2. “Allah şüphesiz size, yeminlerinizi kefaretle geri almanızı meşru kılmıştır. Allah sizin dostunuzdur. O, bilendir, Hakîmdir.” Muhakkak ki Allah size yeminlerinizi çözmenizi farz kılmıştır. Yeminlerinizden kefaretle dönmenizi size meşru kılmış, yeminlerinizi kefaretle geri almanız konusunda size yol göstermiştir. Mâide sûresinin 89. âyetinde beyan edildiği gibi, kefaretini ödeyerek bu yeminlerinizden vazgeçmenizi sizin için meşru kılmıştır. Yani kefaretini vererek kendinize böylece haram kıldığınız o helâl şeye yeniden dönebilirsiniz. Bilesiniz ki Allah sizin Mevlâ’nızdır. Allah sizin adınıza karar veren velînizdir. Sizin için en güzelini, en hayırlısını bilen, sizi sizden daha çok düşünen, sizin hayrınıza kararlar alan dostunuzdur. O’nun tüm emirleri, sizin adınıza aldığı tüm kararları baştan sona bir hikmete dayanmaktadır. Velîniz olarak Rabbiniz sizi başıboş, sahipsiz bırakmamıştır. Çünkü Allah her şeyi en iyi bilen, mutlak bilen, tam bilen, si-zin adınıza aldığı her kararı yerli yerinde olan, her hükmü mutlak doğru ve güzel olandır. Size düşen kendi bilgilerinizi, kendi kanaatlerinizi bir kenara bırakıp, her şeyi en iyi bilen, size son derece merhametli o-lan Rabbinizin buyruklarına boyun bükmektir. Rabbinizin hayat programına teslim olmak, Mevlâ’nızın her buyruğuna itaat etmektir. Hüküm sadece O’nundur. Hükümranlık, egemenlik sadece O’na aittir. Kulların hatasız olmaları mümkün değildir. Bazen insanlar işte böyle hatalara düşebilirler. İnsan bazen karısını, kadın bazen kocasını, oğlunu, kızını, babasını, anasını, kardeşini, hocasını, şeyhini, liderini memnun edebilmek için, ya da onlardan birisine kızgınlığından ötürü Allah’ın helâl kıldığı bir şeyi kendisine haram kılmaya kalkışabilir. Allah’ın helâl kıldığı bir şeyi yapmama, ya da Allah’ın haram kıldığı bir şeyi yapma konusunda yemin edebilir. İnsanın ağzından böyle sözler çıkabilir. Ama hemen arkasından Rabbine dönmeli, Rabbine sığınmalı, Rabbinin rahmetine ve mağfiretine sığınmalı, tevbe etmelidir. İşte bakın Rabbimiz böyle davranan kullarına bu konuda yol gösteriyor. Yemininden dönebilme imkânı sağlıyor. Yemininin kefaretini vererek Allah’ın helâl kılıp ta kendisinin haramlaştırdığı sahaya tekrar dönebilme fırsatı veriyor. "Yeminin kefareti verip, (tıpkı Mâide: 89'da beyan edildiği gibi) amel ederek bu yeminden vazgeç." Yani kendine haram ettiğin helal şeyi yeniden kullanabilirsin. Bu konuda mezheplerin farklı görüşlerini şöyle kısaca söyleyelim inşallah: a) Hanefilere göre, bir kimsenin talak niyeti olmaksızın hanımı-nı kendisine haram kılması veya ona yaklaşmayacağına yemin et-mesi, "İlâ" dır. Dolayısıyla bu durumdaki bir erkeğin hanımına yaklaş-madan önce kefaret vermesi gerekmektedir. Tam aksine, talak niyetiyle hanımını kendisine haram kılmış olursa, niyetinin açığa çıkması gerekir; 3 talak niyetiyle söylemişse, 3 talak; 1 veya 2 talak niyetiyle söylenmişse, 1 talak sayılır. Şayet bir kimse, hanımını kastetmeksi-zin, "Bana helal olan ne varsa, haram olsun" derse, hanımı kendisine haram olmaz ama diğer helal şeyleri yemin kefareti vermeksizin kullanması caiz değildir. b) Şafiilere göre, bir kimse hanımını talak veya zıhar niyetiyle kendisine haram kılmış ise, niyet ettiği vuku bulur. Ric'i talaka niyet etmişse ric'i talak, bain talaka niyet etmişse bain talak, zıhar’a niyet etmişse zıhar vuku bulur. Şayet talak ve zıhar lafızlarının her ikisini de kullanarak, hanımını haram kılarsa, hangisini kastettiği kendisine sorulur. Çünkü hem talak hem de zıhar aynı zamanda geçerli olmaz. Talak ile nikah sona erebilirken, zıhar ile sona ermez. Hiçbir niyeti ol-maksızın hanımı haram kılmışsa, bu tahrim değildir. Ama yemin kefareti vermek zorundadır. Şayet hanımının dışında başka bir şeyi haram kılmışsa, bu sadece boş bir sözdür, kefaret gerekmez. c) Malikilere göre, kişinin hanımının dışında bir şeyi kendisine haram kılmasıyla o şey kendisine haram olmaz veya ayrıca onu kul-lanmak için de kefaret vermesi gerekli değildir. Fakat hanımına, "Ben sana haramım" ve-ya "Sen bana haramsın" derse, aralarında mübaşeret olsun-olmasın, 3 talak vuku bulur.