9. “Toplanma günü (hesap sormak) için, sizi bir araya getirdiği zaman, işte o, kimin aldandığının ortaya çıkacağı gündür; Allah'a kim inanmış ve yararlı iş işlemişse, Allah onun kötülüklerini örter, onları içinde temelli ve sonsuz kalacağı, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar; büyük kurtuluş işte budur.” Allah bir randevu, bir toplantı günü sizi toplayıp bir araya getirir. İşte o gün teğabun günüdür, aldanma, aldatma günüdür. Kazananların, kaybedenlerin açığa çıkacağı gündür o gün. Ğabn, ğaben kelimesi daha çok ticarî sahada kullanılır. Bu kelimeyi Rabbimizin kul-landığı gibi kıyametle alâkalı düşündüğümüz zaman, o günün teğa-bun günü olarak tavsif edildiğini görüyoruz. İnsanlardan pek çoğu bu dünyada gece-gündüz bir aldanışın içindedirler. Ama hakiki teğabun, gerçek aldanış, kıyamet günü ortaya çıkacaktır. Kıyamet günü kimin kazanıp, kimin kaybettiği, kimin kimi kandırdığı, kimin hakkının kime geçtiği, kimlerin ömür sermayesini yanlış bir işe, yanlış bir inanca yatırıp iflas ettiği, kimin doğru bir inanca, kârlı bir işe yatırıp sonunda kazananlardan olduğu açığa çıkacaktır. Bakın bu konuda bir hadis okuyayım: “Bir adam kıyamet günü hesap kitap için Allah huzuruna getirilir. Şu beş şeyden sorguya çekilmeden mümkün değil yerinden ayrılmayacaklardır.” 1: Malını nereden kazanıp nerelerde harcadığından. 2: Ne öğrendiği ve onunla ne amel işlediği konusundan. 3: Ömrünü nerelerde ne şekilde harcadığından.” Ne dersiniz? Haydi ölüp bir hesaba çekilelim. Allah’ın huzuruna bir çıkalım. Çıkalım da bir bakalım, aldananlardan mıyız, yoksa ka-zananlardan mı? 1: Ömrünü nerelerde ve ne şekilde harcadığından. Ömrümüz bize verilen en büyük emanettir. Hayatımızı Allah bize onun süresini belli etmeden, ne zamana kadar olduğunu demeden bize vermiş ve ey kulum, sen sana verilen bu ömürle beni razı edeceksin, haydi bakalım demiş. Ama şekilde görüldüğü gibi, işte peygamberim gibi demiş, bizi peygamberinin önünde tutmuş. Yasalarla belirlenen gibi demiş, Kur’an’ın huzurunda tutmuş. Çevrende bulunanlarla beraber demiş görsel âyetlerinin huzurunda tutmuş. Evet bir ömür vermiş ama bunun faturası ve hesabı sorulacak demiş. İşte yarın bir hesap birimi olarak bu bize mutlaka sorulacak. Ömrünü nerede ve ne şekilde harcadın. O zaman ömrümüzden harcadığımız bir bölüm adına soralım kendi kendimize. Diyelim saat beşi seçelim. Ne yaptık, nerede harcadık o zaman birimini? Zamanınız, mekanının, durumunuz, şekliniz, bi-çiminiz neydi, nasıldı? Ne yapıyordunuz? Kim dedi de yapıyordunuz? Nereye gidiyordunuz, nereden geliyordunuz, kim dedi diye gidip geliyordunuz? Neredeydiniz, neden? Yâni ömrün o bölümünü oraya niye verdiniz? Ne için verme ihtiyacı duydunuz? Kim dedi sizin orada olmanızı? Neden ordasınız? Peki nasıl ordasınız? Yâni o şekli, o biçimi sizden kim istedi? Çaresiz miydiniz? Ciddi misiniz? Allah kabul edecek mi bu mazeretinizi? Yâni Allah’ı aldatamayacağınızı bildiğinize göre kendi kendinizi kandırmaya çalışmayın. 2: Öğrendiklerimizden hesaba çekileceğiz. Neler öğrendik? O öğrendiklerimizi neden öğrendik? O öğrendiklerimizle neler yaptık, ne ameller işledik? Bunlar hesap sorusuymuş. Neler öğrendik? Eşya isimleri, plaka numaraları, şehir isimleri, artist isimleri, sokak isimleri, nehir isimleri, futbolcu isimleri, araba ve markaları, basınlar ve yayınlar, aktüaliteler, müzikler…. Peki nerde kullandık bunları? Ne işe yaradı bu öğrendiklerimiz? Meselâ araba kullanmayı bilmiyordunuz, öğrendiniz. Peki bu öğ-rendiğinizle ne yaptınız? Yerli dil, yabancı dil öğrendiniz, peki ne yaptınız? Nerde kullanmak içindi bu? Nice âletleri kullanmayı öğrendiniz, yani bunlar size zaman kazandıracaktı öyle mi? Tüm teknolojiyi âdeta evine taşımadan yana olan bir adam şöyle bir itirafta bulunmuştu: “Ben bana zaman kalsın diye her türlü araç ve gereci evime taşıdım, ama onlar benim zamanımı daha çok çaldılar ve bana zaman bırakmadılar” diyordu. Bizim ki de öyle mi? Her öğrendiğimiz bizi mutlu et-meliydi, acaba bu öğrendiklerimiz bizi mutlu etti mi? Yoksa tamamen aksine mutluluklarımızı param parça, darmadağın mı ettiler? A kare, c kare toplanınca ne olur, ne olmaz mı öğrendiniz? Bunu nerede kullandınız? Oysa ilim öğrenecektiniz, o size Allah’ı tanıtacak, sizi O’na kulluğa yönlendirecekti. Siz böylece Allah’ı tek Rabb ve İlah bilecektiniz, size cennet yollarını açacak, cehennem yollarınıza barikatlar koyacaktı. Var mı bunlar? 3: Malınız kazanma ve harcama yerleriniz. Nereden kazandı bölümü var ya şu anda gerçekten insan zorlanıyor. Nereden kazandı acaba? Adam biliyor aslında oradan mal kazanılmaz. İslâm ona kazanç demez. Ama insanlar bunu hiç düşünmüyorlar, olsun yeter ki di-yorlar. Gelsin de nereden gelirse gelsin diyorlar. Bir bölge bakkalına orada matematik öğreten bir öğretmen gelmiş; “aman bakkal, canım bakkal, ben çocuklara bir aydır çarpma işlemini öğretemedim. Toplamayı, çıkarmayı, bölmeyi öğrettim de a-ma bir türlü şu çarpmayı öğretemedim, lütfen gel de bir öğretiver” di-yor. Çarpmayı çok iyi biliyorlar ya adamlar. Herkes bir çeşit çarpıyor. Can ile çarpıyorlar, mal ile çarpıyorlar, ruhla, bedenle çarpıyorlar. Ya-ni ruh ve beden dengesini bozmak üzere nice çarpıklıklar üretiyorlar. Ama unutmayın ki yarın hesaba çekileceğiz. Nereden kazandık, nerelerde harcadık? Kimileri daha kazanmadan harcıyorlar. Cebindeki ka-dar harcamaya bırakmıyorlar insanları. İnsanlar teşvik edip onsuz ol-maz diyorlar, berikisi de harcamak zorunda kalıyor. Evet, vücudumuz, sıhhat ve âfiyetimizden sorulacak. Sağlığınızı nerede harcadınız? Nerede nefes tükettiniz? Gözünüzün ferini nerede tükettiniz? Nerede gırtlak patlattınız? Nerede burun çektiniz? Kimlere ve nelere kulak verdiniz? Sırtınızı kimlere ve nerelere dayadınız? Nerede harcadınız sıhhat ve âfiyetinizi? Bunların hesabını ver-meden oradan bir adım bile atamayacaksınız. Yâni Allah için bir bakın durumlarınıza. Acaba sizi hesaba çeken siz kendiniz olmuş olsaydınız ne diyecektiniz kendinize? Kurtuluş ümidiniz var mı? Yoksa eyvahlara başladınız mı? O zaman şimdiden bunu kendiniz söyleyin ve vazgeçin bu hayattan. Daha bir müslüman olmak için imkan arayın, imkan hazırlayın kendinize. O gün kazananların kazandığını, kaybedenlerin de kaybettiklerini anlayacakları bir gündür. Mü’minler kazandıkları cenneti, mü’-minler kurtuldukları, âzât oldukları cehennemi görecekler. Kâfirler hak ettikleri cehennemi ve kaybettikleri cenneti görecekler. İki kere gülecek, iki kere sevinecekler. Bir cenneti kazandıkları için, bir de cehennemden âzât olup kurtuldukları için. İki kere kahrolacak kâfirler… Bir cehenneme aktıkları, bir de cenneti kaybettikleri için… Müslümanlar kazandıkları cenneti, kurtuldukları cehennemi görecekler. Kâfirler ka-zandıkları ateşi ve kaybettikleri cehennemi görecekler. Biri aldanmış, biri aldatmış olacak. Biri kazanmış, biri kaybetmiş olacak. Zalimlerin, zulmedenlerin amelleri zulmettiklerine verilecek, zalimler kaybedecek, mazlumlar kazanacak. Mazlumların günâhları zalimlere yüklenecek, dünyada aldatanlar aldanacak, aldatılanlar aldatacak. Zira kıyamet günü mal, mülk yoktur. Zalim, kardeşine zulmetmenin yükünü yüklenecek. Onu burada indirmemenin aldanmışlığını taşıyacak. Dünyada kurtarıcılara, şâfîlere bel bağlayıp aldananlar, o gün herkesin kendi derdine düştüğünü görünce aldanmışlığı yaşayacaklar. Öyleyse: Kim Allah’a Allah’ın istediği gibi inanır ve salih amel işlerse, hayatında bu imanını görüntülerse, iman kaynaklı bir hayat yaşarsa, Allah onun tüm seyyiatını, tüm günâhlarını örtecek, tüm sıkıntılarını, tüm problemlerini çözecek, geçmişini sıfırlayacak ve onu altlarından ırmaklar akan cennetlere girdirecek. Onlar ebedîyen o cennette kalacaklardır. Sıkıntı yok, dert yok, problem, yaşlanma, ölüm, hastalık yok; ebedîyen orada mutlu bir hayat yaşayacaklar. İşte en büyük kurtuluş, en büyük başarı, en büyük kazanç budur.