1. “Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar Allah’ı tesbih ederler. Hükümranlık O’nundur, övülmek O’na mahsustur. O her şeye kâdirdir.” Göklerde ve yerlerde ne varsa hepsi Allah’ı tesbih eder. Melekler, cinler, insanlar, bitkiler, madenler, canlılar, cansızlar, yıldızlar, dağlar, taşlar tüm varlıklar Allah’ı tesbih eder. Ancak kendilerine özgürlük verilen, iradeli yaratılan insanlar ve cinlerden Allah’a iman etmeyenler hariç herkes ve her şey Allah’ı tesbih etmektedir. Gerçi onlar da kerhen Rablerini tesbih etmektedirler. Ya da iradeleriyle Allah’ı tesbih etmiyorlarsa da bedenleriyle, âzâlarıyla, elleri, ayaklarıyla tes-bih ediyorlar. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ı tesbih ediyor, Allah’a kulluk ediyor, Allah’ın istediği kulluk programını icra ediyor, Allah’ı gündeme alıyor, Allah’ın tek Rabb ve İlâh oluşunu kabul ediyorlar. Çünkü: Mülk O’nundur, hamd da O’na aittir. Allah her şeye Kâdirdir. Göklerin ve yerin mülkü O’nunsa, Mâlik, yaratıcı O’ysa, her şey O’na aitse, yetki, güç, kuvvet, egemenlik, saltanat O’nunsa, elbette hamd da, yüceltme, övme, üstünlük de O’na aittir. Mükemmel O’dur, eksiksiz, kusursuz O’dur. Allah, her şeye güç yetiren, herkese galip olandır. O’nun gücünün, kuvvetinin, egemenliğinin, saltanatının ulaşmadığı hiçbir yer yoktur. Bu dünyada her şeye güç yetireceği, hayat verip öldüreceği gibi, öbür tarafta da dilediklerine hükmedip cehenneme, dilediklerini de cennete göndermeye kâdir olandır. Mülk elinde olan, mülke sahip olan Allah hamde lâyıktır. Hamd ile mülk arasında bir ilişki vardır. Mülk kiminse, hamde lâyık olan da O’dur. Övülmeye, sevilmeye, şükredilmeye, kulluk edilmeye, teslim olunmaya, itaat edilmeye, sözü dinlenmeye, arzuları, yasaları uygulanmaya lâyık olan sadece Allah’tır. Ondan başka hiçbir kimsenin hamde, şükre, övgüye, kulluğa hakkı yoktur. Hamd, Allah bilgisine, Allah kitabına müracaat ederek bir hayat yaşamaktır. Mülkün sahibi olarak bu dünyada hamd sadece O’na ait olduğu gibi, ahirette de sadece O’na aittir. Dünyada da, ukbâda da övgü sadece O’nun hakkıdır. Bu dünyada Allah’a hamd edenler, Allah’ı, Allah’ın istediği bir hayatı övenler, Allah’ın istediği gibi kulluk yaparak Allah’ın övdüklerini övenler, Allah’ın övdüklerine sahip çıkanlar, yarın ahirette de O’na hamd edecekler. Dünyada Allah’ı mülkün sahibi, kendilerinin sahibi bilerek O’nun istediği bir hayatı yaşayanlar, ahirette de sadece Rable-rini yüceltmeye devam edecekler ve bu dünyada Rablerini yüceltmelerinin, Rablerinin istediği kulluğu gerçekleştirmelerinin karşılığı olarak cennette kendilerinin de şanlarının, şereflerinin yüceltilmesine şahit olacaklardır. Rableri tarafından dünyadaki hamd etmelerine karşılık cennetin ve nîmetlerin ayaklarının altına serilmesine, akla hayale gel-medik nîmetlerin kendilerine sunulmasına şahit olacaklar ve orada da bu mülkünü kendilerine lütfeden Rablerine hamd edecekler. Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi mülkün sahibi olan, mülk elinde olan, hamde lâyık olan ve her şeye güç yetiren hamd eder, O’-nu tesbih ederler. Rabbimiz insana bir kitap, vahiy göndererek kendisini tanıtmıştır. Acaba öteki varlıklara kendisini nasıl tanıtmıştır, bunu bilmiyoruz. Evet, yerden, göğe ve hatta fezanın derinliklerine kadar dikkatli baktığınızda, her şeyin Allah'ın zaaf, ayıp ve noksanlardan mü-nezzeh olduğuna şehadet ettiğini görürsünüz. Şayet O'nun zat, sıfat, fiil ve işlerinde küçük bir noksanlık ya da kusur olsaydı, böylesine mü-kemmel bir nizama sahip olan kainatın ayakta kalması mümkün olmazdı. Aksine biz bu kainatın eksiksiz, muazzam bir işleyişi olduğunu müşahede ediyoruz. Yani, kainatın yegane Meliki O'dur. O, kainatı yaratıp harekete geçirmekle kalmayıp, her an bu kainatı idare etmektedir. O'nun bu yönetiminde hiçbir kimsenin ortaklığı söz konusu değildir. Şayet mahlukatın bir kısmında geçici ve sınırlı bir tasarruf yetkisi bulunuyorsa, bu yetkiyi onlar, kendiliklerinden (zorla) elde etmiş değildirler. Bu yetkiyi onlara Allah Teâlâ vermiştir. Allah'ın dilediği bir zamana kadar, bu yetkilerini ellerinde tutabilirler. Dilediğinde ise, Allah, bu yetkiyi onlardan alır. Öyleyse hamde lâyık olan sadece O'dur. Kendisine kulluk edilmeye lâyık olan O’dur.