11/40) buyuruldu, Lut (a.s) da kendi şehrinden dışarı çıkaramadı, bu yüzden de "Karından başka sizden hiçbiri geri kalmasın..." (Hûd, 11/81) denildi. Ve o iki kadına şöyle seslenildi: "Girin ateşe girenlerle beraber!" İkisi de helak olan kâfirlerle beraber cehenneme gittiler. Demek ki yalnız kocalarının iyiliği, Allah katındaki büyük derecesi ve peygamberliği bile, inkâr eden hanımlarını Allah'ın azabından, o şiddetli meleklerin vazifeli oldukları cehennem ateşinden kurtaramaz. İşte bu, bütün kâfirler için darb-ı mesel olmuş bir numûnedir. Peygamberler her ne kadar küfredenleri ıslah etmek, kurtarmak isteseler de imana gelmeyen, küfür ve hıyanete tevbe etmeyenleri eşleri bile olsa Allah'ın azabından kurtaramazlar. Herkes kendi ameline göre karşılık görür. Onun için peygamberlerin ve gerek diğer iyi insanların eşleri, bütün kadınlar, kocalarının ve yakınlarının derecelerine, Allah katındaki makamlarına aldanmayıp Allah'tan korkmalı ve kendileri iyiliğe çalışmalıdırlar. Rasulullah Efendimiz, “hiçbir peygamber hanımı zina etmemiştir” buyurur. Allah’ın özel koruması altında olan peygamber hanımlarında böyle bir şey olmamıştır. Bu peygamber hanımlarının hıyaneti, peygamber olan eşlerine, kocalarına iman etmemeleridir. Kocaları gi-bi iman ehli olmamalarıdır. Onlara iman etmemekle beraber, kocalarının sırlarını kâfirlere ulaştırıyorlardı. Meselâ Lût’un (a.s) karısı, kocasına gelen misafirleri dışarıdakilere haber veriyordu. Zaten Lût’tan (a.s) başka o toplumda misafir kabul eden de yoktu. Misafir almayarak insanları otellere, pansiyonlara, lokantalara düşürerek orada soymaya ve ırzlarına geçmeye çalışıyorlardı. Sodam şehrinde Müslüman bir tek ev vardı, o da peygamberin eviydi. İşte Lût’un (a.s) karısı misafirlerini Sodam’ın kâfirlerine jur-nalliyordu. Nuh’un (a.s) karısı da kâfirlerle işbirliği içine giriyordu. İşte onların hıyaneti bu şekildeydi. Ama onlar peygamber karısı oldukları halde Allah’tan kendilerine gelecek hiçbir şeye engel olamadılar. Kendilerine, “haydi o kocalarınıza karşı kendileriyle işbirliği yaptığınız, kocalarınızın haberlerini, sırlarını kendilerine ulaştırmaya çalıştığınız o kâfirlerle beraber sizler de o ateşin içine girin bakalım” denir. İşte kâfirlere bu iki kadın örnek veriliyor. Ey kâfirler, bakın görün ki iman etmedikleri sürece peygamber karıları bile kurtulamıyor. Kesinlikle bilesiniz ki ancak iman edenler kurtulacaktır, bunun dışında ne nesep bağı, ne de başka bağlar hiçbir değer ifade etmeyecektir. İki peygamber karısı gözünüzün önündedir. Kocaları peygamber oldukları halde, Allah kendilerine çok büyük nimetler sağlamış olduğu halde, evlerine vahiy indiği ve çevrelerindeki insanlar o evden aydınlandıkları halde bu büyük nimetten is-tifade edemeyen iki peygamber karısı cehenneme gidiyor. Mü’minlere de örnek veriyor Rabbimiz. Mü’minler için de uyarıcı bir örnek sunuluyor: 11. “Allah, inananlara Firavun’un karısını misal gösterir. O, “Rabbim! Katından bana cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun işlediklerinden kurtar, beni za-lim milletten kurtar” demişti.” Allah, iman edenler için de Firavun’un karısını örnek vermiştir. O kadın demişti ki: “Rabbim, benim için katında cennette bir ev kıl. Beni Firavun ve amelinden koru, şu zalim toplumun küfür ve şirkinden beni kurtar.” Allah, Firavun’dan, Firavun’un toplumundan, onların küfür ve şirklerinden Allah’a sığınan o kadını onların şerlerinden korudu. Rabbimiz kendisine iman etmiş, kendisine kulluğa yönelmiş kulunu korudu. Dikkat ediyor musunuz? İki peygamber karısı ve yeryüzünün en zalim insanlarından birinin karısı. Yeryüzünün zalimlerinden, Firavun’un karısı olan Asiye annemiz. Bu kadın sabah-akşam yemek yerine kendisine sopa atan, müslümanlara hayatı zindan etmiş, açıkça insanlara Rabblığını, İlâhlığını ilân etmiş, binlerce insanı kesmiş, binlerce çocuğu öldürmüş, binlerce kadınları hayâsızlaştırmış, astığı as-tık kestiği kestik olan bir kâfirin, dünyanın en zalim adamının emrinde olan bir kadın, o zor imkânları, o dar imkânları değerlendirip Mûsâ’ya (a.s) iman ediyor. Bu kadar zor şartlar içinde mü’min oluyor. Allah’a dua ediyor. Ölüme hazır oluyor. “Ya Rabbi benim için katında bir ev hazırla” diyor. “Beni bu zalimlerin anlayışlarından koru” diyor. Öleceğinin farkına vararak cennetten bir makam istiyor. Allah’ın nûruyla bakabiliyor. Cenneti görüyor, cenneti istiyor ve yaşadığı mü’mince bir hayatın sonunda şahadetle birlikte cennete gidiyor. İşte bir kadın. Kadın olarak zayıf bir insan… Bir de içinde bulunduğu şartlar itibariyle düşünüldüğü zaman gerçekten çok zayıf bir kadın… Tek başına Firavun gibi bir zalimin sarayında, onun karısı olarak işte böyle bir müslümanlık sergiliyor. Gerçekten o, mü’minler için en büyük örneklerden biri olmuştur. Rabbimiz bu ikisini insanlara, mü’minlere misal olarak arz ediyor. Yani yarın; ya Rabbi, işte imkânım yoktu, zamanım yoktu, zalim bir müdürüm vardı, nefes aldırmadı. Zalim birinin tebaasıydım, fırsat vermedi. Veya ya Rabbi param yoktu, pulum yoktu, imkânım yoktu ne yapayım kulluk yapamadım diyerek yığınlarla mâzeretlerin arkasına saklanmak isteyenlere işte bu iki örneği veriyor. Bakın ki imkânı olanlar ne yapmış? İmkânsızlıklar içinde kıvranan ne yapmış? Şu anda bizler ne yapıyoruz? Kocası kâfir olup, kendisi mümine olan, imanı, teslimiyeti, sab-rı ve Allah’ın kendisine lütfettiği şartları değerlendirişi müminlere mi-sal olarak gösterilen Firavun'un eşidir Âsiye. Bu kadın Musa (a.s.) za-manında yaşamıştır. Firavun, İsrail oğulları'nın kadınlarını alıkoyup er-kek çocuklarını öldürtüyordu. Musa (a.s.) doğduktan sonra, anası Al-lah'u Teâlâ'nın kendisine bildirdiği şekilde onu bir sandığa koyup Nil nehrine bıraktı. İçinde Musa'nın bulunduğu sandık, Firavun'un sarayı hizasına gelince onu alıp saraya götürdüler. Âsiye kocası Firavun'u ikna ederek Musa'yı öldürtmedi. Hatta ona kalbi ısındı ve: "Aman onu öldürmeyin, belki büyür de işimize yarar." diyerek Musa için süt anne aramağa başladı. Nihâyet, Musa yalnız kendi annesinin memesini ka-bul edinceye kadar süt anne aradılar. Böylece Allah, Musa'yı annesi-ne iade etmiş oldu. Musa (a.s.) büyüyüp risalet görevini yerine getirince ona ilk iman edenlerden biri de Âsiye idi. Firavun, hanımının Musa (a.s.)'ya iman etmesine dayanamayıp ona işkenceler yaptı ve bu işkenceler sonunda Firavun hanımı Âsiye'yi şehit etti. Rasulullah (a.s.) kemâle eren dört kadından biri olarak Âsiye hatunu saymış ve ondan övgüyle söz etmiştir. Gerçekten, kocaları küfre hizmet eden fakat kendileri evlerinde Allah'ı anan ve Allah'ın emirlerine göre yaşayıp iffetini koruyan mümine hanımlar için Âsiye hanım güzel bir örnektir. Onların bu sabırları ve imanlarında sebatları elbette bir gün kocalarını da imana getirmelidir. Eğer eşlerinin İslâm'a gelmeleri pek muhtemel değilse bu mü’minelerin böyle bir evliliği gö-ğüslemeri ve sürdürmeleri caiz değildir. Bakın bir örnek daha geliyor: