Târık Suresine Dön

Târıkالطارق

14. Ayet

14Târık Suresi

وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِۜ

O ciddiyetsiz, şaka olan (bir söz) değildir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

13-14. “Doğrusu bu Kur’an kesin bir sözdür. O, eğlence için değildir.” Muhakkak ki bu Kur’an fasl bir sözdür. Hakkı bâtılı, iyiyi kö-tüyü, doğruyu yanlışı birbirinden ayıran ve insanları Hakka ulaştıran bir sözdür bu kitap. Bu kitap, bilen insanlar, aklı başında kimseler için her şeyi açık açık ortaya koymuştur. Hak ve bâtıl, doğru ve yanlış fâsılalı fâsılalı anlatılmıştır. Onda her konuya ait uygulayabileceğiniz hükümler vardır. Rabbimiz bu kitabında anlattıklarını tekrar tekrar anlatmış. Bir yerde anlatılan, başka bir yerde bir daha anlatılmış. Meselâ âhireti anlatmış Rabbimiz, araya başka konular koymuş, sonra dönüp aynı âhireti bir daha, tafsilatlı olarak anlatmış. Hiçbir şüpheye ve tereddüde mahal bırakmayacak biçimde her şey tafsilatlı olarak anlatılmıştır. İnsan yeryüzünde nasıl yaşamalıdır? Nasıl bir hayat programı izlemelidir? Rabbi ile nasıl bir ilişki içinde bulunmalıdır? Çevresiyle nasıl bir uyum sağlamalıdır? Diğer varlıklara karşı yeri ve görevleri nelerdir? Hayatına nasıl bir program yapmalıdır? Nasıl mutlu olur? Nasıl huzursuz olur? Rabbine karşı nasıl kulluk yapmalıdır? Hangi yol kendisini dünyada felâkete, âhirette de cehenneme götürür? Nasıl bir hayat programı kendisini dünyada saadete, âhirette de cennete götürür? Bunların tamamı açık açık, tafsilatlı olarak bu kitapta ortaya konmuştur. İnsanların şu konu bizim için bu dünyada müphem kalmış, bu konuda nasıl davranacağımızı bilemiyoruz diyebilecekleri hiçbir şey yoktur. Tüm asırların, tüm zamanların ve mekânların, tüm insanlığın ve tüm varlıkların ihtiyaçları, hareket tarzları, hayat programları bu kitapta açık açık anlatılmıştır. Ama unutulmamalıdır ki, bu kitapta her şeyin fâsılalı fâsılalı, tafsilatlı tafsilatlı anlatılması insan olanlar, adam olanlar içindir. Yani akıllarını kullanıp bu kitabı hidâyet rehberi bilip, bu kitabı hayat programı bilip ona müracaat edenler içindir. Ben bunsuz mümkün değil yol bulamam, yolu yol bilene sormadan, yol bilenin elinden tutmadan, yol bilenin gönderdiği haritayı ele almadan, pusulaya müracaat etmeden mümkün değil ben yolumu bulamam diyen insanlar içindir. Beni yaratan, beni bu dünyaya getiren, beni yaşatan, benim yaşamam için yeryüzünde her türlü şartları hazırlayan ve sonunda da elimde olmadan beni öldürüp hesaba çekecek olan Rabbim elbette benim nasıl bir hayat yaşamam gerektiğini benden daha iyi bilir diyerek O’nun kitabına müracaat eden kişiler içindir bütün bu âyetler. Her dönemde insanlar yollarını bulsunlar, hayatlarına onunla çeki-düzen versinler diye onlara böyle bir fasl olan, her şeyi açık açık anlatan hayat programı göndermiştik. Hem öyle bir kitap ki, soru sor-malarına, şaşırıp kalmalarına mahal bırakmayacak biçimde, başka hiçbir şeye muhtaç olmayacakları biçimde her şeyi açık açık onda an-latmıştır. Her şeyi bir bilgiye göre tafsil etmiştir Rabbimiz. Her şeyin en ince teferruatına kadar ayrıntısını vermiştir o kitapta. İnsanlara her konuda yol gösterecek, insanları dünyada huzur ve saadete, hidâyete, kulluğa ve sonunda cennete ulaştıracak net bilgiler vardır o kitaplarda. Bir de Furkân’dır bu kitap. Furkân, fark eden, ayıran anlamınadır. Kur’an’ın bir adı da Furkân’dır. Yani hakkı bâtıldan, bâtılı haktan ayıran demektir. Bir de fark ettiren anlamınadır Furkân. Kitap kişiye yolunu fark ettirir, hayatını fark ettirir. Kitapla beraber olan kişi, ha-yatındaki tüm bozuklukları, tüm şirkleri, tüm bozuk düzenlikleri fark ediverir. Kitabın böyle fark ettirici ve ayırıcı bir özelliği vardır. Bu kitap kavlu’l-fasl’dır. Bu kitabı tanımadan, bu kitapla tanışmadan bizim hak ve bâtılı tanıma imkânımız yoktur. Furkân’a ulaşmadan bizim hakkı ve bâtılı tanıyıp, Hakka tabi olup bâtıldan uzak bir hayata ulaşmamız kesinlikle mümkün değildir. Bir de bu bize şunu hatırlatıyor ki değer yargısı olarak bizim Allah’tan, Allah’ın kitabından başka birilerini kabul etme hakkımız yoktur. Yani bir şeye iyi ya da kötü deme yetkimiz yoktur. Haram ya da helâl deme yetkimiz yoktur. Şu anda birilerine sorsanız hepimiz ayrı ayrı bu iyi, şu kötü deriz. Öyle değil, Allah’a soracağız, Allah iyi demişse iyidir, kötü demişse kötüdür. “Bana göre bu iş böyledir!” Olmaz, sana göre olmaz. Bana göre de olmaz. Ya ne? Dikkat ederseniz şu anda demokratik bir hava içinde insanlar herkese her şeyi soruyorlar da Allah’a sormuyorlar. Problemleri Allah’a sormamanın sebebi de o probleme çözümü Allah’ça buldunuz mu, artık diğer insanların hayat hakkı olamayacak da ondan. Çünkü hak ve bâtılı en iyi halleden Allah’tır, onun Furkân olan kitabıdır. Bu kitap eğlence de değildir. Eğlence olsun diye, laf olsun diye göndermemiştir Allah bu kitabı. Hezl değil ciddi bir kitaptır bu. Şaka, alay, latife, kaba mizah ve hezeyan anlamında bir terim. Şaka, alay ve latife kastiyle söylenen veya yazılan şeylerle ciddi bir eserin, aynı formda fakat mîzâhî şekilde yazılmış benzeri de "hezl"in tanımı içine girmektedir. Mizahla karışık alaycı sözlere; "hezl âmîz", "hezel" söyleyen, şakacı kimselere; "hezl-gû" ve hezel tarzında yazıl-mış alaycı eserlere "hezeliyât" denir. "Hezl", Arapça bir kelime olup, Arap dilbilgisinde, birinci, ikinci ve dördüncü babların ortak masdarıdır. Bazı yerlerde, şaka ile "hezl" aynı manada kullanılmakla beraber, şaka; kapalı ve ince nükteli, "hezl" ise daha çok açık-saçık ve az çok edep dışı olur. "Hezl" keli-mesi, Kur’an-ı Kerîm'de tek bir âyette, işte bu sûrenin bu âyetinde cid-dinin karşıtı olan şaka, alay ya da hezeyân anlamında kullanılmıştır. Rabbimiz göğe ve yıldıza kasem ettikten sonra, dikkatleri insanın ya-ratılışına çeviriyor. Yaratılanlar içinde en karmaşık yapıya sahip olan insanı, görünüşte basit, atılmış bir sudan gâyet kolaylıkla nasıl yarat-mış olduğunu son derece vecîz bir şekilde ifade ettikten sonra, "giz-liliklerin ortaya çıkacağı gün onu tekrar yaratmaya kadir" olduğunu hatırlatıyor. Sonra da buyuruyor ki: "Andolsun o dönüş yeri olan göğe ve yarılan yere ki, şüphesiz o, kesin bir hükümdür. O, asla "hezl" (şa-ka, eğlence, hezeyân) değildir." Evet böylece Rabbimiz yukarıdaki sözlerin bir şaka veya bir eğlence olmadığını, bunu insanoğluna haber veren Kur’an'ın da aynı şekilde "hezl" olmadığım yeminle te'yid ediyor. Rasulullah (s.a.s)'dan rivâyet edilen bazı hadislerde de "hezl" kelimesinin şaka manasında kullanıldığını görüyoruz. Nitekim Ebu Musa el-Eş'arî, Allah Resûlünün şöyle dua ettiğini nakleder: "Allah'ım hatamı, cehlimi, işlerimde aşırılığımı ve senin benden daha iyi bildiğini mağfiret et! Allah'ım, "hezlimi'; ciddimi, hatamı ve bilerek yaptıklarımı affet! Bunların tümü bende mevcuttur" (Buhârî, Daâvât, 60; Müslim, Zikr, 70). Diğer bir hadiste şöyle buyurulur: "Dikkat! Yalancılıktan şiddetle kaçının. Çünkü ne ciddi ne de "hezl" (şaka) yollu yalancılık mübah değildir, müslümanın şanına yakışmaz" (İbn Mace, Mukaddime, 7). Buna benzer bir hadis de Dârimî'nin "Sünen"i ile İbn Hanbel'in "Mûsned"inde kayıtlıdır: "Ravilerin en kötüsü yalan rivâyet edenlerdir. Çünkü ne ciddi ne de şaka olarak yalan mübah değildir" (Dârimî, Rikak, 7). Talâkla ilgili meşhur bir hadiste: "üç şey vardır ki, ciddisi de ciddidir "hezl"i de ciddidir: Nikâh, talâk ve ric'at (ric'î boşamadan sonra iddet içinde eşe dönme)" buyurulmaktadır. (Ebû Dâvûd, Talak, 9; İbn Mâce, Talak, 13). Yani bir erkek, bir kadınla nikâhlanır veya nikâhlı karısını bo-şarsa, ya da bir iki talâkla boşadığı hanımına iddet süresi henüz bit-meden dönüş yaptıktan sonra bu işlerden herhangi birini ciddi yap-madığını şaka ettiğini iddia edemez. Böyle bir iddia geçersizdir. Çün-kü bu işler şakaya gelmez. "Hezl-hüzl" kelimesinin diğer bir mânâsı da; zayıflamak, güç-süz ve takatsiz kalmaktır. Bir insana veya hayvana eziyet ederek ya da yiyecek vermeyerek zayıf düşürmek suretiyle ölümüne sebebiyet vermektir. Hz. Peygamber (s.a.s)'den bu manaları ihtiva eden hadis-ler de nakledilmiştir: Nitekim Ebu't-Tufeyl'den şöyle dediği rivâyet edilmiştir: İbn Abbas'a; - Ne buyurursun, Kâbeyi üç tavaf remel (koşar adım) ve dört tavaf (âdî yürüyüş) meselesi sünnet midir? Kavmin bu-nun sünnet olduğumu söylüyor, dedim. İbn Abbas; - Hem doğru söy-lemişler hem de yanlış! Cevabını verdi. Bu sözünüzün anlamı nedir? - "Hem doğru söylemişler hem de yanlış" sözünün manası nedir? De-dim. İbn Abbas şöyle söyledi: - Rasulullah (s.a.s) Mekke'ye gelince müşrikler; "gerçekten Muhammed ve ashabı zayıflıktan Beyt'i tavaf edemiyorlar", dediler. O'na hased ediyorlardı. Bunun üzerine Rasulül-lah (s.a.s) ashabına üç tur remel yapmalarını, dört tur da alelade yü-rümelerini emir buyurdu" (Müslim, Hac, 237). Bir diğer hadiste şöyle buyurulmaktadır: "Bir kadın kedisi sebebiyle cehenneme girmiştir. Onu bağlamış ne kendisi ona yiyecek vermiş ne de yerdeki haşerelerden yemesine fırsat vermişti. Nihâyet hayvan zayıflıktan öldü" (Müslim, Birr, 135). Evet, bu kitap bir hezl değildir. Onda boş, bâtıl ve abes hiçbir şey yoktur. O Hakîm olan Allah’tan gelme Hakîm bir kitaptır. Bu kitap insanların kitaplarına benzemez. Yeryüzündeki tüm kitaplar, kitapçıklar, ister daha önce Allah’tan gelmiş ama sonradan insanların tahrif ettikleri semavî kitaplar olsun, isterse insanların kendi elleriyle Allah’ın indirdiği kitaplardan esinlenerek yazdıkları, oluşturdukları kitaplar olsun fark etmez, beşerin elinin değdiği, kaleminin işlediği hiçbir kitap bu kitabın yerine geçemez. Hiçbir kitap bu kitaptan öne alınamaz. Hiçbir kitap, hiçbir yasa, hiçbir sistem bu kitabın yerine ikâme edile-mez. Bu öyle büyük, öyle ciddi, öyle azîm bir kitaptır ki, yarın mezara girilince de insanların tümü bu kitaptan hesaba çekileceklerdir. “Kitabın nedir?” sualiyle bu kitabı tanıyıp tanımadığımızdan, bununla ilgilenip ilgilenmediğimizden, bunu diğer beşer kitaplarının önüne geçirip geçirmediğimizden, buna en üstün pâyeyi verip hayatımızı sadece buna sorup sormadığımızdan, yani bununla amel edip etmediğimizden hesaba çekileceğiz. Soru bu kitaptan çıkacak, hesap bu kitaptan verilecektir. Hayatınızın hesabını bu kitaba göre vermek zorunda kalacaksınız. Rabbimiz buyuruyor ki, “Bu kitap oyun ve eğlence konusu de-ğildir.” Allah’ın âyetlerini oyun konusu yapmaya kalkmayın. Allah’ın âyetlerini alaya almayın. Allah’ın âyetlerini kendi zevklerinizi tatmine imkân verecek şekilde oyun ve eğlence yerine koymayın, Allah’ın âyetleriyle dalga geçmeye kalkmayın. Başkalarının kitaplarını, başkalarının yasalarını uygulamaya koymak üzere sakın ha Allah’ın kitabını ikinci plana almayın. Dünyada da, âhirette de derbederliğinizi kendi ellerinizle hazırlamayın, diyor Rabbimiz. Ey Müslümanlar, bu konularda işi hafife almaktan son derece sakının! Allah’ın âyetlerini oyun ve oyuncak haline getirmeyin! Böyle bir kitap göndererek Allah’ın sizleri sorumluluk yüklenecek konuma getirdiğini, size şereflerin en büyüğünü lütfettiğini asla unutmayın! O size kitap vermiş, size hikmeti öğretmiş, sizi bütün milletlere önderler kılmış, sizi yeryüzünün en âlimi, en hakimi yapmıştır. Sizi vasat ümmet yapmış, denge unsuru yapmış, yani sapıkların sapıklık noktalarını sizin şahsınızda görebilmeleri, bilebilmeleri için sizi denge unsuru bir ümmet yapmıştır. Bu sebeple sizin bu kitaba dayalı örnek yaşayışlarınızla tüm dünya insanlığına örnek olmanız gerekirken, böyle kendi kendinize kitabınızla diyaloglarınızı keserek, vahiyden habersiz bir hayat yaşamanız, kitabı ciddiye almamanız size asla yakışmaz, diyor Rabbimiz.