42. “İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı durulmalıdır. İşte can yakıcı azap bunlaradır.” Böyle bir yol ancak zulmedenler için geçerlidir. Yâni ya doğrudan doğruya Allah kullarına zulmeden veya demin ifade edildiği gibi haksızlığa, onun misliyle karşılık vermesi gerekirken, haddi aşarak karşısındakine karşılık verme konusunda ileri giden, haddi aşan kimseler için böyle bir yol vardır. Yeryüzünde haksızlıkla yürüyüp azgınlık ederek hırslarını tatmin etmeye çalışanlar hakkında bu yol vardır, di-yor Rabbimiz. Yeryüzünde insanlara zulmeden, hak-hukuk, din-diyanet tanımayarak, Allah yasalarını, kitap-sünnet yasalarını çiğneyerek kendi arzularını, kendi hırslarını tatmin için çırpınan insanlara karşı mü’min-lere yol vardır, diyor Rabbimiz. Onları durdurmak, onların zulümlerine engel olmak, onların ellerini kırmak bir izin değil, emirdir. Zalimlerin zulümlerine engel olmak, mü’minlerin tümüne bir emirdir. Nerede bir zulüm varsa, yeryüzünün neresinde Allah kullarına yönelik bir hak-sızlık söz konusuysa, onu defetmek için mü’minler sürekli hareket halinde olmalıdırlar. Değilse Allah korusun, mü’minler sadece kendi ülkelerini, sadece kendi durumlarını görüp ben iyiyim, ben zulme maruz değilim, bizim durumumuz iyidir diyerek yan gelip rahat yataklarında yatamazlar. Geçtiğimiz dönemlerde ecdadımız, yeryüzünün neresinde bir zulüm, bir haksızlık söz konusu olmuşsa, ülkelerinin zalimlerinden şikâyette bulunan insanların feryatlarını duyduklarında hemen onlara yardıma koşmuş ve onları zalimlerin zulümlerinden kurtarmışlardır. Ecdadımız, hem kendi toplumlarını ıslah etmiş, hem de çevrelerindeki zalimlerin burunlarını kırmışlardır. Rabbimiz, Müslümanlara bu görevi yüklemiştir. Hem kendi toplumlarında Allah kullarına zulmeden, Allah kullarının kulluğuna engel olmaya çalışan zalimlere, karşı hem de tüm yeryüzünde zulmeden insanlara karşı savaşmayı, onları düzeltmeyi Müslümanlara bir hak ve görev olarak vermiştir Rabbimiz. Çünkü Rabbimiz zulmü kendisine haram kıldığı gibi, kullarına da haram kılmıştır. Zulüm, Allah’ın gönderdiği dinin zıddıdır. Allah dininin aslı tevhiddir. Allah’ın dininin temel esası, temel prensibi tevhid-dir. Onun zıddı ise zulümdür. Zulmün en şiddetlisi de şirktir. Öyleyse zulüm, tevhid inancına dayanan Allah’a kulluğun zıddıdır, aksidir. Yeryüzünde en büyük zulüm, kişinin kendisini var eden Rabbine kulluk ortamından çıkarıp başkalarının kulluğu ortamında bulundurmasıdır. Yeryüzünde en büyük zulüm, Kur’an’ın da ifadesiyle şirktir. Allah’a kulluk ortamından çıkmak, Allah’tan başkalarına kulluk yapmak, Allah’tan başkalarının hayat programlarını uygulamak, Allah’tan başkalarına yeryüzünde hâkimiyet yetkisi vermek, insanların din özgürlüklerini yasaklamak, din eğitimine yasaklar koymak, insanların mallarını, kanlarını sömürmek, insanları Allah’a kulluktan koparıp kendi yasalarına kulluğa zorlamak zulümdür ve bu tür zalimlerle savaşmak, onların boyunlarını kırmak, egemenliklerine son vermek, yeryüzünde Allah hâkimiyetini gerçekleştirmek üzere Müslümanların hareket halinde olmalarını istemektedir Rabbimiz. Zira Müslümanlar asla zulme boyun bükmezler. Yeryüzünde Allah’a kulluğu engelleyenlerle savaş-maktan asla vazgeçmez Müslümanlar. Yeryüzünün neresinde olursa olsun zulüm varsa, Müslüman hiçbir şey yokmuş gibi yatağında rahat uyuyamaz. İşte bu âyet-i kerîmeden anlıyoruz ki, Rabbimiz Müslümanları bu zalimlerin üzerlerine gönderiyor, onlara yol gösteriyor. Dünyada bunların cezalarının verilmesini, boyunlarının kırılmasını istiyor. Ama bu zalimlerin cezası sadece bununla da kalmıyor: Ayrıca onlar için kendisi de âhirette elem verici dayanılmaz bir azap hazırladığını haber veriyor.