Teğabûn Suresine Dön

Teğabûnالتغابن

5. Ayet

5Teğabûn Suresi
Mushafta Aç

اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُۘ فَذَاقُوا وَبَالَ اَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

Bundan önce (yaşamış olan) kâfirlerin haberi size gelmedi mi? Yaptıklarının vebali olan (azabı) tattılar. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

5. “Daha önce inkâr edip de, inkârlarının karşılığını tadan kimselerin haberi size gelmedi mi? İşlerinin vebalini tattılar. Onlara can yakıcı azap vardır.” Daha önceki kâfirlerin haberi size gelmedi mi? Sizden öncekilerin haberlerini duymadınız mı? Nuh kavmi kâfirlerinin, Hûd kavmi, Salih kavmi, Şuayb kavmi kafirlerinin, Medyen’in, Eykeliler’in, Allah’la savaşan ve ağızlarının payı verilen Firavunların haberleri size gelmedi mi? Duymadınız mı? Bilmediniz mi onların başlarına gelenleri? Benim kitabımda anlattığım helâk haberlerini gündemlerinize almadınız mı? İlgi kurmadınız mı Benim kitabımla? Okumadınız mı Araf’ı, Şuarâ’yı, Nemil’i, Kasas’ı, En’âm’ı? Onlar Benimle, elçilerimle, âyetlerimle dalga geçtiler, yan çizdiler, Bana kulluğa yanaşmadılar da sonunda işlerinin vebalini, amellerinin sorumluluğunu tattılar da işleri bitiverdi. Nuh’un (a.s) toplumu 950 yıl kendilerine Allah’ı anlatan, Allah’a kulluğa çağıran Nuh’u (a.s) dinlemedi de, içlerindeki bir kısım zalimlere tâbi oldular. Allah’a kulluğu terk edip içlerindeki bir kısım salih kişileri putlaştırıp Allah yerine ikâme ettiler de, bu eylemlerinin karşılığı olarak Rabbimiz onlara tufan azabını tattırıverdi. Âd kavmi gücünü, kuvvetini, medeniyetini, teknolojisini putlaştırıp Allah’a ve elçisine kafa tuttu da, bu eylemlerinin vebali olarak Rabbimiz de onlara yedi gün, sekiz gece taş yağdıran bir rüzgar gönderdi ve defterlerini dürüverdi. Semûd kavmi dünyayı kıbleleştirip saray, köşk sevdasına kapıldı da, Allah’ın kendilerine gönderdiği rahmet olan deveyi öldürme veballeri olarak, Rabbimiz korkunç bir sayha, müthiş bir çığlık göndererek işlerini bitiriverdi. Lût’un (a.s) kavmi cinsel ahlâksızlığı hemcinslerine götürecek, Peygamber misafiri meleklere saldıracak kadar doruklaştırdı da, Allah melekleriyle şehirlerinin altını üstüne getiriverdi. Firavun tanrılığa soyunmuştu da Allah denizin dibine gömüvermişti. Yani Allah hepsinin eylemlerinin karşılığını, vebalini tattırmış, acıklı bir azapla dünyada onlara ceza vermiştir. 'Vebâl', sözlükte, otlağın otunun ağır olması demektir. Bura-dan hareketle 'vebâl'e mecâzî olarak mutlak ağırlık ve tehlike, çekil-mez kötü sonuç anlamı verilmiştir. Kavram olarak, sonunda ceza olan fiil, sorumluluk ve azap kazandıran iş demektir. Vebal bir anlamda ağır günahtır. Kişi yaptığı bir işin sonunda, işlediği bir fiilin neticesinde ağır, çekilmez bir karşılık görür. Kişiyi bu ağır karşılığa götüren şeye vebâl denilmektedir. Türkçe'de de yaklaşık olarak aynı anlamda kullanılmaktadır. Mâide Sûresi 95. âyetinde hacc görevi yapanlara avlanmak yasakla-nıyor. İhramlı iken avlanan müslüman, öldürdüğü hayvanın dengi bir hayvanı kurban kesmeli veya fakirleri doyurmalı, ya da belirli bir oruç tutmalı. Âyetin sonu şöyle tamamlanıyor: "... Tâ ki böylece (ihramlı iken avlanan) yaptığı işin vebâlini tatsın." Demek ki, ihramlı iken av-lanma yasağını ihlâl eden kimse, yaptığı bu hatanın vebâlini yüklen-mekte, karşılık olarak da üç cezâdan birisini yerine getirmekle so-rumlu tutulmaktadır. Görüldüğü gibi bu cezalar tümüyle dünyalık ce-zâlardır ve hafiftir. Ancak bu âyetteki farklıdır. İnkârcılar, kendilerine gelen peygamberi dinlememenin, Allah'a karşı kibirlenmenin ve meydan okumanın karşılığını, yaptıkları işin sonucunu dünyalık cezâlar ile aldılar. Âhirette ise onları Cehennem azâbı beklemektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim, geçmiş kavimler içerisinde peygamberlerini dinlemeyen, azıp bozgunculuk yapan kimselerin başlarına neler geldiğini, hangi cezaları hak ettiklerini anlatmaktadır. İnsanların işlediği bütün amellerin karşılığı verilecektir. Sâlih amel işleyenler sevâbını, kötü işler yapanlar, günah işleyenler de onun karşılığını vebâl olarak alacaklardır. Kişinin yaptıklarına karşılık aldığı dünyalık cezâlara vebâl de denilebilir. Görünen o ki, kişi kendi yaptıklarının vebâlini kendisi çeker. Kimse kimsenin vebâlini yüklen-mez. Kur'an'da bu konuda ilginç bir örnek bulunmaktadır: "Küfre sapanlar, iman etmekte olanlara dedi ki: 'Siz bizim yolumuzu izleyin, sizin hatalarınızı biz yüklenelim.' Oysa kendileri, onların hatalarından hiçbir şeyi yüklenecek değiller. Gerçekten onlar, elbette yalancıdırlar." (Ankebût, 12) Evet, vebal; sonunda ceza, şiddet ve azap olan fiil, günah, sorumluluk ve kötü âkıbet anlamında Arapça bir kelime. Vebâl, mera’nın (otlağın) otunun son derece bol olması demektir. Bu manadan hareketle mecazi olarak mutlak ağırlık, vahamet ve çekilmez kötü sonuç olarak kabul edilmiştir. Vebal, Türkçe'de bu mana ile meşhurdur. Ağır günah manasında kullanılması da bundandır. Bu âyette geçen "vebâl", inkârcıların dünya hayatında karşılaştıkları sıkıntı ve çektikleri ceza demektir. Azap ise, ahirette kendilerine verilecek olan cezadır. Ayrıca kitabımızın başka âyetlerinde suç işleyenlerin işlediklerinin karşılığı olarak kendilerine dünyada verilen cezalar da işlenen suçun "vebâl"i olarak tanımlanmışlardır. Yine me-selâ Talak sûresinde: "vebâl" in dünya hayatındaki, "azab"ın ise, ahi-ret hayatındaki ceza olduğu açıkça anlatılmaktadır. "Rabbinin ve O'nun elçilerinin emrinden uzaklaşıp azmış nice memleketler halkı vardır ki, biz onları çetin bir hesaba çekmiş ve onlara şaşkınlık verecek bir cezaya çarptırmışızdır. Onlar yaptıklarının vebâlini tattılar. İşlerinin sonucu da tam bir hüsran o!muştur. Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde ey inanan, akıl selim sahipleri, Allah'tan korkun; Allah size bir uyarı(cı Kitap) indirdi" (Talak, 8, 9, 10). Hz. Muhammed (a.s) de, vebâle sebep olan çeşitli kötülükler-den uzak durmayı emretmiş ve bu husustaki bir hadiste şöyle buyur-muştur: "Biri, sendeki kusuru öğrenince, dedikodu yaparak seni kötü-lerse, sen onda bulunan herhangi bir kusurundan dolayı dedikodu-sunu yapma, onda bulunan kusurundan dolayı onu kınama, kötüleme. Böylece bu işin vebâli onun üzerinde olur" (Ebû Davud, Libâs, 24) Bütün bunlardan anlaşıldığı gibi, Yüce Allah insanların iyi veya kötü, her türlü amelini tespit eder. İyiliğin mükafatını ve kötülüğün de cezasını verir. İşlenen iyilik veya kötülüğün karşılığı olan mükafat ve-ya ceza, Yüce Allah tarafından dünya da verilebilir, ahirette de. İşte, insanların işlediği kötülük ve günahlarının karşılığı olan ceza dünya hayatında verilirse, ona vebâl, ahiret hayatında verilirse, ona da azap denir. Her insan, işlediği günahın karşılığı olan vebâl ve azabı, kendisi taşıyacaktır. Hiç bir insan başka bir insanın günahının karşılığı olan cezayı, onun yerine taşımayacaktır. Yüce Allah bu hususta şöyle bu-yurmuştur: Niye böyle yapmış Rabbimiz? Neden cezalandırmış onları?