri erkekler yaptıkları zaman onlara bir şey denmiyor. Halbuki bunları yapan kadına da erkeğe de fuhuş sahibi, yâni “fahişe” denir. Bugüne kadar sadece fahşa fuhuş denildiği zaman sadece kadın-erkek ilişkilerinde aşırılık, haddi aşma anlaşılmaktadır. Halbuki sadece bu konuda değil, her konuda aşırılıktan men ediyor Rabbimiz. Gazaplandıkları zaman gazaplarını yenenler, öfkelendikleri za-man bağışlayanlardır onlar. Kin peşine düşmezler, Allah kullarının kusurlarına, noksanlıklarına karşı gazaplanmazlar, gazaplandıkları zaman da öfkelerini yenmesini bilirler. Gazap; insanın öfke ile insanlıktan çıkığı andır. İnsanlık önündeki iki hadiseden birini seçme özelliğidir. Halbuki gazaplanınca seçme özelliği gider insandan. Dolayısıyla bu durumda insan insanlıktan çıkmıştır. Bundan sonra pek çok muharremat birbirini takip eder. Harpler, kavgalar, katl olayları, zulümler, düşmanlıklar, kazf, yalan isnadı, iftira, talak ve tüm fuhşiyyatlar gazaplanmanın sonunda meydana gelir. İşte böyle gazaplandığı, gazap makamında bulunduğu bir anda gazabına, kendisine sahip çıkarak gazabının gereğini yapmayan, Allah’ın kendisinden istediklerinin dışına çıkmayan kimseyi de Allah cehenneminden ve şeytandan emin kılacaktır. Taberânî’nin Hz. Enes’ten rivâyet ettiği bir hadiste Allah Resûlü’nün şöyle buyurduğunu biliyoruz: “Şu üç şey iman ahlâkındandır: 1. Öfkelendiği zaman öfkesine bâtıl sokmamak, 2. Hoşlandığı zaman sevgisinden hakkı çıkarmamak, 3. Kendisine ait olan şeyi almaya gücü yettiği halde almayıp vazgeçmek.” Muteber kaynaklarda Hz. Îsâ’nın (a.s) Yahya’ya (a.s) bir tavsiyesinden söz edilir: “Ey Yahya, ben sana bir şey öğreteyim. Sakın gazaplanma!” Yahya (a.s) da: “Peki nasıl gazaplan-mayayım?” diye sorunca, Îsâ (a.s) şöyle buyurmuştu: “Sana sende olan bir hata söylenince, bu bana hatırlatılan bir eksikliktir deyip Allah’tan bağışlanmanı dile. Sana sende olmayan bir şey söylenince de, Rabbine ham-det. Zira O, sende seni ayıpladıkları şeyi yaratmamıştır.” Yine Buhârî ve Müslim’de Ebu Hureyre hadisinde Rasulullah bir misalle bu hususu zihinlere şöyle perçinler: “Gerçek pehlivan, hasmının sırtını yere vuran değil, gücü yettiği halde gazabına sahip olandır.” Başka hadislerinde de Allah’ın Resûlü şöyle buyurur: “Gücü yettiği hale öfkesine sahip çıkan kişiye, kıya-met günü cennette Allah’ın onu mahlukât huzurunda çağıracağı ve istediği hûrinin kendisine verileceği, başka bir hadiste de gönlünün imanla doldurulacağı haberi verilir.” (Ebu Dâvût, K. Edep 2/248) Âl-i İmrân sûresinde bu hususu anlatırken bakın Rabbimiz şöyle buyurur: “Onlar, bollukta ve yoklukta sarf ederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever. (Âl-i İmrân 134) Yine Şûrâ sûresinde de Allah katındaki hayırlı ve bâkî olan cennet nimetlerinin sahiplerinin sıfatları sayılırken şöyle buyurulur: Bunlar günâhlardan, hayasızlıklardan sakınan ve gazaplandık-larında da bağışlayanlardır. Kindar olmayan, kin ve intikam peşine düşmeyen, Allah kullarının hatalarının, noksanlıklarının ardına düşmeyen kimselerdir. Öfkelendikleri zaman öfkelerini yenmesini bilen insanlardır. Suçları örten, hataları bağışlayan kimselerdir. Bu, hiç öfkelenmeyeceğiz demek değildir. Öfkelenilmesi gereken yerlerde de mutlaka öfkelenmek zorundayız. Allah’ın âyetleri çiğnendiği, Allah’ın diniyle, Allah’ın yasalarıyla, Allah’ın elçisiyle alay söz konusu olduğu, Allah’a düşmanlık söz konusu olduğu zaman bir Müs-lümanın öfkelenmesi vaciptir. İşte Rabbimizin insan fıtratına koyduğu gazap yasası burada geçerlidir. Böyle yerlerde Müslüman gazaplanmalıdır. Diniyle alay edildiğini, Allah’ın âyetleriyle, Allah’ın şeriatıyla alay edildiğini gördüğü yerde bir Müslümanın yerinde duramaz hale gelip alaycıların beyinlerinde patlayacak bir bomba gibi gazaplanması gerekmektedir. Allah düşmanlarının suratlarında patlayacak bir şamar gibi gazaplanması gerekmektedir. Zaten böyle durumlarda gazaplanmayan bir kimsenin Müslümanlığından da şüphe edilir. Gözlerinin önünde Allah’ın emirlerinin çiğnenmesi karşısında gazaplanmamak zilletin ta kendisidir. Hattâ İmam Şâfiî efendimiz, kızılması gereken bir durum görüp de kızmayan kimsenin eşek olduğunu söyler. Allah’ın gazabının olduğu yerde Müslüman da gazaplanmak zorundadır. Mü’minler, Rabblerinin gazabıyla gazaplanan, rızası sebebiylede razı olan insanlardır. Bakın A’râf sûresinin 154. âyetinde, Allah’ın gazabını celbedecek bir konumda toplumunun kendisinin yokluğunda Allah’ı unutup onun yerine buzağıya tapındıklarını ve şirke düştüklerini görünce, Hz. Mûsâ’nın (a.s) son derece gazaplandığı, hattâ Tevrat levhâlârını elinden attığı ve gazabı dinince onları yeniden eline aldığı anlatılır. Elbette çevresindekilerin Allah’a kulluğu bırakıp da tâğutların peşine takıldıklarını, Allah yasalarını terk edip insan yasalarına kul, köle olduklarını, cennet yolunu terk edip süratlice cehenneme doğru gittiklerini gören bir Müslümanın bu duruma gazaplan-maması mümkün değildir. Bir Müslümanın böyle bir durumda rahat bir hayat yaşaması mümkün değildir. Bu durumu değiştirmek ve Allah’ın gazabından korunmak için elinden ne geliyorsa yapması gerekmektedir.