48. “Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik; sana düşen sadece tebliğdir. Doğrusu Biz insana katımızdan bir rahmet tattırırsak ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse işte o zaman görürsün ki, insan gerçekten pek nankördür.” “Ey peygamberim, eğer onlar yüz çevirir, senin getirdiğin mesajla, senin getirdiğin hayat programıyla ilgilenmez ve adam olmaya yanaşmazlarsa, sen onları kendine dert edinme. Onlar kendi kendilerini dert edinmediklerine göre, sen de kafana takma onları. Biz seni onlara bekçi kılmadık, muhafız kılmadık. Kendi kendisini korumayanı sen mi koruyacaksın? Kendi kendine acımayana sen mi acıyacaksın? Hayır hayır, bunlar adam olmuyorlar, bunlar istenilene gelmiyorlar, bunlar cehenneme doğru gidiyorlar, kendi kendilerine yazık ediyorlar diye kendi kendini harap etme. Sen zorla onları inandırmakla mükellef değilsin. Onların kâfirlikleri senden sorulmayacaktır, senin böyle bir sorumluluğun yoktur. Sana sadece düşen sadece tebliğdir. Senden istediğimiz biçimde onlara duyur o kadar. İşte peygamberin konumu ve vazifesi budur. Tabii inanmayanlar karşısında peygamber yolunun yolcularının görevi de, bizim görevimiz de budur. Ancak tebliğ sadece teypçilik yapmak, sadece dille söylemek değildir. Hayatımızla, tavrımızla, ilgimizle, hediyelerimizle, yardımlarımızla, ziyaretlerimizle, fedâkârlıklarımızla, her şeyimizle onlara hakkı anlatmak, göstermek, sevdirmek, teşvik etmek, yönlendirmek zorunda olduğumuzu unutmayacağız. Onların ıslah olmaları, üzerlerinde egemen olan Allah’ı anlayıp ona kulluğa ve teslimiyete yönelmeleri için katımızdan kendilerine hoşlarına gidecek bir iyilik, bir rahmet tattırdığımız zaman onunla sevinir ama onlara kendi ellerinin takdim edip kazandıkları sebebiyle, kendi işledikleri günâhlar yüzünden bir kötülük isabet ettirdiğimiz zaman da, önceki tüm nimetlerimizi unutarak nankörler kesiliverirler. Dünyada kendilerine tattırdığımız bu nimetlerin farkına varıyorlar, onlarla sevinip coşuyorlar da kendileri için hazırladığımız ebedî hayatın nimetlerini niçin göz ardı ediyorlar? Hayır hayır, ne zenginlik ne de fakirlik, ne iyilik ne de kötülük onları adam etmeye yetmiyor. Onları düşünmeye sevk etmiyor. Dü-şünmüyorlar, anlamıyorlar, anlamaya yanaşmıyorlar. Nankörlük ediyor, kendilerine sunulan bunca nimetlerin sahibine teşekküre yanaş-mıyorlar. Kâfirlik ediyorlar. Nimetler ellerine geçtiği zaman sevinip coşuyorlar da, o nimetler ellerinden alınınca da sanki onların sahibi ken-dileriymiş gibi feryad-u figanı basıp isyan etmeye, küfran-ı nimette bulunmaya çalışıyorlar. Tüm nimetlerin sahibinin Allah olduğunu anla-mıyorlar: