4-5. “Karısı da, boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır.” Ebu Leheb Alevli bir ateşe yaslanacaktır. Karısı da boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır. Ebu Leheb, ateşin yaranı, ateşin dostu olurken onun karısı da kocasının kâfirliğine hizmet eden, onunla birlikte İslâm düşmanlığına sa’y eden, gerdanlığını İslâm’a düşmanlık yolunda vakf eden bu kadın da, kıyamette odun taşıyıcısı olacaktır. Dünyada böyle bir kocaya yardım eden, kocasının küfrüne hizmet eden bir kadın elbette cehennemde de onun hizmetçisi olacak, ya da cehennemde onunla birlikte ateşi paylaşıcı olacaktır. Öyleyse kadınlarımızı sâlihe yapalım. Onları kitap ve sünnetle tanıştıralım. Onların cennet yollarını açalım. Onların cehennem yollarına barikatlar koyalım. Bu uğurda her şeyimizi fedâ edecek duruma gelelim. Hanım kardeşlerimiz de bu konuda çok dikkatli olsunlar. Has-bel kader kocaları İslâm düşmanıysa, kocaları İslâm’ın ortaya konulmasına karşıysa, kocaları Allah’la savaşa tutuşmuşlarsa, sakın ha sa-kın onların bu küfürlerine yardımcı olmasınlar. Onları küfür ve şirklerinden arındırabilmek için, onları cennete kazandırabilmek için ellerinden ne geliyorsa yapsınlar. Onlara etki edemiyorlarsa bile en azından kendilerini kurtarmayı bilsinler. Ebu Leheb’in karısı konumuna düşmemeye çalışsınlar. İşte dinden imandan, Allah’tan, peygamberden habersizce yaşanan bir hayatın sonu budur. Böyle bir hayatın sonu hüsrandır, kayıptır, eli boşa çıkmadır. Bunun bir açılımını da En’âm sûresinde şöyle anlatıyordu Rabbimiz: “Allah’a kavuşmayı (Allah’la karşılaşmayı) yalanlayanlar doğrusu kaybedenlerdir ki kıyamet saati ansızın onlara geldiği zaman ağırlıklarını arkalarına yüklenip: “Dünyada işlediğimiz büyük kusurlardan ötürü yazıklar olsun bize!” derler. Dikkat edin onların yüklendikleri şeyler ne kötüdür!” (En’âm 31) Allah’la karşı karşıya gelmeyi ummayanlar, Allah’a kavuşup onun sorgulamasıyla karşı karşıya geleceklerine inanmayanlar, dünya hayatına razı olanlar, dünyayı tatminkâr bulanlar, dünyanın ötesindeki bir hayatın varlığına inanmayıp özlemini duymayanlar, varsa da yoksa da yaşadığımız şu hayat vardır, burada kâm almaya bakalım diyenler, yaşadıkları hayatlarında âhiret inancının kokusu bile olmayanlar işte hüsrana mahkum olanlar bunlardır. İşte eli boşa çıkanlar, kaybedenler bunlardır. Hasret çekenler bunlardır. Eyvah! Vah! Tuh! Yazıklar olsun bize! Yuh olsun bize! Vah orada yaptıklarımıza! Yazıklar olsun bizim anlayışlarımıza! Yazıklar olsun bizim hesabımıza! Eyvah yaptıklarımıza! Eyvah yapmamamız gerekirken yaptıklarımıza! Eyvah yapmamız gerekirken yapmadıklarımıza! diyerek dövünecekler, kaybettikleri fırsatlarından ötürü hasret çekecekler onlar. Dünya ile aldanmışlardır bunlar. Onu kendilerinin sandılar, aldandılar. Onu ebedî zannettiler, aldandılar. Sanki dünyayı hiç bitmeyecek, tükenmeyecek zannettiler, aldandılar. Dünyanın içindekilere meylederek aldandılar. Dünyanın konumu onları aldattı, aldandılar. Kuralları gereği dünyada Allah dokunmuyordu onlara. Dünyada imtihan gereği içki içene de dokunmuyordu Allah, namaz kılana da dokunmuyordu. Zina edene de dokunmuyordu, dünyanın yönetimine Allah’ı karıştırmayanlara da dokunmuyordu. Allah’a kulluk yapana da, âdetlerin, çevrenin, modanın, şeytanın, tâğutların, nefislerinin kulu kölesi olanlara da dokunmuyordu. İmtihan gereği işledikleri günahlar yüzünden dünyada Allah’ı atlattıklarını zannediyorlardı. Bunlar ağırlıklarını arkalarına yüklenecekler, günâhlarını sırtlarına yüklenecekler. Hani bir söz vardır, herkes cehennemdeki kendi ateşini dünyadan kendisi getirir diye. İşte bunlar kendi yüklerini, kendi ateşlerini kendileri yüklenip gelecekler. Diyecekler ki, “dünyada işlediklerimizden ötürü yazıklar olsun bize. Dünyada kaçırdığımız fırsatlarımızdan ötürü yuh olsun bize. Eyvah, biz boşa geçirmişiz günlerimizi.” Allah için şöyle bir düşünün. Beş yıllık ilk okul hayatımız elli güne çok rahat sığacaktır. Bunlardan tutun para kazanmaya ayırdığımız zamanları, rızık kazanmak için değil köşe dönmeye ayırdığımız zamanlarımızı, televizyonun başında, akvaryumun kenarında öldürdüğümüz zamanları bir düşünün. Ya da hanımlarımızla sadece cinsi münâsebete inhisar eden hayatımızı bir düşünün. Böyle boşa harcadığımız bir ömre yazıklar olsun demeyecek miyiz acaba? Hesabımız yarın pişman olmak için mi? Allah diyor ki, yarın yaşadıkları hayattan ötürü pişmanlık duyacaklar ve de “Onların sırtlarındaki yükleri ne kötüdür.” Hangi yükler meselâ? Dinle tanıştırmadığı çocuklarının, Kitap-sünnet tanıtmadığı hanımlarının, din duyurması gereken komşularının, hikayelerle oyaladığı talebelerinin, dine şahadet, tebliğ ve tâlim, Kur’an, mal ve can emânetinin, aklın, gözün, kulağın, bütün sermayelerin vebali. Tüm bu veballeri yüklenecektir. Öyleyse birer birer bu yükleri şimdiden indirmeye çalışalım da yarın bu yüklerin altında ezilmeyelim, Allah yardımcımız olsun inşallah. Bu kadın kendilerini lânetleyen bu sûrenin gelişinden sonra çok sinirlenmiş, kendini kaybedecek kadar kahrolmuş üzüntüsünden. Çünkü ifade gerçekten böyle soylu bir kadını aşağılayan, yerin dibine batıran bir ifade. Ebu Leheb’in karısı da boynunda mesedden bükülmüş kalın bir urganla odun taşıyıcısı, hamal olarak görev yapacak. Öyle bir urgan, öyle bir hâlât ki kopmayacak düşmeyecek. O kadın, kendisini yakacak odunu sırtında kendisi taşımaktadır. Yani sırtında odunuyla kendi kendini yakmaya gidiyor. Gerçekten çok müthiş bir manzara. Hani kâfirler esirleri birbirlerine bağlarlar zincirlerle sonra da içlerinden bazılarını öldürürler ve ötekiler bu ölüleri de sürümek, taşımak zorunda kalırlar ya, işte sanki öyle bir manzara. İslâm düşmanlığında kocasına yardımcı olan kadın kendi kendisini yakacak odunu sırtında taşıyor, ya da dünyada hizmetinde bulunduğu kocasının cehennemde azabı çoğalsın diye ateşini biraz daha körüklemek üzere kocasına odun taşıyıverecek. Tabii burada boyundan, halattan söz edilmesini daha önce gerdanındaki gerdanlığını İslâm düşmanlığına vakfetmesine mütenasip bir cevap olarak verildiğini anlıyoruz. Bu sûre de burada sona erdi. Rabbim burada anlattıklarına kendisinin istediği gibi iman eden, razı olduğu biçimde amel eden, bu Allah âyetlerini başkalarına da duyurma çabası içine giren kullarından eylesin. Sübhanekallahümme ve bihamdik. Eşhedü en la ilahe illa en-te. Estağfiruke ve etûbü ileyk.