Şûrâ Suresine Dön

Şûrâالشورى

4. Ayet

4Şûrâ Suresi

لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ

Göklerde ve yerde olanların tamamı O’na aittir. Ve O, (zatı ve sıfatları en yüce olan) El-Aliy ve (zatı ve sıfatları en büyük olan) El-Azîm’dir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

4. “Göklerde olanlar da, yerde olanlar da O'nundur, O, yücedir ve çok büyüktür.” Müşrikler peygambere gelen vahyi inkâr ederlerken, bunu kabule yanaşmamaya çalışırlarken, esasen onlar Allah’ın hayata karışmasına karşı çıkıyorlardı. Allah’ın insanlardan birine vahiy göndererek emirlerini, arzularını ulaştırmasına karşı çıkıyorlardı. “Allah böyle bizim hayatımıza karışmasın, bize arzularını, talimatlarını bildirmesin, bizim hayatımıza müdahale etmesin de biz istediğimiz gibi keyfimize göre yaşayalım,” diyorlardı. “Şimdi Allah bize kanunlarını ulaştıracak, bize talimatlar gönderecek olursa, dinlesek olmayacak, dinlemesek olmayacak; iyisi mi O bizim hayatımıza karışmasın” diyorlardı. Esasen dertleri buydu. “Allah bir insanla konuşur mu? Allah bir beşere tenezzül edip de ona vahiy gönderir mi,” diyerek bunu reddetmeye çalışıyorlardı. “Tamam, anladık da, yâni şimdi sadece Allah’ı mı dinleyeceğiz? Sadece onun dediği gibi mi yaşayacağız? Hayatımızda sadece Allah mı hakim olacak? Bizim keyiflerimiz, heveslerimiz ne olacak? Eğer durum öyleyse, peki atalarımızın şu âna kadar takip ettikleri hayat programları, onların gittikleri yolları yanlış mıdır? Yıllar yılı atalarımızın kutsadığı ve şu anda da bizim onlardan miras alarak kutsadığımız, hayatımızda söz sahibi kabul ettiğimiz, arzularına itaat ettiğimiz varlıklar ne olacak? Bizim hukuk tanrılarımız, sağlık tanrılarımız, şifa tanrılarımız, siyaset tanrılarımız, ekonomik tanrılarımız, sanat tanrılarımız da var. Bizler onları da dinlemek zorundayız. Onların hatırını da kazanmak, onların emir ve arzularını da yerine getirmek zorundayız. Onlara da dua etmek, onlara da sığınmak zorundayız. Hayatımızda onları da etkili ve yetkili kabul etmek zorundayız. Şimdi ey Muhammed, senin dediğin gibi hayatımızda söz sahibi olarak sadece Allah’ı kabul edecek olursak, sözünü dinleyeceğimiz, çektiği yere gideceğimiz, hayat programına uyacağımız, hayatımıza hükmedecek bir tek İlâh kabul edecek olursak, o zaman öteki İlâhlarımızın fonksiyonu ne olacak? Bunları nereye koyacağız? Hayatımızda bunlara hiç mi söz hakkı vermeyeceğiz? Halbuki bizler bugüne kadar bunları da dinlemeye alışmıştık,” diyorlar ve vahyi reddetmeye çalışıyorlardı. Rabbimiz buyuruyor ki, “hayır! Bu kâinatın ve mevcudatın yegâne sahibi Allah’tır. Gökler ve yerler O’nundur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nun kulu ve kölesidir. Her şey O’nun mülküdür. Mâlik sadece O’dur ve her şey mülktür. O halde mülk O’nunken, Mâlik O iken nasıl olur da onun mülkünde başkalarını O’na ortak kabul edersiniz? Mülk O’nunsa, mülkün sahibi Allah ise, o zaman mülk konusunda söz sahibi de Allah’tır. Nasıl olur da O’nun mülkünde bir kısım varlıkları söz sahibi kabul ederek O’na ortak koşmaya çalışırsınız? Bu yetkiyi nereden alıyorsunuz? Üstelik de sözlerini dinleyerek, hayatınızda kendilerini de söz sahibi kabul ederek, kanunlarına itaat ederek, programlarını uygulayarak ona ortak yapmaya çalıştığınız varlıklar da O’nun kulları, O’nun mülkü iken. Yâni kendilerine bile sahip olamayan, kendilerini bile yaratamaya güçleri yetmeyen ve Allah tarafından yaratılmış olan, ölümlerine bile çare bulamamış, Allah tarafından bir gün öldürülecek olan bu varlıkları, bu Allah kullarını nasıl olur da Allah’a ortak koşmaya çalışıyorsunuz?