6. “Bu, kendilerine peygamberleri belgelerle geldiğinde: “Bizi doğru yola bir insan mı eriştirecek?” diyerek inkâr edip gerçeğe yüz çevirmelerinden ötürüdür. Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığını ortaya koymuştur. Allah müstağnîdir, övülmeğe lâyık olandır.” Çünkü onlara Allah’ın elçileri apaçık âyetler, apaçık belgelerle, mûcizelerle geldiler. Allah’ın bu apaçık belgeleri karşısında, “bizi doğru yola bir beşer mi eriştirecek? Bizi hakka, hidâyete bir insan mı ulaştıracak? Bir beşer mi bize hidâyet edecek, yol gösterecek?” diyerek Allah’tan gelen hidâyeti, o hidâyeti getiren Allah elçilerini reddettiler, yüz çevirdiler; Allah da onlardan yüz çevirdi. Allah Ğanî’dir, zengindir, onların imanlarına, kulluklarına ihtiyacı olmayandır, Hamid’dir, övülmeye lâyık olandır. Eğer sizler de tıpkı sizden öncekiler gibi Rabbinizin sizden istediği bir kulluğu, bir hayatı yaşamaya yanaşmaz, keyfinize göre bir dünya yaşamaya kalkışırsanız, bilesiniz ki Allah sizden müstağnîdir. Allah'ın kimseye eyvallahı yoktur. Allah’ın ne namazlarınıza, ne oruçlarınıza, ne secdelerinize, ne kıyamlarınıza, ne çalışıp çabalamalarınıza, hiçbir şeyinize ihtiyacı yoktur. Allah size muhtaç değildir. Yeryüzündeki tüm kullar, melekler, peygamberler gibi Allah’a kulluk yapsalar bile, bu Allah’ın mülküne bir şey kazandırmayacağı gibi, hepiniz, tüm insanlar Firavun gibi Rabbinize düşmanlık etseniz, O’nunla savaşa tutuşsanız bile bunun bir sineğin kanadı kadar Allah’a bir zararı da dokunmaz. Allah’ın hiçbir zaman kullarından bir beklentisi, bir haceti yoktur. Dilerse sizin defterlerinizi dürer de, daha önce sizden öncekilerin yerine dünya sahnesine getirdiği gibi sizin yerinize de başkalarını halef kılar. Nuh toplumunu yok edip yerine Âd’ı getirip yerleştirdiği, isyanlarından dolayı Âd’ın da defterini dürüp yerine Semûd’u yerleştirdiği, küfürlerinden ötürü Semûd’u da yerin dibine batırıp yerine başkalarını getirdiği gibi... Veya Selçukluyu, Osmanlıyı yok edip şu anda onların yerine sizleri getirdiği gibi, sizi de yok edip yerinize başkalarını getirir. Öyleyse size hakim olan, sizin üzerinize Kahhâr olan Rabbini-ze teslim olup O’nun istediği hayatı yaşayın. Asla O’nun emirlerine isyan içine girmeyin. Bakın adamların itirazlarının temel dayanağı şu: “Yani şimdi bir beşere mi tâbi olacağız? Bir insan mı bizi hidâyet edecek? Bir beşer dedikleri Muhammed (a.s)… Beşer diye küçümsedikleri Nuh (a.s), Hûd (a.s), Salih (a.s), İbrahim (a.s), Musâ, Îsâ (a.s) … Bunlar mı Allah’ın bizim hidâyetimiz sebep kıldığı insanlar? Şimdi bizler bizim gibi bir insan olan bunlara mı tâbi olacağız?” diyorlardı. Peki dün de, bugün de bir beşer olarak Allah’ın elçilerine tâbi olmayan bu insanlar acaba kime tâbi oluyorlar? Kimi dinliyorlar? Dün de bugün de bu insanların tâbi olup itaat ettikleri beşer değil mi? Yöneticileri, yasa koyucuları insan değil mi? Hayatlarında söz sahibi kabul edip yasalarını uyguladıkları kimseler insan değil mi? Firavunlar, Karunlar, Nemrutla insan değil mi? Ya da şu anda peygamberi bırakıp ta kanunlarına tâbi oldukları egemen güçler insan değiller mi? Hattâ bir takım zalim güçler ki, onların zâlimlikleri herkes tarafından bilinmekteyken bile onları kendilerinin peygamberliğine, kendilerinin tanrılığına çağırdıkları zaman onlara itaat ediyorlar. İtiraz edemiyorlar. Ama bir peygamber çıkacak, onların mallarına, mülklerine göz dikmeyecek, onlardan ücret istemeyecek, ırz ve namuslarına tasallut etmeyecek, onlar hakkında hep ha-yır düşünecek, onları iyiliğe çağıracak, bir beşer diye ona tâbi olmazlarken, analarını ağlatan, kendilerini aptal yerine koyan, kendilerine sürüler gözüyle bakan öteki zalim beşerlere itaat edecekler. Gerçekten bu adamların mantığını anlamak mümkün değildir.