4. “Doğurması yaklaşmış develer başıboş bırakıldığı zaman;” On aylık doğurması yaklaşmış gebe develer terk edildiği zaman. Araplarda en kıymetli varlık çöl tankları olan develerdir. İlk planda onlara seslenen sûrenin bu âyetinde Rabbimiz o gün en kıymetli mallarınızı, develerinizi terk edeceksiniz, buyuruyor. Ne anlatıyor Allah burada? Deveyi mi anlatıyor? Hayır, kulluğu anlatıyor. Diyor ki Rabbimiz, o gün en çok sevdiklerinizi, gözünüzü üzerinden ayırmadıklarınızı, ben bunsuz olmam, ben bunsuz yapamam dediklerinizi terk edeceksiniz. On aylık, doğumu yaklaşmış gebe develeri terk edeceksiniz. On aylık doğumu yaklaşmış gebe deve, Arabın gözünde sanki iki deve, bir buçuk devedir. O anda çok kıymetlidir onun gözünde. Gözü-nü ayırmaz Arap onun üzerinden. İşte kişi o gün canı gibi sevdiği, bu gözbebeği dişi devesini salıverecek. Terk ediverecek, ilgilenemeyecek onunla. Niye? Çünkü işi var da ondan. Onun ondan daha büyük derdi var da ondan. Kıyametin dehşetiyle meşguldür o. Abese sûresinde Rabbimiz şöyle buyurur: “O gün, kişi kardeşinden, annesinden babasından, karısından ve oğullarından kaçar. O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır.” (Abese 34-37) O gün herkesin başını aşkın derdi olacak. O gün hiçbir sıcak dost, hiçbir sıcak dosta sıcak bir kucak açamayacak. Kimse kimsenin halini hatırını, soramayacak veya kimse kimsenin durumunu muhasebe edemeyecek. Karısı, oğlu, kızı, kardeşi, anası, babası bile olsa herkes kendi başının derdiyle meşguldür. Birbirlerini görüp geçecek, veya görmezden gelecek. Hiç kimse yakınıyla yakınlığını bile inceleyip düşünemeyecek. Yani insanın kendisiyle uğraşmaktan başka hali kalmayacak. Herkesin başından aşkın işi ve derdi olacak. İşte böyle bir ortamda çok kıymetli gördüğünüz, terk edemediğiniz, aman ha dediğiniz, üzerine titrediğiniz, gözünüzü üstünden ayırmadığınız neyiniz varsa hepsini terk edeceksiniz. Hayatta değer verip başınıza, bağrınıza bastığınız, bunsuz olmaz dediğiniz, ben bundan uzak duramam! Bunsuz ben yapamam! yaşayamam! dediğiniz her şeyinizi terk edeceksiniz. Terk edilecek altınlar, terk edilecek gümüşler, dolarlar, develer, atlar, fiyatlar, muratlar, makamlar, koltuklar, kanepeler, kanaryalar, akvaryumlar, bürolar, kasalar, keseler, mağazalar. Aman ha dedi-ğiniz, üstüne titrediğiniz, onsuz olamaz dediğiniz her şey terk edilecek. Arabın gözünde en kıymetli malı on aylık gebe deveydi. Sizin gö-zünüzde de en kıymetli neyiniz varsa hepsini terk edeceksiniz. Bugün uğruna saptığınız, uğruna kulluğu terk ettiğiniz, uğruna ilme zaman bulamadığınız, uğruna çoluk çocuğunuza zaman ayıramadığınız, gece gündüz toplamak üzere çırpındığınız en canım mallarınızı yarın terk edeceksiniz. Yarın onların yüzüne bile bakmayacaksınız. Meselâ birileri size, “bak senin canına okuyacağım! Ya bu ge-ce sabah olmadan şehri terk edeceksin, yahut da seni öldüreceğim!” dese. Ve kesinlikle bilseniz, anlasanız ki adam dediğini mutlak sûrette gerçekleştirecek. Ne yaparsınız? Canınızı kurtarma adına her şeyinizi bırakıp giderken bir şeyler almak istersiniz. Götürebileceğiniz kadar, yükte hafif pahada ağır bir şeyler alırsınız. Meselâ tek elbise, tek saat, tek ceket, tek gömlek gibi neyse işte o hengamede onu da terk edeceksiniz. Veya meselâ şu sırtınızdaki dağ lav püskürecek ve bu dağın lavları 3 dakika sonra şehri basacak, evlerinizi basacak deseler, ne alırsınız? Üç dakikada nelerinizi alıp kaçarsınız? Belki en fazla karınızı, çocuklarınızı kaptığınız gibi kaçarsınız değil mi? Yarın kıyametin kopuşu hengamesinde onları da alamayacak, onları da kurtaramayacaksınız. Adam vitrin yaptırmış evine 900 milyona, camlarını beğenmemiş, dördüncü defa değiştiriyor. Gözbebeği akvaryumu, koltuğu, kanepesi, avizesi ve daha nesi, nesi var. Dünyada rahatını temin edecek her şeyi var. Şimdi böyle bir adam gece saat 3’te mışıl, mışıl uykudayken çok sevdiği, samimi bir dostu, yalan söyleme ihtimali milyarda bir olan güvendiği bir dostu telefon etse ve “Kardeş, evine bom-ba yerleştirdiler! Seni sevdiğim için uyarıyorum! 2 dakika sonra evinde bomba patlayacak! Başının çaresine bak!” dese. Ne yapar bu adam? Hemen fırlar en fazla ne alabilir evinden? Hangi eşyalarını kapıp kurtarabilir bu durumda? Belki can havliyle çocuklarını kucaklayıp, hanımını uyandırıp dışarı atar kendini değil mi? Tam kapının ağzında kendini dışarı atarken hemen kucaklayıp sormak lazım bu adama: Nereye? Canımı kurtarmaya diyecek. Tam o esnada demek lazım bu adama: Be birader Mevlâ sana kulluk yapsın diye hayat vermiş, sende bu hayatı bu rahatın içine gömmüşsün. Hakkın var mıydı buna? demek lazım. Bu gece telefon eden arkadaşınız ne kadar doğru söylüyor? Onun söylediğinin gerçekleşme şansı ne kadar? Ya da o arkadaşınız sizi ne kadar seviyor? Sizi ne kadar koruyabiliyor? Vallahi de billahi de Rabbiniz ondan daha kesin ifadelerle bakın size haber veriyor. Sizi çok yakın, göz açıp yumacak kadar yakın bir kıyametle uyarıyor. Vallahi o an gelip çattığı zaman çocuklarınızı, hanımlarınızı bile haberdar edemeyeceksiniz. Ansızın sizi yakalayacak bir kıyametle uyarıyor Al-lah sizi. Gelin Rabbinizin uyarısına kulak verin. Gelin o gün kendinizi kurtaracak amellere yönelin. Yarın terk edeceğiniz, yüzüne bile bakmayacağınız şeylerin peşinde ömür tüketmekten vazgeçin de Rab-binizi razı edecek amellere koşun. Peşinde koştuğunuz, elde etmek için çırpındığınız, aman bunsuz olmaz dediğiniz her şeyi terk edeceksiniz o gün. İnsanlar en kıymetli mallarını terk ettikleri zaman. Başka?