22-23. “Arkadaşınız Muhammed asla deli değildir. Andolsun ki, o, Cebrâil’i apaçık ufukta görmüştür.” Düne kadar aralarında büyüyen ve kendisine Muhammedü’l Emin dedikleri peygambere mecnun diyorlardı. Bildikleri, tanıdıkları, birlikte yaşadıkları, içlerinde büyüyen, çocukluğuna, gençliğine şahit oldukları, doğruluğuna, dürüstlüğüne şahit oldukları peygambere deli diyorlardı. Allah diyor ki, “arkadaşınız deli değildir.” “Arkadaşınız” ifadesiyle Rabbimiz onları bu konuda düşünmeye çağırıyor. O yabancı birisi değil sizin arkadaşınızdır. Sizin içinizde doğup büyüyen, bildiğiniz tanıdığınız bir kimsedir. Daha önce ona Muhammedü’l Emin diyen sizler değil miydiniz? Hiç düşünmüyor musunuz? Bir adam belli bir zaman dilimi içinde hem akıllı hem deli, hem güvenilir hem hain olabilir mi? Ne zaman mecnun demişlerdi ona? Ve ne için mecnun demişlerdi? Peygamberliğini ortaya koyduktan, Kur’an okumaya, Allah’tan aldığı mesajı insanlara ulaştırmaya ve insanların hayatlarına karışmaya başladıktan sonra demişlerdi bunu. Kur’an’da Allah’ın kendisine indirdiklerini insanlara dediği, duyurduğu için, insanların hayatlarının bozukluklarını eleştirip onları Allah’ın istediği kulluğa çağırdığı için, böylece insanların rahatlarını, keyiflerini kaçırmaya başladığı andan itibaren bunu demişlerdi. Yani Kur’an okuduğu, Kur’an’la amel ettiği, hayatını Allah için yaşamaya başladığı için demişlerdi ona bunu. Bugün de öyle. İnsanların hayatına karışmadığınız müddetçe, onların bozukluklarına ilişmediğiniz sürece, onlara hakkı duyurup bâtıllarını tenkit etmediğiniz sürece sizden iyisi yoktur. Ama insanların hayatlarına karıştığınız zaman diyemeyecekleri yoktur size. Kur’an okumaya başladı, Kur’an duyurmaya başladı diye mec-nun diyorlardı. Halbuki bakın Rabbimiz Kalem sûresinde bunun tamamen zıddını anlatır: “Ey Muhammed! Sen Rabbinin nîmeti ile deli değilsin.” (Kalem 2) Allah diyor ki, “ey peygamberim! Sen Rabbinin nîmeti ile, Rab-binin nîmeti sayesinde asla deli değilsin, mecnun değilsin.” İşte anlıyoruz ki bu, kişinin deli olmamasının delilidir, tescilidir. Öyleyse mecnunluktan kurtulmanın yolu Kur’an’la beraber olmamızdadır. Cinlerin tasallutundan kurtulmanın yolu da budur. Eğer Allah’ın nîmetiyle berabersek, eğer Kur’an’la berabersek, eğer hareket noktamız Kur’an’sa, o zaman kesinlikle bilelim ki biz deli değiliz, mecnun değiliz. Ama eğer Kur’an’la beraber değilsek, Kur’an’ı tanımıyorsak, istinat noktamız Kur’an değilse, o zaman kendimizden şüphe edebiliriz. Deli olduğumuza hükmedebiliriz. Birine “Kur’an oku ve anlat,” dediğinizde, adam, “yahu deli derler. Ben bunu yapmaya başlarsam çevrem deli der bana” diyor. Halbuki Allah öyle demiyor. İnsanlar arasında deli olmaktan kurtulmanın yolu da, iki ayaklı cinlerin tasallutundan kurtulmanın yolu da, öteki cinlerin şerlerinden korunmanın yolu da bu kitapla tanışmaktan geçer bunu asla unutmayalım. Arkadaşınız asla deli değildir ve: O arkadaşınız, o Resul andolsun ki Cebrâil’i apaçık bir ufukta görmüştür. Kitabımızın başka yerlerinde de anlatıldığına göre Rasu-lullah efendimiz kendisinden önce hiçbir peygambere nasip olmadığı halde Cebrâil’i, vahiy meleğini aslî şekliyle görmüştür. Doğu taraftan, yüksek, apaçık ufuk cihetinden görmüştür. Bu konuda hadis kitaplarında epey bilgi var. O peygamberimiz Cebrâil’i görmüştür. O sizin görmediklerinizi görmüştür, onun içindir ki: