Tevbe Suresine Dön

Tevbeالتوبة

110. Ayet

110Tevbe Suresi

لَا يَزَالُ بُنْيَانُهُمُ الَّذ۪ي بَنَوْا ر۪يبَةً ف۪ي قُلُوبِهِمْ اِلَّٓا اَنْ تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ۟

(Samimi bir tevbe ve pişmanlıktan ötürü) kalpleri paramparça olmadıkça kurdukları o bina kalplerinde şüphe (kaynağı) olarak kalmaya devam edecektir. Allah, (her şeyi bilen) Alîm ve (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir.

Dipnot

Ayet, yeryüzünde bulunan mescidleri “Takva” ve “Dırar” mescidleri olarak iki kısma ayırmıştır:

Takva mescidleri; içinde yalnızca Allah’a (cc) kulluk edilen, hiçbir şeyin O’na ortak koşulmadığı (9/Tevbe, 107-109), yalnızca Allah’ın (cc) adının anılıp yüceltildiği (24/Nûr, 36), içinde Allah’ın (cc) nur ve hidayeti olan vahyin okunduğu (24/Nûr, 35), müminlerin dünya hayatının kirinden arındığı (24/Nûr, 37) yapılardır.

Dırar mescidleri; müminlere zarar vermek, küfrü yaygınlaştırmak, müminleri bölmek ve Allah’a (cc) savaş açmış mücrimlerin karargâh olarak kullanması için inşa edilen ve adına “mescid” denen yapılardır.

Bugün, Allah’ın (cc) yasalarını yürürlükten kaldıran, tevhide ve muvahhidlere düşmanlık eden, zan, hurafe ve menkıbeyi din kaynağı kılmaya çalışan sistemlerin bir yandan İslam’a savaş açması, öte yandan ısrarla mescid inşa etmesi üzerinde dikkatle düşünülmelidir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

110. “Yaptıkları bina, kalplerinde bir şüphe ve ıstırap kaynağı olmakta kalpleri paralanana kadar devam edecektir. Allah bilendir, Hakîmdir.” Onların Allah’a kulluk ve takvadan uzak olarak yaptıkları binaları, yaşadıkları hayatları sürekli kalplerinde bir şüphe ve ıstırap kaynağı olarak kalacaktır. Bu durum onların kalpleri parçalanıncaya kadar, kalpleri paramparça oluncaya kadar devam edecektir. Allah her şeyi en iyi bilen ve yaptığı her şeyi bir hikmetle yapandır. Evet bu münâfıkların takvaya istinat etmeyen binaları yıkılıp gitmiştir ama hâlâ onların kalplerinde müslümanları bölüp parçalama arzusu devam edip gidecektir. Fırsat buldukları takdirde başka mescitler, başka müesseseler kurarak yine Allah’la savaşımlarını sürdürmeye devam edeceklerdir. Tabii bunların karşısında müslümanlar da sürekli uyanık kalmak zorunda olacaklardır. Allah’ın hükmünün geçerli olmadığı, Allah’ın ve dininin açıkça ortaya konamadığı isimleri dırar mescidi olmasa bile bu mescitleri takvaya çevirmek, içinde sadece Allah’ın adının yüceltildiği, sadece Allah talimatlarının gündeme getirildiği, sadece Allah’a kulluğun icra edildiği, peygamber dönemi fonksiyonlarının icra edildiği mescitlere çevirmek zorundadırlar. Âyetin bir başka mânâsı da şöyle olacaktır: Gerçekten kâfirler, münâfıklar ve müşrikler binalarından, yaşadıkları bu dünya hayatında sürekli bir kuşku içindedirler. Yaşadıkları hayattan, inançlarından, yollarından, âkıbetlerinden hep bir şüphe içindedirler. Allah’ın yokluğuna, dinin yokluğuna bina ettikleri hayatlarından hiç bir zaman emin değildirler. Kur’an konusunda, vahiy konusunda, bu vahyin Al-lah’tan gelişi konusunda, peygamberin hak olup olmadığı konusun-da, öldükten sonra tekrar dirilme konusunda şüphe içindedirler. Allah berisinde tapındıkları varlıkların ilâhlığı konusunda kuşku içindedirler. Hayatlarından ve tapındıklarından emin değildirler. Acaba mı diye bir tereddüt içinde kıvranmaktadırlar. Kalpleri parça parçadır. Evet hiç bir kâfir Allah yok derken bundan emin değildir. Hiç bir kâfir diriliş yok derken bu konuda emin değildir. Çünkü bu konuda itminan ancak bilgiyledir. Hiç kimse Allah’ın olmadığı, âhiretin olmadığı konusunda açık bir bilgiye sahip değildir. Hiç kimse Allah’ı diskalifiye edip Ondan başkalarına da kulluk yapılacağı konusunda, şirk konusunda bir bilgiye, bir delile sahip değildir. Onun içindir ki bu adamlar tüm hayatlarını şüpheler, zanlar üzerine bina etmişlerdir, şüpheye dayalı bir hayat manzumesi geliştirmişlerdir. Şüpheyi inançlarının te-meli yapmışlar, bir yarın kenarına ev kurmuşlar ve böylece hayatlarını ziyan etmişlerdir. Evet Allah’tan gelen hak olan bir kitaba inanmayan, Allah bil-isine güvenmeyen, vahy e karşı gözlerini ve kulaklarını kapatarak kendilerine göre bir dünya Kur’an insanlar elbette her şeyden şüphelenmek zorundadırlar. Bir şüpheden öteki şüpheye böyle bocalayıp duracaklardır bunlar. İşte görüyoruz, kitaba inanmayan, peygamberi reddeden insanlar bu kararlarında, bu tavırlarında hiç bir zaman emin gözükmü-yorlar. Allah’ı, kitabı, peygamberi inkâr ediyorlar ama içleri rahat değil. Kitaba ve peygambere karşı takındıkları bu tavır karşısında sürekli ra-hatsızlık duyuyorlar, sürekli bir tedirginlik yaşıyorlar, bunalımlar içine düşüyorlar. Hem reddediyorlar Allah’ı ve dinini hem de içlerini kemiriyor bu gerçek. Peygambere yalancı diyorlar ama kalpleri bunun tamamen tersini söylüyor. Ona mecnun diyorlar ama vicdanları bunun aksini söylüyor. Âdeta hastalığa tutulmuş insanlar gibi çok tuhaf tavırlar sergilemekten geri kalmıyorlar. Kâfirlerin durumlarını böylece ortaya koyduktan sonra Rab-bimiz, bundan sonraki âyetinde de mü’minlerin durumlarını anlatacak. Sadece mü’minlerle yapmaya razı olduğu bir alışverişten söz edecek: