Teğabûn Suresine Dön

Teğabûnالتغابن

17. Ayet

17Teğabûn Suresi

اِنْ تُقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ شَكُورٌ حَل۪يمٌۙ

Şayet Allah’a güzel bir borç verirseniz size (karşılığını) kat kat arttırır ve (günahlarınızı) bağışlar. Allah (kullarına teşekkür eden ve yaptıklarının karşılığını fazlasıyla veren) Şekûr ve (kulların hak ettikleri cezayı erteleyen) Halîm’dir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

17. “Eğer Allah'a güzel bir ödünç takdiminde bulunursanız, onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar; Allah, şükrün karşılığını verendir; Halîmdir.” Kim ki Allah’a güzel bir borç verirse unutmayın ki Allah onu sizin için kat kat katlar, size mağfiret eder, sizin günâhlarınızı örter, geçmişinizdeki günâhlarınızı sıfırlar. Çünkü Allah Şekûr’dür, şükürleri, teşekkürleri, kullukları kabul edendir, şükredilecek tek varlıktır ve Halîmdir. Size karşı son derece yumuşak, merhametli olandır. 'Şâkir', 'şükr' mastarının fâil ismidir. 'Şekûr' ise bu fâil ismin mübâlağalı (abartılı) halidir. 'Şükr', sözlükte, yapılan iyiliği bilmek ve bunu birtakım belirtilerle ortaya koymak anlamına gelmektedir. İyiliğin ve ihsânın nereden geldiğini düşünüp bilmek, nimet vereni anlamak, tanımak, sonra da bu bilmeyi birtakım hareketlerle göstermektir. 'Şük-r'ün tam zıddı ise 'küfr'dür. Küfr, nimet vereni inkâr etmek ve nimetin sahibini gizlemeye çaba harcamaktır. ‘Şâkir’ şükreden demektir. Kur’-an-ı Kerim’de iki âyette Allah hakkında, diğerlerinde ise Allah’a şük-reden mü’minler hakkında tekil ve çoğul olarak geçmektedir. ‘Şekûr’ sözlükte, çok çok şükreden demektir. Bu kavram da daha çok şükreden kullar hakkında kullanılmaktadır. Ancak dört âyet-te Allah (c.c.)’ın ismi olarak geçmektedir. Kulun Allah’a şükretmesi, O’nun verdiği nimetleri bilmesi ve bunu bizzat kulluk yaparak, Allah’a itaat ederek yerine getirmesi şek-linde görülür. Ancak Allah’ın ‘Şâkir veya Şekûr’ olması böyle değildir. Allah hakkında kullanılan 'şâkir ve şekûr' kelimelerinin yalnız değil de, 'Ğafûr, Halîm ve Alîm' sıfatlarıyla beraber gelmeleri dikkat çekmekte-dir. Allah (c.c.) Şekûr’dur. Yani kullarının az amellerine karşı çok mükafat verendir, ecirlerini kat kat artırandır. Bir başka deyişle şekûr, Allah’ın kullarını bağışlaması, amellerinin karşılığını vermesi ve onları övmesidir. Kullarından gelen az bir şükre râzı olması da Allah’ın ‘Şekûr’ olmasının bir sonucudur. Allah (c.c.) kullarından gelen az şükre râzı olarak onları çok şükre teşvik etmekte, az da olsa şükrü küçümsemeyip bu görevi yapmalarını istemektedir. Allah kullarının ecirlerini noksansız öder ve kendi fazlından onların ecirlerini daha da artırır. Çünkü O Ğafûr ve Şekûr’dur; bağışlayandır ve şükrü kabul edendir (Fâtır, 30, 34). Allah iyilik e-denlerin iyiliğini artırır. Çünkü O Ğafûr ve Şekûr’dur (Şûrâ, 23). Kim, kendisine farz kılınan ibadetlerin fazlasını gönülden yaparsa, onun karşılığını alır. Çünkü Allah (c.c.) Alîmdir (bilendir) ve Şekûr’dur (şükrün karşılığını verendir) (Bakara, 158). Şu âyette de aynı sıfat Halîm ismiyle beraber kullanılmaktadır: Evet, eğer Allah’a güzel bir borç verecek olursanız (Allah rızâsı için ihtiyaç sahiplerine infak eder veya fâizsiz borç verirseniz), onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah Şekûr’dur (şükrü kabul edip çok ihsan edendir), Halîm’dir (ceza vermekte acele etmeyendir. Allah’a güzel bir şekilde borç vermek, O’nun yolunda malı iç-ten gelerek, severek ve isteyerek infak etmek, karşılıksız borç vermek şeklinde tefsir edilmiştir. Allah (c.c.), kuluna verdiği maldan infakta bulunmasını istiyor, bunun da karşılığını bol bol veriyor. Kul, şükrünü noksan yaptığı zaman da ona ceza vermekte acele etmiyor, ona hilimle (yumuşaklıkla) davranıyor. Aynı ifadeyi Kur’an’da iki yerde daha görmekteyiz (Bakara, 245 ve Hadîd, 11). Kullar, şükrün bir ifadesi olarak Allah’ın kendilerine verdiği maldan ihlaslı bir şekilde O’nun yolunda harcarlarsa, Allah’a borç verirlerse; Allah da bunun karşılığını kat kat öder. Çünkü O, şük-rü karşılıksız bırakmaz. Veya kullar namaz, oruç, cihad, emr-i bil’ma-ruf gibi kulluklar işleyerek bugünden Allah’a borç olarak sunarlarsa yarın onlara en çok muhtaç oldukları bir ortamda Allah onu onlara kat kat fazlasıyla verecektir. ‘Şâkir’ sözlükte şükreden anlamına gelmekle beraber Allah hakkında kullanıldığı zaman, tıpkı ‘Şekûr’ gibi şükrün karşılığını, şük-reden kimseyi bilip ona hak ettiği mükafatı veren demek olur. Bunun için Kur’an’da iki âyette ve Alîm sıfatıyla birlikte geçmektedir. Bunun Alîm sıfatıyla birlikte kullanılması, bu ismin yanlış anlaşılmasını önle-mekte, kulun yaptığı şükrün Allah tarafından bilinip karşılığının veri-leceği açıkça bildirilmiş olmaktadır. “Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size ne diye azap etsin? Allah, Şâkir’dir (şükrün karşılığını verendir), Alîm’dir (bilendir)” (4/Nisâ, 147) Dikkat ederseniz Rabbimiz bizden bir karz-ı hasen, güzel bir borç istiyor. Ama bu Yahudilerin iddia ettikleri gibi Allah fakir de, bize ihtiyacı var da bizden kendisine borç istiyor değildir. Allah Ğanî’dir, Allah zengindir, gökler ve yer O’nundur; O’nun bize bir minneti yoktur. Bizden borç istemesi kendisi için değil, bizim içindir. Değilse bizi de tüm diğer varlıkları da doyuran, rızık veren O’-dur. Bize verdiklerinden bizim menfaatimiz için istiyor Rabbimiz. “Size verdiklerimden Benim fakir kullarıma, ihtiyaç içinde kıvranan kardeşlerinize verin,” diyor Rabbimiz. Ama sanki kendisine istiyormuş gibi, kendini fakirler konumuna indirgeyip onlara karzda bulunmamızı isti-yor. Bize verdiği ekmekten, paradan, imkândan, fırsattan, akıldan, bil-giden, zamandan kullarına da ulaştırmamızı istiyor Rabbimiz. Ömrümüzden, zamanımızdan, paramızdan, bilgimizden karşılığını Allah’tan bekleyerek Müslüman kardeşlerimize ulaştıracağımız şeylerin karşılığında Rabbimiz bize bol bol nîmetler verecek öbür tarafta. Kaldı ki zaten biz sahip olduklarımızı Allah’a vermezsek, bir gün gelecek her şey bitecek. Ne ömrümüz kalacak, ne para, ne pul, ne bilgi. Her şeyin bittiği gün biz göreceğiz ki, Allah için yaşamadığımız hayat, Allah için muhtaçlara ulaştırmadığımız bilgi, Allah için dağıtmadığımız mallar, mülkler hepsi boşa gitmiş. Öyleyse gelin ey Müslümanlar sahip olduklarımızı Allah yolunda kullanalım. Sahip olduklarımızı Allah yolunda yatırım yapalım. Na-maz, oruç, hac, cihad, infak, zaman gibi bugün Allah için ne takdim etmişsek, bilelim ki yarın Allah katında onları hazır bulacağız. Hem de kat kat artırılmış olarak. Bir de yarın onlara en muhtaç olduğunuz bir anda onları Allah’ın yanında hazır bulacağız. Rabbimiz diyor ki burada, “kullarım şimdi bu dünyada bana güzel borçlar sunun, güzel ameller takdim edin ki, onlar bende emânet kalsın, yarın size en lazım olduğu günde benden alırsınız. Cennete girmek için mi lazım oldu? Cehennemden ve azaptan kurtulmak için mi lazım oldu? Onlara en çok muhtaç olduğunuz bir günde onları benden alırsınız.” Bunları Allah’a vermeseniz de, Allah hatırına kullanmasanız da zaten elinizden çıkıp gidiyor. Öyle değil mi? Meselâ şu anda şu bir saatlik zamanı Allah’a ayırmasaydınız, nasıl olsa yine geçecekti değil mi? Öyleyse zamanınızı Allah için harcayın, onu O’na bir emânet olarak sunun ki, yarın ondan alırsınız. Akıllarınızı, zekalarınızı sadece para kazanmaya değil de biraz da Allah’ın âyetlerini tanımaya, ağızlarınızı sadece yemeye, içmeye değil de, biraz da Allah’ın dinini çoluk-çocuğunuza anlatmaya harcayın böylece Allah’a güzel bir borç sunun ki, yarın Allah’tan onu alasınız. Paralarınızı sadece kendi cebinize at-madan yana değil de, biraz da fakirlerin cebine atmadan yana olun ki, yarın Allah’tan alırsınız. Yiyecekleri sadece kendi evinize değil biraz da fakir kardeşlerinizin evine götürmeden yana olun ki, yarın Allah’tan alırsınız. Şu anda bir imtihanda olduğunuzu unutmadan bir hayat yaşayın. Mallarınız, mülklerinizle, eşleriniz, çocuklarınızla Allah’la barışık bir hayatın içinde olun. Allah için fedâkar olun. Cennet kazanmanın hesabı içinde olun. O zaman Rabbinize şükredenlerden ve Rabbinizin teşekkürüne hak kazananlardan olacaksınız. Çünkü unutmayın ki Allah Şekûr’dür. Allah kullarına karşı Şakirdir. Eğer insanlar Allah’a Allah’ın istediği biçimde iman eder, Allah’ın istediği biçimde bir hayat yaşarlarsa kesinlikle bilsinler ki Allah onlar için Şâkirdir. Rabbimiz za-ten şükredilmeye lâyık yegâne varlık olduğu gibi, aynı zamanda yaptıklarından ötürü kullarına teşekkür edendir. Allah kullarına teşekkür eden, kullarının yaptıklarını karşılıksız bırakmayandır.