8. “Eğer Allah dilemiş olsaydı hepsini bir tek ümmet yapardı. Ama, O, rahmetine dilediğini kavuşturur. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı olmaz.” Allah dileseydi herkesi peygamber yapardı, herkesi peygamber gibi yapardı. Burada iki konuya dikkat çekiliyor: Birincisi Rabbimiz burada peygamberini teselli ediyor. Rasûlullah’ın bunca çabasına rağmen, Mekke müşriklerinin küfürlerinde, şirklerinde, cehalet ve sapıklıklarında direnmeleri, hakkı kabule yanaşmamaları karşısında peygamberinin üzülmemesi gerektiğini anlatıyor. “Peygamberim! Ol-muyor, olmadılar diye, bu adamlar bunca çabalarıma rağmen istenilen noktaya gelmiyorlar diye niye üzülüp kendi kendini harap ediyorsun? Eğer senin Rabbin dileseydi, bu insanların hepsini bir tek ümmet yapardı. Bunların tamamını hak din üzerinde toplar, tamamını Müslüman yapar, mü'min yaratırdı. O zaman kitap ve peygamber göndermeye de gerek kalmazdı.” Bu hususun Bakara’da şöyle anlatıldığını görüyoruz: “Dinde zorlama yoktur. Çünkü hak bâtıldan ayrılmıştır.” (Bakara 256) 1. Dinde zorlama yoktur, yâni insanların bu dine girmeleri konusunda zor kullanmak yoktur. 2. Dinden çıkma konusunda zorlama yoktur. Zor kullanarak, bu dine girmiş insanları dinden çıkarmak, mürted yapmak da yoktur. ehl-i kitap ve kâfirler, şu anda insanları dinlerinden çıkarmak için zorlamaktadırlar. Allah bu âyetiyle onların bundan vazgeçmelerini, insanları din eğitiminden mahrum bırakarak, ya da İslâm’ı yanlış tanıtarak, ya da İslâm’la insanların arasına barikatlar koyarak insanların bu dinle tanışmasını engellemekten vazgeçmelerini emretmektedir. 3. Dinde, dinin ruhunda zorlama yoktur. Yâni sadece dine gir-me çıkma konusunda değil, bu dinin esasında hiçbir zorlama yoktur. Zira bu dinin konusu zorunlu fiiller değil, gönle ve isteğe bağlı fiiller ve davranışlardır. "İslâm dininde zorlamanın sonucunda yapılan amellere sevap verilmez," hadisi bunu anlatır. Zorlama ile iman da, itikat da caiz değildir. Zorlamanın sonucunda gerçekleşecek imana, iman den-mez. Zorlamanın sonucu kabul edilen bir iman, Allah’ın istediği bir iman değildir. Aynen bunun gibi, zoraki kılınan namaz, namaz değildir, zoraki tutulan oruç, oruç değildir. Çünkü zorlanma, bir kişinin hoşlanmadığı halde, kalben inanmadığı halde bir şeyi tehditle ve zorla yamasıdır. Halbuki bu din, hoşlanılmayacak bir din değildir. Bu din insanlara anlatıldığı zaman herkesin gönül rahatlığıyla kabullenebileceği bir dindir. Bu konuda insanları zorlama hakkı sadece Allah’a aittir. Yâni yaratıklarını, kullarını bu konuda zorlama hakkı sadece Allah’a aittir. Nitekim Allah kimi kullarını da buna zorlamıştır. Semâvât, arz, ay, güneş, yıldızlar, bitkiler, hayvanlar, melekler, hepsinin boyunlarındaki ipin ucu doğuştan Allah’ın elindedir. Zoraki kulluk yapmaktadırlar, Allah’a karşı isyan etme imkânları yoktur. Allah’a kafa tutma imkânları yoktur. Bunlar zoraki kuldurlar, başka şansları yoktur. Ama insanlar için Allah bunu murad etmemiştir. İnsanların imanlarını zorunlu kılmamıştır Rabbimiz. Bakınız bu hususu Rabbimiz başka bir âyetinde şöyle anlatır: “Eğer Rabbin dileseydi yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederdi. O halde sen mü'min olsunlar diye insanları zorlayacak mısın?” (Yunus 99) O halde din, dine girme konusunda hiç kimse zorlanmamalıdır. Çünkü zorlanan bir kimsenin açığa vuracağı iman, Allah katında makbul bir iman değildir. Ama şurası da unutulmamalıdır ki, böyle bir zorlamanın sonucu da olsa “ben iman ettim” diyen kişiye: “Sen bunu korktuğun için söylüyorsun! Sen aslında kâfirsin!” demek caiz değildir. Böyle bir iman iddiasında bulunan kişi için şüphe ortadan kalkacak kadar beklenir, ona kâfir muamelesi yapılmaz; imanını açığa vurup amellerle ispatlayacak kadar beklenir. Eğer bu süre içinde amellerle imanını ispatlarsa mü'min, değilse kâfir kabul edilir. Anlayabildiğimiz kadarıyla bu ve benzeri âyetlerde, Rabbimiz peygamberini ve onun yolunun yolcuları olan bizleri teselli ediyor ve bizlere yol gösteriyor. Diyor ki, “ey peygamberim ve ey peygamber yolunun yolcuları! Sakın bu insanlar yola gelmiyorlar, hakkı kabule yanaşmıyorlar diye kendi kendinizi yiyip bitirmeyin! Bu, Allah için zor bir şey değildir. Eğer Allah dileseydi onların tamamını hak üzere toplayıverirdi. Diğer varlıklar gibi onların da boyunlarındaki ipin ucunu eline alıverirdi de, hiçbirisi Allah’a kafa tutamazdı. Ama Allah böyle mu-rad etmiş, onlara irade vermiştir. İradelerini iyiye kullananları rahmetine sokacak, zalimleri de rahmetinden ve hidâyetinden mahrum bırakacaktır.” Bazı insanlar, dün de, bugün de bu konuda yanlış bir mantık yürüterek dini reddetme cüretinde bulunmuşlardır. Şöyle diyorlar: “Efendim eğer Allah gerçekten bu kâfirlerin iman etmelerini, hidâyet üzere olmalarını istemiş olsaydı, yâni bizi kendi başımıza bırakmayıp da gerçekten bizim hayatımıza, insan hayatına karışmış olsaydı, gerçekten kitap, vahiy, peygamberler göndererek bizim hayatımıza karışmayı murad etmiş, bizden bir şeyler istemiş, bize emirlerini gönder-miş olsaydı, Allah böyle kitaplar ve peygamberler göndererek dolambaçlı yolları seçmezdi. Herkesi Müslüman olarak yaratır, diğer mahlukât gibi bizim de boyunlarımızdaki ipin ucunu doğuştan eline alıverir veya semâvât ve arza dediği gibi "Müslüman olun!" "Teslim olun!" der, işi bitirirdi. Böyle demediğine, böyle yapmadığına göre, Allah bizden bir şey istemiyor. Allah bize vahiy göndermiyor da, kendilerinin peygamber olduklarını iddia eden kimi insanlar bizi aldatıyor,” diyor-lar. “Allah vahiy göndermez, Allah hayata karışmaz, O bizi kendi hali-mize bırakmış ve nasıl bilirseniz öylece yaşayın demiştir,” diyorlar. “Eğer şu anda bizim yaptıklarımızdan, bizim yaşadığımız hayattan Allah razı olmasaydı, bize böyle razı olmadığı bir hayatı yaşama imkânı vermezdi. Bize bu hayatı yaşama imkânı verdiğine, bizi yaptıklarımız konusunda durdurmadığına, böyle bir hayatı yaşayan bizleri hemen cezalandırmadığına, bu hayatımızdan dolayı bizleri helâk etmediğine göre, demek ki Allah bu yaptıklarımızdan razıdır,” di-yorlar ve böyle bâtıl bir mantıkla İslâm’ı, vahyi ve peygamberi reddet-meye çalışıyorlar. Rabbimiz, onların bu sapık mantıklarını reddetmek üzere buyurur ki, “eğer Allah dilemiş olsaydı hepsini tek bir ümmet yapardı. Yâni hepsini zoraki mü'min yapardı.” Ancak Allah öyle murad etmemiş, insanlara irade vermiş ve bu iradelerini İslâm’dan yana, imandan yana kullananları rahmetine ulaştırmış, aksini yapanları da dostsuz ve velîsiz bırakmıştır. İşte bu âyetiyle Rabbimiz bu hususu anlatır. Bir de bu âyetiyle Rabbimiz, mü'minlere İslâm’ı tebliğ ederken karşılarındaki muhataplarının hemen etkilenip Müslüman olmayışları, hemen istenilen noktaya gelmeyişleri karşısında ümitsizliğe düşmemeleri konusunda uyarıda bulunur.