2. “Sizi yaratan O’dur; kiminiz inkârcı kiminiz mü’mindir. Allah, yaptıklarınızı görendir.” Sizi Allah yarattı. Yaratan Allah’tır ama gel gör ki kiminiz kâfir, kiminiz mü’mindir. Yaratıcınız O iken, hayatınız O’ndan, her şeyiniz O’na aitken, kiminiz bunu kabul edip mü’min olurken, kiminiz inkâr ediyorsunuz. Kiminiz yaratıcıyı kabul edip O’na iman ederken, kiminiz de reddedip kâfir oluyorsunuz. Bunu şöyle kısaca maddeleştirelim inşallah: a) "Sizi O yarattı. Sonra bazılarınız O'nun yaratıcı olduğunu kabul ederken, bazılarınız inkar etti." Bu anlam, birinci ve ikinci cümlenin birlikte okunmasından çıkmaktadır... b) "Sizi O yarattı ve mümin veya kafir olmakta sizleri serbest bıraktı. O bu konuda sizleri zorlamadı. İman veya inkârınızdan sorumlu olan sizlersiniz." Bu anlamı sonra gelen, "Allah yaptıklarınızı görmektedir." şeklindeki cümle de teyit etmektedir.Yani, size bu serbestiyi vermekle, sizin bu serbestiyi nasıl kullanacağınızı denemektedir. c) "O, iman edersiniz diye, sizi selim fıtrat üzere yarattı. Ancak bu fıtrat üzere yaratıldıktan sonra, kimileriniz fıtratının aksine inkar etmiş, kimileriniz ise fıtratı doğrultusunda iman etmek suretiyle, yaratıcısına tabi olmuştur." Bu âyet Rum sûresi'nin 30. âyeti ile birlikte mütalaa edildiğinde, yukarıdaki anlam daha sarih anlaşılır. "O halde yüzünü hanif olarak dine, Allah'ın insanları kendisi üzerine yarattığı fıtrata döndür." "Allah'ın yaratılışında bir değişim yoktur. İşte dosdoğru din. Ama insanların çoğu bilmiyorlar." d) Allah'ın sizi nasıl yarattığını düşünecek olursanız O'nun si-ze verdiği nimetlerden, yine O'nun verdiği vücut sayesinde istifade edebildiğinizi görürsünüz. Şayet O sizi bu şekilde yaratmış olmasaydı, sizler yaratıcınıza karşı gelme imkanı bile bulamazdınız. Fakat bazılarınız hiç düşünmeden, yahut yanlış düşünerek inkar yoluna geçerken, bazılarınız da iman ederek, fıtrat üzere olan doğru yola tabi olurlar. Sizi O yarattı. Mü’min ve kâfir olma konusunda sizleri serbest bıraktı. Allah sizi böyle yaratmasaydı, asla O’na küfretme imkânı bulamazdınız. Öyle değil mi? Şu anda inkâr ederken bile insan O’nun verdiği ağzı kullanmaktadır. İman edesiniz diye Allah sizi selim bir fıtrat üzere yarattı. İnsan, İslâm fıtratı üzerine yaratılmıştır. Ama sonradan haricî etkilerle kiminiz bu fıtrî özelliğini öldürerek kâfir oluyor. Unutmayın ki Allah yaptıklarınızı görmektedir. Allah yeryüzünde böyle bir yasa koymuştur. İnsanları özgür yaratmıştır. Kimseyi ne mü’min olmaya, ne de kâ-fir olmaya zorlamamıştır. Hattâ Rabbimiz kendilerindeki geçici güç ve kuvvetlerini Allah’tan değil de kendilerinden zannederek kendisine kafa tutmalarına, kendisiyle savaşa tutuşmalarına bile müsaade et-mektedir. Yeryüzünde Allah’a hayat hakkı tanımayacağız, yeryüzünde Allah’a inanmış bir tek Müslüman bırakmayacağız şeklindeki hezeyanlarına bile müsaade etmektedir. Rabbimiz yasayı böyle koymuştur. Eğer Rabbimiz dileseydi, yeryüzünde bir tek kâfir yaratmaz, hiç kimse de O’na küfredemezdi. Dikkat ediyor musunuz? Rabbimiz imana da, küfre de imkân veriyor. Bu ne büyük bir hürriyet? Kullarını yoktan yaratan O, onların muhtaç oldukları rızıklarını, yağmurlarını, sularını, havalarını, güneşlerini, yaşam şartlarını yaratan O, ama şu rahmete bakın ki onları illâ da bana kulluk yapacaksınız, illâ da bana bütün bu verdiklerime karşılık teşekkür edeceksiniz demiyor. Düşünün şu anda yeryüzünde hiçbir beşerî sistem Allah’ın kullarına verdiği bu hürriyeti vatandaşlarına vermiyor. Bizim gibi düşüneceksiniz! Bizim gibi inanacaksınız! Bizim istediğimiz şekilde giyineceksiniz! Bizim dediklerimizin dışına çıkmayacaksınız! Laik olacaksınız! Kemalist olacaksınız! Demokrat olacaksınız! Vs, vs… İşte yasaları belirleme hakkını Allah’tan alıp, Allah’ı ha-yata karıştırmayıp Allah’tan başkalarını hayatta söz sahibi kabul ederseniz, Rabbinizin size tanıdığı hakların milyarda birini bile elde etme hakkınız kalmayacaktır. Evet, kâfir, küfrü takdir edilen ve üzerine yüklenilen, mümin i-se, imanı takdir edilen ve gereğini yapmaya muvaffak kılınan demektir. Yâni Allah sizi ilmî olgunlukların ve ameliyenin prensiplerini içeren güzel bir yaratılışla yaratmış, bununla beraber bazılarınız yaratılış gereğinin aksine olarak küfrü tercih etmiş ve böylece kâfir olmuş, ba-zılarınız da yaratılışının gereği olarak imanı tercih etmiş ve mümin ol-muştur. Halbuki üzerinize vacip olan hepinizin imanı tercih edip halk ve icat nimetine ve ona bağlı diğer nimetlere şükretmekti. Siz ise yaratılışınız itibarıyla buna kabiliyetli olduğunuz halde öyle yapmadınız da kiminiz kâfir, kiminiz mümin olup gruplara ayrıldınız. Mamafih bu grup ve fırkalara ayrılmayı, Cebriye'nin dediği gibi kulun hiç bir rolü olmayarak sırf Allah'ın takdirine nispet etmek nasıl doğru değilse, Mutezile'nin anladığı gibi Allah'ın yaratma ve takdiri ol-aksızın sadece kulların yaratmasına nispet de doğru değildir. Ebu Zerr demiştir ki: "Resulullah (s.a.v) buyurdu ki: “Meni rahimde kırk gün durunca ona nüfus meleği gelir, sonra O Allah'a yükseltilir. Melek "Ya Rab, Erkek mi dişi mi?" der. Allah Teâlâ ne kaza buyuracaksa buyurur. Sonra melek "Cehennemlik mi cennetlik mi?" der. Böylece ne ile karşılaşacaksa o yazılır." Ebu Zerr bu hadisi rivayet edip Te-ğâbün Sûresi'nin baş tarafından üç âyeti 3. âyet'e kadar okumuştur. (Suyuti, Durru’l-Mensur: 8/182)